Akıl, “uyum ve yaşamı kolaylaştıran faydalı bilginin” çözeceği sorunlar için vardır: Büyük Zaferin ruhu, yeni zaferlerle şad olur… “Ehemi mühime” karıştırmadan ilerlemek, yeni zaferlerin anasıdır. Haydi hep birlikte halatlara asılalım, tam zamanıdır!
Özellikle Ayşe Zarakol’un kitaplarında bir toplumun “yaralı” olmasının ne anlama geldiğini öğrendik. Altı asır hükmeden bir imparatorluğun çöküşü; çatışmaların, ölümlerin, kıyımların, baskıların, göçlerin yarattığı “en uzun yüzyılının” bıçağı kemiğe dayandırdığı bir aşama gelmiştir. Arşivimi taradım, ama kaynağını bulamadım; zihnimde kaldığına göre, Mithat Paşa, büyük güçlerin Türk toplumunu Anadolu’dan süreceğine kendini inandırmış, seçkin subaylardan bir heyeti Afrika’da yerleşilebilecek topraklar bulmaları için görevlendirmişti. Böylesine büyük bir yangının ve yaralanmanın külleri üzerinde yeni bir ulus devlet kurmaya bizi götüren bir zaferin tarih dersini bu ülkede yaşayan hiçbir neslin unutma lüksü yoktur.
Çok değişik disiplinler üzerinde çalışan ve Türk toplumunu yakından gözlemiş; gözlemlerini de yazılı belgeye aktarmış olanların bir vurgusunda yola çıkmalıyız. Sözünü ettiğimiz vurguyu, şöyle aktarabiliriz: Türkler, iyi zamanda incir çekirdeğini doldurmayan konular nedeniyle “ayrışmış ve cepheleşmiş” görünseler de, büyük kırılma anı geldiğinde, bıçak kemiğe dayandığında bir merkez düşünce üzerinde kilitlenerek; öteki ayrılıkları “teferruat” görme hasletine sahiptir!
KURTULUŞ İRADESİ
Osmanlı İmparatorluğu’nun subayları çok değişik cephede her türlü zorluğu yenerek topraklarını savunmuş; zaferler ve yenilgilerin örsünde dövüle dövüle birikimlerini sağlamlaştırmıştı. Subayların Mustafa Kemal ve arkadaşları önderliğinde ortaya koydukları “kurtuluş iradesi” toplumun çok değişik kesimlerinde karşılık bulmuş; toplum fıtratını konuşturmuş; “zor zamanlarda kapanmanın” ve “büyük gücü içerde yaratma" gerçekliğini insanlık tarihine armağan etmiştir.
Bugün var olan ulus devletlerden biriyiz; tarih boyunca çok zor bir coğrafya olduğunu onlarca kez kanıtlamış bir yeryüzü parçasında varlığımızı koruyor ve sürdürüyoruz.
Geçmişte kazanılan zaferlerin canlılığını ve diriliğini çürüten sakıncalı eğilim, kazanılan zaferleri nasıl zenginleştireceğimiz üzerine düşünme yerine, geçmişte bir “altın çağ” yaratarak, onu sorgulamadan uzak bir “fetiş” haline getirmektir. Dünü anlamak, bugünü iyi değerlendirmek ve daha güvenli gelecek inşa etme arayışı ise tutulması gereken en sağlam yoldur.
Biz, “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılında” yaşananları hiç unutmamak için sürekli gözden geçirmeliyiz. Tarih bilinci, tarihte yaşanmış olanları değişik bağlamlarda sürekli sorgulama dinamiğinden türer. Günü değerlendirmek için, jeopolitik gelişmeleri iyi okumamız, değişen hükümet kararlarını yakından izlememiz, işgücünün durumundaki gelişmeleri ayrıntılarla sorgulamamız, nüfus oluşumu ve hareketlerinin yarattığı sosyo-ekonomik etkileşimi kavramamız, kültürümüzün asalak yönlerini tasfiye ederek geliştirici yönlerini öne çıkarmamız ve son olarak teknolojiyi bir geçişler süreci olarak değerlendirerek dersler çıkarmalıyız. Geleceği sağlıklı temeller üzerinde yükseltmek istiyorsak, “ne olduğunu” bilmek kadar “neler yapılması” gerektiğini de kolektif aklımızı ince ipek süzgeçlerinde arındırmalıyız.
