Bugün sizlerle paylaşacağım yazı, 24 Mayıs 2017 Çarşamba günü TOBB Genel Kurulu’nda “babayiğit” çağrısına tanıklık ettikten 7 gün sonra, 1 Haziran 2017 tarihinde Dünya gazetesinde yayımlandı. Bilgiye değil, malumata dayalıydı. Amacı, dünya otomobil üretiminde yaşanan köklü dönüşümlere işaret etmek; geliştirilecek proje için “varsayım sorgulaması” yapılmasına katkı yapmaktı.
Yerli otomobil üretimi bağlamında “TOGG Projesi”, ortaya konan iddialı hedefleriyle 9 yılı aşkın bir süredir çok değişik deneylerin yapıldığı, deneyimlerin kazanıldığı bir sürece tanıklık etmemizi sağladı.
Çok genel bir açıklama olduğu için 1 Haziran 2017 yazımızın giriş paragrafı dışındaki bölümü, virgülü bile değiştirilmeden bir kez daha bilginize sunuluyor.
Robert J. Gordon’dan Joel Mokyr ve Daron Acemoğlu’na ekonomide sürdürülebilir büyüme, kalkınma ve refah üzerine kafa yoran entelektüeller, sermayenin tek başına yeterli olamayacağını “faydalı bilginin genişlemesinin” de gerekli olduğunu ısrarla belirtiyorlar. Diyoruz ki, hiçbir korkunun, yıldırmanın, önyargının ve fetişleştirmenin gölgesini düşürmeden, 10 yıldır zenginleştirdiğimiz birikimlerle “yeni değer yaratma zincirinde otomotiv üretiminde konumlanmanın gerek ve yeter şartlarını” sorgulamamak hepimizin ortak yararına değil mi? Hepimiz değişen koşullara uyum için varsayımlarımızı sorgulayarak, bizi etkili sonuçlara götürecek varsayımlarla yeni bir zihni model oluşturulmasına katkı yapalım.
***
“Çok genel çizgileriyle ülkemiz yönetişiminde gördüğümüz eksiklere bir başka boyut daha eklemeliyiz. İş yaşamı ve iş yerleri, doğal olmaktan çok, belli sonuçları yaratmak için kurulan yapay örgütlerdir. Bu örgütler, doğru ekosistemlerin ağları içinde yer aldıkları sürece başarılı olabilir.
Yazılı ve görsel medyada yapılan tartışma gündemine yeniden oturan yerli otomobil üretimiyle ilgili yenilenmiş zihni modelden yoksun olduğumuzu düşünüyorum. Yerli otomobil projesini tartışanlar, “otomobil üreten şirketlerin konsolide olmasının” arka planını netleştirecek bilgi ve belgeler ortaya koymalıdır. Otomotiv üretiminde, konsolidasyon eğiliminin etkilerini gerektiği gibi açıklamadan tartışma yapmak, bilerek olmasa da bilmeden gerçekleri kendimizden ve insanımızdan saklama tuzaklarına götürür bizi.
Sektörü yönlendiren bir başka eğilim, “geleneksel otomobil üretiminde 600 bin adet/yıl ölçeğinin kritik kapasiteyi oluşturduğu; daha düşük kapasitenin fiyat-maliyet dengesini kuramayacağı” iddiasıdır. Bu iddianın teknik gerekçelerini açıklamayan bir tartışma, projeyi, en büyük gücü oluşturan bilgili ve temas halinde bir halkın desteğinden yoksun bırakır.
Otomobil üretiminde, “hafifleştirme, küçülme, hibrit araç, dayanıklı ve kullanılabilir batarya gibi güçlendiren, sürdüren ve verimlilik yenilikleri” piyasada sürdürülebilirliği belirliyor. Bu temel kavramsal çerçevenin içeriklerini açıklamadan, yapılabilir ve yapılamaz olanı netleştiren gerekçeleri üretmeden tartışma yapmak verimsiz bir çaba olacaktır.
