OKAN KONYALIOĞLU - Askon Demir Çelik & Mechanics & Design Center Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı
Çin’de her şey her kalitede üretilebilir hale geldiğinden, Çin artık ucuz ürünle değil; emsallerinden farklı, daha inovatif, daha kaliteli, daha fonksiyonel, kısaca daha fazla katma değerli ürünlerle küresel pazarda tercih edilmeyi ve güçlü kalmayı hedefliyor.
Çin'in 15’inci Beş Yıllık Planı, ülkenin üretim gücünü düşük maliyetli imalattan yüksek teknoloji ve stratejik bağımsızlığa dayalı bir ekonomik yapıya dönüştürme hedefini ortaya koymaktadır. Plan iki ana eksen üzerine kurulmuştur:
1. Stratejik yeni gelişen endüstriler (Bugün ticari olarak ölçeklenmiş sektörler):
- Yapay zekâ destekli bilgi teknolojileri
- Elektrikli araçlar ve batarya teknolojileri
- Robotik sistemler
- Yeni nesil malzemeler
- Biyoteknoloji
- İleri üretim ekipmanları
- Havacılık ve uzay
2. Geleceğin Endüstrileri (2030 sonrası dönemde küresel liderlik hedeflenen alanlar):
- Kuantum teknolojileri
- Hidrojen ekonomisi
- Nükleer füzyon
- Beyin-bilgisayar ara yüzleri
- İnsan benzeri robotlar ve fiziksel yapay zekâ (Embodied AI)
- 6G iletişim altyapıları
- Drone, eVTOL (Electric Vertical Take-Off and Landing Aircraft-Elektrikli Dikey Kalkış ve İniş Yapabilen Hava Aracı) ve düşük irtifa hava taşımacılığı ekosistemi
Çin resmi makamlarının açıklamalarına göre bu sektörlerin toplam çıktısı 2025’te 870 milyar USD seviyesine yaklaşmış ve 2030’da 1,45 trilyon USD seviyesini aşacağı öngörülmüştür. Bu rakamlar, Çin’in stratejik sektörleri artık niş teknoloji alanları değil, ekonominin yönünü belirleyen büyük ekonomik hacimler olarak tasarladığını da teyit etmektedir. Çin bu yeni planı “yüksek kaliteli kalkınma modeli” olarak da tanımlıyor. Çin, küresel dinamiklerin ve iç talebin geleceğini analiz ettiğinde; bugüne kadar oluşturduğu ölçekte (kapasite) yeterli seviyeye gelindiğini, daha fazla ölçek büyütmenin bu andan itibaren avantaj olmaktan çıkıp iç fiyat savaşına, dünya pazarında düşük kârlılığa, aşırı stoklara ve küresel ticaret gerilimlerine yol açacağını değerlendirmiş. Bu nedenle Çin, iç ve dış taleplere karşı ulaştığı kapasite yeterliliğinin de öz güveni ile artık üretmenin değil satabilmenin öne çıkacağı bir modele geçişin zorunluluğu üzerine sanayisini yeniden şekillendiriyor.
Çin, iç tüketimi de yalnızca talep yaratmak için değil, sanayinin dönüşüm yönünü belirlemek için kullanıyor. Buzdolapları, çamaşır makineleri, televizyonlar, klimalar, su ısıtıcıları ve bilgisayar gibi ev aletleri yanında tanesi 6000 RMB’yi (CNY) veya 900 USD değerini geçmeyen cep telefonu, tabletler, akıllı saatler ve akıllı bileklikler gibi dijital ürünlerde takas programları yapılmakta ve nihai fiyatların %15’ine kadar takas indirimi uygulanmakta. Bu tür tüketim ürünleri takas/yenileme politikalarıyla Çin, yeşil ve akıllı ürünlere yönelimi destekleyerek ekonomik büyümeye katkı sunmakta ve devlet tüketicinin neyi alacağını, üreticinin neyi geliştireceğini ve pazarın hangi teknolojiye yöneleceğini aynı politika seti içinde yeşil dönüşüm ve atık yönetimi ile birlikte ele almaktadır. Böylece yeşil ürün, akıllı cihaz, dijital platform, ödeme altyapısı, döngüsel ekonomi ve lojistik hızı aynı zincirinin halkaları haline gelmektedir.
Canton Fuarı, 3 farklı temada ardışık 3 haftalık bir dönemi kapsıyor ve bu şekilde yılda 2 kez icra ediliyor. 1957 yılında başlayan ve nisan ayında 139’uncusu düzenlenen Canton Fuarı’nda bu yıl önceki yıllara kıyasla; ardışık işlemleri tek gövdede yapabilen entegre robotik sistemler, hareket kabiliyeti ve eksen sayısı artırılmış yapay zeka destekli kaynak robotları, otomasyon çözümleri, farklı kullanım amaçlarına yönelik drone teknolojileri, endüstriyel teslimat çözümleri & lojistik ve depo uygulamaları, otonom sistemler ve yeni nesil (daha hassas, daha hızlı ve işletme maliyeti daha düşük, çok fonksiyonlu) metal işleme merkezleri dikkatimizi çeken konular oldu.
