Türkiye’de seçim sistemi üzerinden iktidar avantajı sağlamaya yönelik tartışmalar yeniden gündemde. Seçim sistemini değiştirerek siyasi geleceğini güvence altına almak isteyen iktidarların geçmişte yaşadığı deneyimler, bugünkü tartışmalara ışık tutuyor. 1987’de uygulanan çift barajlı ve kontenjanlı sistem, ANAP’a oy oranının çok üzerinde milletvekili kazandırırken, 1991 seçimlerinde iktidarın el değiştirmesini engelleyemedi.
Sizin de dikkatinizi çekmiştir…
Son dönemde farklı farklı kanallarla seçim sistemi, yarı başkanlık sistemi, siyasi partiler yasasında değişiklik, parlamenter sisteme dönüş gibi başlıklar tartışma konusu yapılıyor. Hele biri var ki inanılmaz: Dar bölge seçim sistemine geçmek…
Olur-olmaz bilemem ama Türkiye tarihinde seçim sistemiyle oynayarak iktidarı elinde tutmayı deneyen çok parti oldu. Fakat bu değişiklikleri yapanlar öyle ya da böyle sonunda iktidara veda etti.
Gelin size çok da eski sayılmayacak bir seçim hikâyesi anlatayım…
Takvimler 1987’yi gösteriyordu. Dönemin Başkakan’ı Turgut Özal “büyük reformlar” yapsa da mali disiplinsizliği ülkeyi çok büyük bir enflasyon sarmalına sokmuştu. Böyle bir ortamda Özal, Amerika ve Avrupa’dan esen rüzgârların da etkisiyle 1980 darbesiyle siyasi yasaklı hale getirilenlerin siyasi yasağının kaldırılması için anayasal referandum kararı çıkarttı.
Özal’ın matematiği çok basitti referandum yaparak dış dünyaya şirin gözükecekti ama referandumda “hayır” çıkartıp hem halka hem dış dünyaya "ben yapacağımı yaptım halk reddetti" diyecekti...
Türkiye tarihinin en çekişmeli seçimlerinden biri oldu. Turgut Özal tüm gücüyle “hayır” propagandası yaptı. Eski siyasi yasaklılar ise tüm gücüyle evet propagandasına sarıldı. Sonuç ise Özal açısından çok büyük bir hezimetti. Çünkü %50,1 evet %49,9 hayır çıkmıştı.
Bu sonucu gören Özal, Demirel, Ecevit, Erbakan gibi figürlerin kendi seçmenini eriteceğinin farkında olduğu için rakipleri daha tam hazırlanamadan bir erken seçim kararı aldı.
Genel olarak bakarsak…
17 Mayıs 1987’de Anayasa’da yapılan değişiklikle seçmen yaşı 20’ye indirilip, milletvekili sayısı 400'den 450’ye çıkarıldı…
Seçimlerden önce yapılan bir diğer düzenlemeyle seçmen kütüğüne kayıtlı olmayan ve en az 6 aydır yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının gümrük kapılarında kurulacak sandıklarda genel seçimlerde ve halkoylamalarında oy kullanması mümkün hale getirildi.
450 milletvekilliğinin belirlendiği seçimlere 7 siyasi parti ve toplam 3 bin 214 aday katıldı. Seçime katılan 7 parti de 450'şer aday gösterdi, ayrıca 41 seçim çevresinde 64 kişi de seçime bağımsız aday olarak katıldı.
29 Kasım 1987 genel seçimleri, 1946'dan sonra birden fazla partinin katıldığı 10. genel seçim ve aynı zamanda Türkiye'de yapılan üçüncü erken seçimdir. Bu seçimlere, Millî Güvenlik Konseyi’nin (MGK) bir önceki seçimde veto ettiği partiler de katılırken, 12 Eylül Darbesi'nden sonra siyaset yasağı konan eski liderlerin partilerinin başında girdiği ilk seçimler oldu. 1987 seçimleri Türk siyasi hayatında %93,3’lük oranla katılımın en yüksek olduğu seçimlerdir.
