AYŞE ÇELİKBAŞ - Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Yediemin depolarında çürüyen taşıtlar, uzayan icra süreçleri ve fiilen bulunmayan araçlar için tahakkuk eden vergiler ciddi hak kayıplarına yol açıyor. Cebri İcra Kanunu Taslağı’nın satış sürelerini kısaltan, resen tasfiyeyi kolaylaştıran ve haksız MTV yükünü sona erdiren bütüncül düzenlemelerle geliştirilmesi gerekiyor.
Piyasada çarkların dönmesi, paranın ve varlıkların ekonomiye kazandırılmasıyla mümkündür. Ancak bugün binlerce araç ve diğer taşınır mal yediemin depolarında, icra dosyalarının labirentlerinde resmen çürümeye terk edilmiş durumda. Bir yanda ekonominin dışına itilen atıl varlıklar, diğer yanda ortada olmayan aracın sırtınıza binen vergisi…
Sahada her gün yaşanan bu kronik mağduriyetler karşısında, mevcut İcra ve İflas Kanunu'nun yerine geçmek üzere hazırlanan Cebri İcra Kanunu Taslağı bazı olumlu adımlar atsa da ne yazık ki yetersiz kalmaktadır.
Beklenti nettir: Uygulamaya dönük, somut ve acil düzenlemeler ile icra süreçleri hızlandırılmalı, tarafların hakları korunmalı, milli servetin depolarda çürümeye terk edilmesi engellenmelidir.
İcra emirlerinin sınırsız tekrarı ve 1 yıllık satış talebi süresi
Mevcut kanun ve taslakta “aynı icra takibi içinde bu mal tekrar haczedilemez” denilse de farklı dosyalar üzerinden icra emrinin tekrarına herhangi bir sınır getirilmemiştir. Bu boşluk, icra dairelerinde yıllarca satışa yönelik işlem yapılmadan sürüncemede kalan dosyaların birikmesine neden olmaktadır.
Alacaklıya somut fayda sağlamayan bu sistem, borçlunun malını kullanılmaz hale getirirken borç yükünü de ağırlaştırmaktadır. Yediemin depolarında malların korunacağı varsayımı da pratikte işlememektedir. Paslanma, bakım eksikliği, parça kaybı gibi nedenlerle mallar işlevselliğini yitirirken, borçlu ödeme gücü bulsa bile malından olmaktadır.
Satış talebi için belirlenen bir yıllık süre ve sürekli dosya yenileme döngüsü sistemi çıkmaza sokmaktadır. Sürelerin borçluya mali imkan sağlama düşüncesiyle uzun tutulması, uygulamada beklenen faydayı vermemektedir. Aksine bu süreler, çoğu zaman malı bağlattıktan sonra satış için harekete geçmeyen alacaklıların inisiyatifine bırakılmış bir caydırıcılık aracına dönüşmektedir. Alacaklı bir yıl içinde satış talebinde bulunmazsa dosya fiilen uyuyor ve her süre bitiminde yeni bir dosya açılarak aynı döngü tekrarlıyor. Varlıkların uzun süreler atıl halde depoda bekletilmesi ekonomiye külfettir.
Bu nedenle icra emrinin yinelenmesi makul bir süre ve sayı ile sınırlandırılmalı, satış talebine de kesin bir zaman sınırı getirilmelidir.
Satış Masraflarıyla Teminatın Bağlama Aşamasında Hazır Edilmesi ve Satış Yetkisinin Sadeleştirilmesi
Taslak gerekçede, muhafaza, kıymet takdiri ve satış talebinin birlikte yapılması ve giderlerin peşin yatırılması zorunluluğu getirilerek satışların hızlanacağı belirtilmektedir. Oysa bu hüküm zaten mevcut kanunda yer almaktadır ve bugüne kadar satışlarda belirgin bir hızlanma sağlamamıştır. Asıl ihtiyaç, satış masrafları ve teminatların bağlama ve rehin alma aşamasında peşin yatırılması zorunluluğudur.
Birden fazla alacaklı varsa satış için tümünün onayının zorunlu tutulması süreci kilitleyen önemli unsurlardandır. Tüm icra alacaklılarından izin alınmasına gerek olmaksızın, borçlunun veya sadece bir alacaklının talebi üzerine satış işlemi yapılabilmelidir. Aksi halde satış yıllarca yapılamamakta, icra işlemi fiilen askıya alınmaktadır. Satış sonrası taksim aşamasında bile bir alacaklının itirazı tahsilatı askıda bırakabilmektedir.
Gümrük uygulamalarında olduğu gibi, en kısa zaman diliminde haczi kalkmamış varlıkların da resen satışa veya tasfiyeye yönlendirilmesi icra depolarında bekleyen malların değer kaybını önleyecek genel bir kural haline getirilmelidir.
Kötü niyetli borçlulara karşı etkin yaptırımlar elbette gereklidir ancak bu, alacaklıların keyfi kilitlemelerini meşrulaştırmamalıdır.
