MURAT YAPICI - MYADVISOR Danışmanlık Kurucusu
Türkiye'de yaklaşık 250 Japon firmasının yatırımı bulunmakta olup toplam yatırım tutarı 3,7 milyar dolara ulaşmıştır. Japon şirketleri uzun vadeli bakış açıları, teknoloji birikimleri ve küresel tedarik ağları sayesinde bulundukları ülkelerin ihracat kapasitesine önemli katkı sağlamaktadır.
Japonya ile Ekonomik Ortaklık Anlaşması müzakereleri 2014 yılında başlamış ve 2019 yılına kadar 17 tur gerçekleştirilmiştir. İlk 10 tura Türk heyeti başmüzakerecisi sıfatıyla başkanlık ettim. Son altı yılda yeni bir tur yapılamamış olması müzakerelerin fiilen durduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, 12 Haziran 2026 tarihinde yapılan teknik toplantı sürecin yeniden canlandırılabileceğine işaret etmektedir.
Müzakerelerin önündeki engeller bilinmektedir: Japonya'nın tarım ve deri sektöründeki sosyo-politik hassasiyetleri ile yüksek tarifelerle korunan Türk çelik sektörünün rakip ülkelerle STA'ya temkinli yaklaşımı bunların başında gelmektedir. Yaklaşık 4.500 üründe uygulanan ilave gümrük vergilerinin liberalizasyon sürecini zorlaştıracağı da açıktır; ancak bu vergilerin asıl hedefinin Çin ve Güneydoğu Asya'dan gelen düşük fiyatlı ithalat olduğu göz ardı edilmemelidir.
Bu koşullar altında asimetrik hedefler ile sektörel hassasiyetler arasında denge bulmak güçtür. Ancak çözüm, hassas sektörleri anlaşma dışında bırakmak değil, gümrük vergilerinin mümkün olduğunca geniş kapsamda karşılıklı kaldırılmasıdır. Tarafların beklentileri arasındaki denge ancak kapsamlı bir liberalizasyonla sağlanabilir; bu sayede Türkiye'nin rekabetçi olduğu sektörlerde Japon pazarına daha güçlü erişim elde etmesi mümkün olacaktır. Elbette Japon tarafının da Türkiye'nin atacağı adımları karşılıksız bırakmaması gerekmektedir.
Ticaret açığının arkasındaki üretim gücü
Japonya ile ekonomik ilişkilere yalnızca dış ticaret dengesi üzerinden bakmak yanıltıcı sonuçlar doğurmaktadır. Japonya'dan ithalatımız uzun yıllardır yaklaşık 5 milyar dolar seviyesinde seyrederken, ihracatımız düzenli biçimde artarak 700 milyon dolar düzeyine ulaşmıştır.
Ancak ithalatın niteliğine bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Türkiye, Japonya'dan ağırlıklı olarak yatırım malları, özel nitelikli çelikler, otomotiv ve klima parçaları ile yüksek teknoloji girdilerini ithal etmekte olup mevcut yatırım ve ihracat teşvik mekanizmaları aracılığıyla bu ürünlerden fiilen gümrük vergisi alınmamaktadır. Buna karşılık Japonya pazarına ton balığı, narenciye, kuru meyveler, zeytinyağı, makarna, hazır giyim ve otomotiv yan sanayi ürünleri ihraç edilmektedir.
İhracatın kayda değer bir bölümü de Türkiye'de faaliyet gösteren Japon şirketlerinin oluşturduğu tedarik zincirlerinden kaynaklanmaktadır. Toyota, Mitsubishi Electric ve Daikin gibi firmalar yalnızca yatırım yapmakla kalmamakta, Türkiye'nin üretim ve ihracat kapasitesine de katkı sağlamaktadır. Toyota tek başına yaklaşık 5 milyar dolarlık ihracatıyla Türkiye'nin en büyük ihracatçıları arasında yer almaktadır.
Bu bağlamda Japonya'dan yapılan ithalatın önemli bir kısmının Türkiye'nin ihracat yapabilmesi için gerekli ara ve yatırım mallarından oluştuğu görülmektedir.
Japon yatırımları ihracat kapasitesini büyütüyor
Türkiye'de yaklaşık 250 Japon firmasının yatırımı bulunmakta olup toplam yatırım tutarı 3,7 milyar dolara ulaşmıştır. Japon şirketleri uzun vadeli bakış açıları, teknoloji birikimleri ve küresel tedarik ağları sayesinde bulundukları ülkelerin ihracat kapasitesine önemli katkı sağlamaktadır.
Bu çerçevede çelik sektörünün Japonya'ya yönelik çekincelerinin de yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Japonya'nın Türkiye'ye ihraç ettiği çelik ürünlerinin önemli bölümü, otomotiv ve makine sanayiinde kullanılan, yurt içinde yeterince üretilemeyen yüksek kaliteli ve alaşımlı çeliklerden oluşmaktadır. Öte yandan herhangi bir sektörde ciddi zarar ortaya çıkması halinde anti-damping, sübvansiyon veya korunma önlemleri gibi ticaret politikası araçlarına başvurulması her zaman mümkündür. Nitekim bazı çelik ürünlerinde son dönemde Japonya'ya yönelik anti-damping vergisi uygulanmaya başlanmıştır.
Sonuç olarak, Japonya ile ekonomik ilişkileri yalnızca dış ticaret açığı üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım olacaktır. Japon yatırımları, teknoloji transferi, küresel tedarik zincirlerine entegrasyon ve ihracat kapasitesi birlikte ele alındığında, kapsamlı bir Serbest Ticaret Anlaşması'nın Türkiye açısından önemli fırsatlar yaratacağı görülmektedir. Müzakerelerin yeniden canlandırılması ve tarafların hassasiyetleri arasında makul bir denge kurulması iki ülkenin de ortak yararınadır.