Çin’e gitmeden önce zamansal olarak uzun ve maddi olarak da pahalı bu ziyaretimizin hem kendimize hem ülkemize daha faydalı yansımaları olabilmesi için bir ön hazırlık süreci de planlamıştık. Bu dönemde detaylı bir şekilde incelediğimiz Çin’in güncel stratejik planlarında ve programlarında yer alan “bedenlenmiş zekâ”, “düşük irtifa ekonomisi”, “akıllı robotlar” ve “yüksek seviye ekipman” başlıklarının sahada nasıl vücut bulduğunu da bu fuarda görmüş olduk.
Ulusal planlarda yazan süslü satırların fabrika, yol, tren, havalimanı, serbest ticaret limanı, e-ticaret davranışı gibi çok farklı ortamlarda günlük hayata nasıl yansıdığını da anlatan bu fuar; Çin’in devlet olarak düne kadar desteklediği “kapasite büyütme amacı”ndan “katma değeri büyütme amacı”na evrilme niyetini de gösteren önemli bir iletişim platformu da olmuş durumda.
Başka bir ifadeyle, Canton Fuarı Çin’in güncel strateji belgeleriyle fuarda sergilenenler arasında doğrudan bir bağ kurabildiğimiz bir deneyim de oldu bizler için. Çin’de her şey her kalitede üretilebilir hale geldiğinden, Çin artık ucuz ürünle değil; emsallerinden farklı, daha inovatif, daha kaliteli, daha fonksiyonel, kısaca daha fazla katma değerli ürünlerle küresel pazarda tercih edilmeyi ve güçlü kalmayı hedefliyor. Bu politikada çok üreten değil, ürettiğini sürdürülebilir yapıda satabilen daha kıymetli hale gelecek. Uluslararası pazarda var olmak isteyen tüm oyuncular için de Çin’in bu tavrı yeni bir zorlama sınırı olacak. Çünkü; kırmızı okyanustan mavi okyanusa geçme stratejisi Çin’le rekabette olan ülkeler / firmalar için düşünülmesi gereken yeni bir mücadele alanı daha açacak.
Canton Fuarı’na 3 yıldır heyetle gitmemizin ana sebebi tam da burada yatıyor aslında. Ben, Canton Fuarı’nı yalnızca ürün aranan bir fuar olmaktan çok, Çin’in üretim vizyonunu anlama, Ar-Ge yönelimlerini okuma, trend analizi yapma ve teknolojik gelişim hızını görme için değerli bir fırsat ve gözlem alanı olarak görüyorum. Bu nedenle de farklı STK görevlerim kapsamında, farklı platformlarda Türk sanayicisine Çin’i ve bu fuarı ziyaret etmeleri ve kendi gelişim amaçlarına uygun farklı birkaç firmayı yerinde görmeleri yönünde mütevazı tavsiyelerimi iletmeye özel özen gösteriyorum.
Çin, uluslararası rekabette, güçlü kalmak ve ürettiğini satabilmek için ortaya koyduğu yeni inisiyatife uygun olarak; Canton’da önceki yıllardan farklı tedbirler de almış. Örneğin, bu fuarda ilk kez yabancılara bireysel stant kurma izni verilmemiş. Ülkelerin milli katılımlarına müsaade eden, ancak firmaların bireysel stantlarıyla kendilerini ifade etmelerine izin vermeyen bu durumu ben bir pazarlama enstrümanı ve rekabet stratejisi olarak görüyorum ve bu kararı “bana ziyaretçi olarak gelene, kendime rakip yaratmadan, ben kendi firmalarımla cevap vereceğim” şeklinde tercüme ediyorum.
Bu arada, teknoloji Çin’de sadece fuarda sergilenen bir vitrin gücü de değil. Çin’de geçen seneye kadar pasaport kontrolünde yaşanan beklemeler de otomasyon ve görüntü işleme yöntemleri ile hızlandırılmış. Fuarda ilk kayıt yaptırdığımız yıl bize verilen giriş kartı ve yine görüntü işleme teknolojili giriş kapıları ile binlerce insan yeniden kayıt yaptırmaya gerek duymadan ve dakikalar içerisinde fuar alanına giriş yapabilmekte. Çin’in teknolojiyi ve hızı şehir hayatına, ödeme sistemlerine, teslimat alışkanlıklarına, mağaza deneyimine, fabrika yönetimine, kalite kontrole ve lojistiğe yaymaya çalıştığını orada geçirdiğiniz her anınızda hissediyorsunuz. Teknolojik açılımdaki bu bütünsel bakış, iş hayatında kültür haline geldiğinden, Çin’in rekabet gücünün en kritik silahlarından birisi olmuş.