Trafikten men edilen taşıtlar
Üzerindeki kısıtlama nedeniyle satılamaz ve devredilemez hale gelen bir taşıtın trafikten men edilmesi ne alacaklıya ne borçluya katkı sağlamaktadır. Baskı amacıyla bağlanan aracın saklama ve dosya masrafları artarken tescilden silinemediği sürece de sözde muhafaza gerekçesiyle alındığı garajdan aynı bütünlük ve mali değerle geri çıkması pek mümkün olmamaktadır. Fiilen kullanılamayan, satılamayan ve devredilemeyen taşıt, borçlu için hem faaliyetini durdurur hem de yıllar içinde çözülmez bir muamma haline gelir.
Bu nedenle, trafikten men edilen taşıtların yakalama kararından itibaren 1-2 ay gibi en kısa zaman diliminde satış sürecinin tamamlanmasına yönelik net ve bağlayıcı bir yasal düzenleme yapılmalıdır. Süre aşımı halinde, satış işlemi icra müdürlüğü tarafından resen yürütülmeli, işlem gerçekleşmezse taşıt hurdaya ayrılmalı veya borçluya iade edilmelidir.
“Hayalet varlıklar” ve kronik MTV sorunu
En büyük mağduriyetlerden biri, resmi kayıtlarda tescilli görünen ancak fiilen ortada olmayan ve yaşı itibarıyla hurda niteliği kazanmış taşıtların vergileridir. Özellikle resen terkin olmuş ve ticaret sicilinden de silinmiş olan şirketlerin ortakları ve mirasçılar üzerinde ağır bir yük oluşturmaktadır. Şirketi temsil edecek bir yetkili de olmayınca bu araçlar üzerinde muayene dahil hiçbir yasal işlem yapılamamaktadır. Ortaklardan birinin yazılı talebi üzerine ve hatta talebe de gerek kalmaksızın araç resen hurdaya ayrılabilmelidir.
Kişilerin karşısına bilgisinde ve tasarrufunda olmayan bir taşıtın birikmiş vergi borcu çıktığında ise Trafik Müdürlüğü, ‘’Eski yıllarda devir işlemleri, devralan kişice gerçekleştirildiğinden bu ve benzeri sorunu yaşayan çok kişi var ancak yapacak bir şey yok’’ yanıtını! vermekte olup bu halde ilgili kurumlara ibraz etmek üzere bir belgeye ulaşılamamaktadır.
Taşıtın men edildiği veya yedieminde bulundu tarihler itibariyle tescil kaydının ilgili trafik tescil kuruluşu tarafından silinmesi halinde aynı dönemler için motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyeti de terkin edilmiş olmalıdır ancak silinme gerçekleşemediği için MTV yükümlülüğü devam etmektedir. Kurumlar arası koordinasyonsuzluk ve mevzuatın farklı yorumlanması nedeniyle bürokratik tıkanıklıkların doğurduğu belirsizlikler vatandaşların haksız mali yüklerle karşılaşmasına yol açmamalıdır.
Her ne kadar yakın zamanda yediemindeki haczi kalmış malların ve trafikten men edilerek alıkonulan ancak sahipleri tarafından altı ay içinde teslim alınmayan araçların satış ve tasfiyesine yönelik mevzuat düzenlemesi yapılmış olsa da haczi düşmeyen varlıklar, tescil kaydı silinemeyen araçlar, resen kapanmış şirketlere ait araçlar ve bunlardan doğan müteselsil vergi sorumlulukları bakımından boşluk devam etmektedir.
“Taşıt yok ama vergisi var’’ meselesi yalnızca tek bir kanun değişikliğiyle çözülecek kadar dar değildir. Bu tip atıl ve hayalet araçlar için vergi yükümlülüğünün terkin edilmesi yönünde bütüncül bir düzenleme gereklidir. Zira sadece kağıt üzerinde taşıt sahibi görünenlerin veya takibe konu, bağlanmış ve dahi akıbeti belirsiz atıl taşıtlar ile resen terkin edilmiş veya sicilden silinmiş şirketler üzerinden ortaya çıkan bu sorunların büyüklüğü ve yarattığı mağduriyet yadsınamaz. Araç yedieminde beklerken, borçlu MTV ödemek zorunda kalmamalıdır.
Sonuç: Milli servet “muhafaza” adı altında eritilmemelidir
Unutulmamalıdır ki depolarda çürüyen servet, hukuki bir ayrıntı değil, ekonomik israf ve adalet yarasıdır. Bu yaralar sarılmadan ne alacaklı alacağını tahsil edebilir ne borçlu rahat eder ne de milli kaynaklar korunabilir. Bu durum sadece bireysel bir mağduriyet değil, aynı zamanda kamu alanlarını işgal eden, çevresel riski bulunan ve devletin vergi tahsilatını da imkansız kılan bir verimsizlik sarmalıdır.
Daha önce “Takibe Konu Varlıkların Ekonomi Dışına İtilmesi” ve “Motorlu Taşıtı Sırtında Taşıyanlar” başlıklarıyla da dile getirdiğimiz mağduriyetlerin aynen devam etmemesi için Cebri İcra Kanunu Taslağı’nın ve ilgili tüm mevzuatın, ekonominin bütününe de olumsuz yansımaları olan mevcut hak kayıplarını giderecek şekilde geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.