Efendim biz şimdide detaylara bir göz atalım…
Seçimlerden önce yürürlüğe giren yeni sisteme göre, milletvekilliklerinin dağılımı "çift barajlı" ve "kontenjanlı" bir sistemle belirlendi. Bu sistem, kontenjan adaylarının seçimi yönünden "çoğunluk", liste adaylarının seçimi yönünden ise "Barajlı D'Hont" sistemlerinin karmasından oluştu ve Türkiye'de ilk kez uygulandı.
Sisteme göre, önce yüzde 10 oranındaki Türkiye barajı belirlendi. Bunun için 104 seçim çevresindeki geçerli oylar, gümrük kapılarında kullanılan geçerli oylarla toplandı. Böylece, "Türkiye toplam geçerli oyu" bulundu. Bu rakama göre, yüzde 10 baraj belirlendi. Bu barajı geçemeyen parti milletvekili çıkaramadı.
Gümrük kapılarında kullanılan geçerli oylar, seçim çevrelerinin toplam geçerli oylarına göre dağıtıldı. Seçim çevresi barajının hesaplanması ve milletvekilliği dağılımı ise şöyle yapıldı; Bir seçim çevresinde geçerli oyların toplamı (gümrüklerdeki oylardan yansıyanlar dahil), o çevreden çıkan milletvekili sayısına bölündü. 6 milletvekili çıkaracak seçim çevresinde bu bölme işlemi bir eksiği ile yani 5 milletvekili çıkaracakmış gibi yapıldı. Biri kontenjan 5 veya 4 milletvekili çıkaran seçim çevresinde ise bölme işlemi, toplam milletvekili sayısına göre yapıldı.
Bölme işlemi sonucu elde edilen rakam, o bölgenin "seçim çevresi barajı"nı oluşturdu. Bir partinin milletvekili çıkarabilmesi için en az bu rakam kadar oy alması gerekti. Bağımsız adaylar için de aynı baraj rakamı geçerli oldu. Hiçbir partinin "seçim çevresi barajı"nı aşamaması hâlinde baraj dikkate alınmadı ve partiler barajı aşmış gibi hesap yapıldı.
Kontenjan milletvekili çıkarmayan seçim çevrelerinde, milletvekili dağılımı için, o partinin aldığı geçerli oy sayısı önce 1'e, sonra 2'ye, o seçim çevresinden çıkacak milletvekili sayısına kadar bölündü. Daha sonra çıkan rakamlar sıralamaya konuldu. Bu sıralama, o seçim çevresindeki milletvekili sayısı tamamlanıncaya kadar devam etti.
Örneğin 6 vekil çıkaran bir bölgede yerel baraj %16.67'ydi. ANAP %35, SHP %22, DYP %16, DSP %15, RP %12 aldı diyelim. DYP %16 almasına rağmen barajın (%16.67) altında kaldığı için DSP ve RP ile birlikte sistem dışı kaldı. 1 kontenjan doğrudan ANAP'a verildi; kalan 5 vekil de sadece barajı geçen ANAP ve SHP arasında bölüşüldü. Sonuç: ANAP 4, SHP 2 vekil çıkardı. Oyların neredeyse yarısını alan diğer partiler Meclis dışı kaldı.
Bu seçim sistemiyle girilince ANAP neredeyse tüm seçim bölgelerinde birinci olduğu için oyları %36 seviyesine düşmesine rağmen parlamentonun %65'ini aldı.
Seçimlerden galip çıkan Anavatan Partisi, yürürlüğe giren yeni seçim sistemi sayesinde, 1983 seçimlerine göre oy oranı yaklaşık 9 puan gerilemesine rağmen milletvekili sayısını 292’ye çıkartarak tek başına iktidarını sürdürdü. Anavatan Partisi dışında seçim barajını aşan diğer iki partiden Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) 99 ve Doğru Yol Partisi (DYP) 59 milletvekilliği kazandı. Demokratik Sol Parti (DSP), Millî Selamet Partisi'nin devamı olan Refah Partisi (RP), MHP’nin devamı olan Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ile Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP) seçim barajın altında kalarak TBMM’ye giremedi.
Sonra ne oldu derseniz, aynı seçim sisteminin kullanıldığı takip eden seçimlerde (1991) ANAP iktidarı kaybetti… Bir daha da iflâh olmadı…