Fahiş fiyatlar.
Kandıranlar.
Kandırılanlar.
Doğruyu eğip bükenler.
Alışveriş dediğin şey basit bir değiş tokuştu bir zamanlar:
Ben sana emeğimi veririm, sen bana ihtiyacımı.
Arada güven olurdu. Şimdi o güven, etiketlerin arasında kayboldu.
Peki, alışveriş bu kadar güveni sarsarsa ne olur?
Güven çökünce sadece cüzdan boşalmaz
Ekonomi güvenle ayakta durur derler. Doğru. Ama mesele sadece ekonomi değil.
Güven çökünce insanın içi de çöker.
Bir ürün alırken şüphe duyuyorsan,
Bir hizmet alırken “acaba kazık mı yedim?” diye düşünüyorsan,
Bir markanın sözünü ciddiye alamıyorsan…
Sorun fiyat değildir artık.
Sorun ahlaktır.
Güven kaybolduğunda toplum savunmaya geçer. Herkes birbirine potansiyel tehdit gibi bakar.
“Ben kazıklanmayayım da gerisi ne olursa olsun” zihniyeti yayılır. Ve bu zihniyet yayıldığında herkes kaybeder.
Fahiş fiyatın arkasındaki asıl mesele
Fiyat yükselir. Maliyet artar, kur artar, risk artar… tamam.
Ama bazen fiyat artmaz, fırsatçılık artar. İşte o an mesele ekonomi değil, karakter meselesidir.
Bir kriz anında malı depolayıp fiyatı şişirenle,
Ürünü olduğundan büyük gösterenle,
Reklamla umut satıp içini boş bırakanla…
Sorun sadece ticaret değildir. Sorun “insanlık kalitesi”dir.
Çünkü ticaret aynadır. Toplum nasılsa piyasa da odur.
“Daha çok” gerçekten ne kazandırır?
Daha çok para,
Daha çok güç,
Daha çok pazar payı,
Daha çok kâr,
Peki, daha çok huzur?
Orada işler karışıyor.
“Daha çok” hırsla kazanıldığında insanı büyütmez, gerer.
Kısa vadede kazandırır gibi görünür, uzun vadede yalnızlaştırır.
Huzur; kazandığın miktarla değil, Kazandığın şekilde ilgilidir.
Birini kandırarak büyüyen iş, sahibini içten içe küçültür. Çünkü insan, kendi vicdanıyla baş başa kaldığında pazarlama dili işe yaramaz.
Huzurlu Ölümsüzlük Mümkün mü?
Ölümsüzlük derken kastedilen şey mezar taşındaki tarih değil. İtibar.
Bir marka ölür mü? Ölür.
Bir şirket unutulur mu? Unutulur.
Ama güven bırakan bir isim kolay silinmez.
Huzurlu ölümsüzlük;
İnsanların arkanızdan “iyi insandı” demesiyle başlar.
“Dürüsttü” demesiyle devam eder.
“Güvenilirdi” demesiyle kalıcı olur.
Daha çok para, daha çok reklam, daha çok büyüme…
Bunların hiçbiri tek başına ölümsüzlük vermez.
Ama güven verir.
Asıl mesele: Yetmek bilmek
Belki de sorun “daha çok” istemek değil.
Sorun “ne pahasına olursa olsun daha çok” istemek.
Yetmek bilmek tembellik değildir. Aksine, karakter gücüdür.
Daha çok kazanabilirim ama adaletsiz yapmam.
Daha çok satabilirim ama yanıltmam.
Daha çok büyüyebilirim ama güveni feda etmem.
İşte gerçek zenginlik burada başlar.
Son soru; Alışveriş güveni sarsarsa ne olur?
Toplum küçük küçük çatlar.
İlişkiler hesaplaşmaya döner.
İnsanlar birbirine değil, fırsata bakar.
Ve en kötüsü: İyiler susarsa kötüler norm olur.
O yüzden mesele sadece fiyat değil.
Mesele ahlak.
Mesele vicdan.
Mesele haksızlıkla oluşturulan “daha çok”un bizi insanlıktan ne kadar uzaklaştırdığı.