Dördüncü eğilim, “teknolojinin otomobil tasarımlarında, üretiminde ve kalitesinde homojenlik yaratması nedeniyle satışları artırmak için marka bağımlılığının” artmasıdır. Marka yaratmadan satış yapmanın zorluğu dikkate alındığında, marka yaratma bedelini somutlaştırmayan bir tartışma da eksiktir; eksik kalır; eksik ve yanlış bilgiyle de doğru işler yapmak mümkün değildir.
Beşincisi, “platform yapılar otomobilde mülkiyeti farklılaştırıyor; otomobili prestij aracı olmaktan çıkararak pratik kullanım aracı hâline getiriyor.” Otomobil ticaretinin doğasını değiştiren bu eğilimi enine boyuna tartışmadan, olası fırsat ve tehditlerini analiz etmeden karar üretmek anlamlı ve değerli sonuçlar üretmez.
Eğilimlerin altıncısı, “üç boyutlu baskı ve eklemeli üretim ‘yan sanayi ile ana sanayi’ ilişkilerini değiştiriyor; üretimin mekân örgütlenmesi farklılaşıyor; fabrika düzeni değişiyor. Özellikle CNC tezgâhlarının üç boyutlu baskı ve eklemeli üretim alanına girmesi ana akım üretimi değiştiriyor.” Üç boyutlu baskı ve eklemeli üretimin otomobil üretiminde yakın gelecekteki etkilerini hesaba katmayan bir proje tartışması anlamlı sonuçlara götürmez.
Üzerinde düşünülmesi gereken eğilimlerden bir diğeri de “platform yapıların talep odaklı ölçek yaratması, ağlarda yer alma ve karşılıklı etkileşimle satış artırmanın baskın hâle gelmesi”dir. Ürün hattı yapılarının ve geleneksel değer yaratma zincirinin, platform yapıların oluşturduğu yeni değer yaratma zincirine dönüşmesinin olası etkilerini analiz etmeden otomobil üretimine kalkışırsak kaynaklarımızı israf edebiliriz.
Dikkat etmemiz gereken sekizinci eğilim, “iç pazarın yüzde 80’ini karşılamak mümkün olsa rekabet edebilir ölçek yaratabileceğimiz” bakış açısıdır. Korumacı eğilimlerin ülkemize böylesi bir olanak sağlayacağı düşünülse bile ülke ekonomisinin bütünü için fayda-maliyet analizini net olarak yapmış, tartışma gündemine taşımış olmamız gerekir.
Daha da artırabiliriz ama bizim paylaşmak istediğimiz dokuzuncu ve son eğilim, “yeni nesil otomobilin, örneğin batarya gibi herhangi bir kritik parçasının geliştirilmesiyle pazarda yer edinilebilme” fırsatıdır. Tartışmaları, ülkemizin doğal kaynaklarına dayalı bir kritik parça üreterek “kaldıraç etkisi yaratma stratejisi” üzerine kurgulamalıyız.
Zihni modelimiz önemli
Bu yazının içeriğinde başlıklar hâlinde sıralanan eğilimlere başkalarını ekleyebiliriz. Varsayımlarımızı sorgulayarak fizibilite verileriyle güçlendirilen bir “zihni modele” şiddetle ihtiyacımız var. Böyle bir zihni model ve onun arka planını oluşturan fizibilite çalışmaları olmadan “indirgemeci bir mantıkla” sürecin bir yanına abanarak tartışmalar yapmak “aşırı beklenti yaratır” ama etkin ve verimli sonuçlar üretmez.
Aşırı beklenti yaratarak topal bir bilinç oluşturursak, bilgili ve temas halinde bir halk oluşumunu da engelleriz. “Azınlıklar ne denli yetenekli olursa olsun, kitle desteğini almadan başarılı olamazlar.” Yerli otomobilde doğru bir strateji, bilgili ve temas halinde bir halk enerjisini de kapsamalı.
İçtenlikle ve alıcı bir ruhla yerli otomobil üretmenin bütün yönlerini tartışalım. Hem kendimize hem de projeye saygılı davranmış oluruz.”