Bu fuarda en çok ilgi çekici alanlardan birisi de farklı tipte ve farklı amaçlarla üretilmiş drone çözümleri idi. Bu bağlamda “düşük irtifa ekonomisi”nin nasıl bir fırsat olabileceğini de gözlemlediğimiz bu fuarda yangın söndürme, temizlik, savunma, kargo, tarım, insan ve malzeme taşıma, şehir lojistiği gibi alanlarda drone uygulamalarını gördük. Drone teknolojisi ve muhtemel kullanım alanlarına yönelik çözümler, ulusal ve uluslararası regülasyonlardan önde ilerlediği için, öğrendiğimiz kadarıyla Çin hükümeti de bu teknolojiye uyumlu ve güvenli bir düşük irtifa mevzuatı oluşturmaya çalışıyor. Çin’deki hız kavramını yakından deneyimlediğimden, bir iki yıl içerisinde bu mevzuata uyumlu düşük irtifa araçlarını Çin alçak hava sahasında sıklıkla göreceğimizi düşünüyorum.
Çin’de nakliye ve taksi şoförleri, kurye gibi çalışanların sayısının 85-100 milyon arasında olduğu söyleniyor. Drone teknolojisinin gelişmesine ve sahada uygulamalarının artmasına bağlı olarak, kurye, şoför, depo ve saha operasyonları da yeniden şekilleneceği için, bu 100 milyona yaklaşan nüfusun görev tanımlarında da majör değişiklikler olacak, “drone kullanma sertifikası” gibi özellikler aranacak muhtemelen. Bu insanların, değişen iş niteliklerine eğitsel ve sosyal uyumlanmasının da hükümetlerin ve STK’ların düşünmesi gereken bir konu olacağı aşikar.
Çin, son zamanlarda hep ABD ile birlikte gündeme geliyor, ancak sadece ABD ile rekabet eden bir ülke değil. Çin aynı anda Avrupa, Afrika, Orta Doğu, Orta Asya, Körfez, Güney Amerika ve Türkiye hattında çok katmanlı bir ilişki mimarisi kurmakta. Canton Fuarı’nın katılımcı profiline de baktığımızda; Avrupalı ziyaretçi kadar Türkiye, Hindistan, Pakistan, Ortadoğu ülkeleri, Afrika ve Güney Amerika’dan ziyaretçi geldiğini görüyoruz. Bu durumu da Çin’in artık yalnızca Batı pazarlarına değil, gelişmekte olan pazarlara daha agresif, daha esnek ve daha kapsamlı bir satış politikası geliştirdiğinin sahadaki yansıması olarak tanımlıyorum. Canton Fuarı’nda yer alan makine-ekipman üreticilerinin stantlarında sıklıkla gördüğümüz “Küresel Distribütör Ağımıza Siz de Katılın” ilanları da bu çabaların bir yansıması olarak gözümüze ilişti.
Çin’in esnek ve hızlı uyumlanma becerisine örnek vermek niyetimle, geçen yılki yazımda Çin tarafından ABD gümrük tarife değişikliklerine verilen reaksiyonlardan bahsetmiştim. Bu yıl da, bazı Asya-Pasifik ülkelerinde meydana gelen talep daralması sonrasında, bu bölgelere tahsis ettikleri iş gücünün bir kısmını hızlıca Brezilya ve Türkiye gibi pazar potansiyeli yüksek ülkelere kaydırdıklarını bu ziyaretimizde çok firmada gözlemledik.
Çin otomobil pazarında liderlik, elektrikli araçlarda
2025’te Çin’de elektrikli otomobiller; yıllık otomobil satışlarında ilk kez yarıdan fazla pay almışlar. Elektrikli ağır kamyon satışları üç katına çıkarak 200.000 adede ulaşmış. Bu güçlü dönüşüm, aynı zamanda yoğun fiyat rekabeti ve kapasite baskısı da yaratmış. Fuarda açık hava stantlarında sergilenen elektrikli araçlar yanında kapalı alanda da duvara asılmış ilanlarla oluşturulmuş küçük stantlar vardı. Her birisi kendi içinde birbiri ile rekabet eden bu elektrikli araçlarda Çin’de 100’den fazla üretici olduğunu geçen sene de paylaşmıştım. Artık kendi aralarında fiyat rekabetine giren elektrikli araçlar önceki dönemde olduğu gibi 15’inci Beş Yıllık Plan’da öncelikli sektör olarak öne çıkarılmış değil. Bu da aslında Çin Devleti’nin kapasiteyi daha fazla büyütmeden katma değere odaklanma stratejisini gösteren bir başka saha deneyimi oldu bizler için.