ZAFERİ BUGÜNE TAŞIMALIYIZ
İçinden geçtiğimiz büyük değişim ve dönüşüm süreci bizleri yeni bir yol ayrımına getirmiştir: Yaşanmakta olan değişimi kavrar, güçlerimizi odaklarsak; “uyum ve yaşam açısından faydalı bilgiyi” değerlendirir, oluşmakta olan yeni değer zincirinde onurlu bir yere konumlanabiliriz. Dünya düzenini yeniden kurma örgütlenmesinin öncü göstergeleri zafer için izlememiz gereken yolu bize gösteriyor. Harvard tarih profesörü Jill Lepore’nin “ The Rise and The Fall/Artıficial State” kitabına henüz ulaşamadık, ama Uğur Koçbaş’ın kapsamlı tanıtım yazısından ödünç aldığımız eğilimlere bakalım:
Liberal ulus-devlet işlevleri özel şirketler, platformlar, veri merkezleri, algoritmik karar merkezlerine kayıyor.
Siyasi söylem yeniden oluşuyor, otomatikleşiyor ve yurttaşlıktan “trollere” geçiş söz konusu.
Demokrasilerde yurttaşların bilgiye eriştikleri, sorguladıkları, örgütledikleri ve karar verdikleri “kamusal alanda” medya kanalları, üniversiteler, mahalle örgütlenmeleri, siyasi kampanyalar, mahkemeler ve parlamentolar gibi bileşenler “platformların egemenliğine” altına giriyor.
İnsanların doğru anlama ve karar verebilmeleri için kullandıkları “bilgi kanalları” dijital platformlar tarafından kontrol ediliyor.
Geleneksel kitle etkileşiminin yerini kamuoyu araştırmaları, seçmen katmanları, veri analizleri, mahalle toplantıları, kapı kapı dolaşmalar gibi etkileşimleri “ölçme ve hedefler” yönetiyor.
Siyasi ikna ile ticari manipülasyon arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor.
“Tüketim kültürü” yükselirken, “yurttaşlık kimliği” zayıflıyor.
İnternet ve platform ekonomilerinin yeni eğilimlerinin “tek bir dijital yapıda” birleştirilmesi zorlanıyor.
Alışveriş haberleri, kamu bilgisi, siyasi tartışma ve kişisel verilerin aynı şirket yapısı içinde toplanması “rıza olmadan yönetme” ya da “insansız yönetme” eğilimlerini güçlendiriyor.
Demokratik devletin meşruiyeti, yurttaş rızası, temsil mekanizması, hukuk ve kamusal tartışmadan yapay devlet süreçlerinin otomatikleştirilmesi, temsilin yerini kullanıcının ve veri profilinin alması, kamusal tartışmanın yerini algoritmik etkileşime bırakması hızlanıyor.
UYUM İRADESİ ÇOK ÖNEMLİ
Bir asrı geçen bir zaman önce kazanılan büyük zaferi pekiştirecek gündem çok açık: İmparatorlukların yok oluş döneminin sonunda son sığınağımızı nasıl ortak irademizle korumuşsak, bugün de kurulmakta olan yeni dünya düzeninde standartları belirleyenler arasında yerimizi alarak zaferimizi güçlendirir ve pekiştirebiliriz.
Büyük zaferi pekiştirmenin ilk adımı, tarih bilinciyle günü değerlendirerek; yeni bir varoluş ve yo oluş süreci yaşadığımızın farkında olmaktır. İkinci adım, büyük kırılma dönemlerinde milletin fıtratında var olan “ehemi mühimden ayırma” birikimini harekete geçirmektir. Üçüncü adım, temel amaca odaklanarak, “fikr-i takip disiplinini” harekete geçirerek; zafere ulaşıncaya kadar “karargahın uyanık olmasını” sağlamaktır. Dördüncü adım, düşününler ile gerçekleşenler arasındaki sapmaları, tutarlı geribildirimlerle saptayarak “ince ayarlar” yaparak ilerlemektir. Beşinci adım, iyi tasarlanmış bir stratejiyi besleyen “politikaları”, “politik” olmanın dar görüşüne tutsak etmemektir.
Akıl, “uyum ve yaşamı kolaylaştıran faydalı bilginin” çözeceği sorunlar için vardır: Büyük Zaferin ruhu, yeni zaferlerle şad olur… “Ehemi mühime” karıştırmadan ilerlemek, yeni zaferlerin anasıdır. Haydi hep birlikte halatlara asılalım, tam zamanıdır!
