MSCI’ın geçen haftaki Türkiye ve Endonezya değerlendirmeleri ilk bakışta benzer görünüyor. Her iki ülke için de "bilgi akışı" kriteri negatife çevrildi. Ortaklık yapılarındaki şeffaflık eksikliği, fiyat oluşumunu bozabilecek işlemler ve yabancı yatırımcının sağlıklı bilgiye ulaşmakta zorlanması eleştirilerin odağında yer aldı.
Ancak iki ülke arasında önemli fark var.
MSCI, Endonezya için Ocak’ta ülkenin "Gelişmekte Olan Piyasalar" kategorisinden çıkarılarak "Sınır Piyasalar" (Frontier Markets) sınıfına düşürülebileceğini gündeme getirmişti. Frontier Markets, yabancı yatırımcı açısından erişimin ve işlem hacminin daha sınırlı olduğu, sermaye piyasalarının uluslararası ölçekte daha düşük likidite sunduğu ülkelerden oluşuyor. Bu uyarı bile Endonezya piyasalarında ciddi satış baskısı yaratmıştı. Şimdi gözler önümüzdeki günlerde açıklanacak nihai kararda. Çünkü olası bir “küme düşürme”, MSCI endekslerini takip eden milyarlarca dolarlık fonun Endonezya’da çıkmasına yol açabilir.
Türkiye için bugün böyle bir uyarı yok. Ancak bu, “yan gelip yatmak” için bir gerekçe değil. Zaten MSCI’nin Türkiye’ye yönelik eleştirileri de hafife alınacak türden değil. Bilgi akışındaki zayıflık, bazı şirketlerde ortaklık yapılarının şeffaf olmaması, fiyatları sağlıklı oluşumuna ilişkin soru işaretleri ve yatırımcıların öngörülebilirlik beklentisini zedeleyen uygulamalar artık raporlara yansımış durumda. Finansal piyasalarda güven yıllar içinde inşa edilir, ancak çok kısa sürede kaybedilebilir. Endonezya bu noktaya bir günde gelmedi. Önce yatırımcıların dikkatini çeken uyarılar geldi, ardından bilgi akışı notu bozuldu. Şimdi ise “küme düşürülme ihtimali” tartışılıyor.
MSCI raporları tek başına bir ülkenin kaderini belirlemez. Ancak dünyanın en büyük yatırım fonlarının önemli bölümü kararlarını bu değerlendirmelere göre veriyor. Bu nedenle raporlardaki her olumsuz ifade yalnızca teknik bir tespit değil, uluslararası yatırımcıya verilen güçlü bir mesaj niteliği taşıyor.
Türkiye'nin hâlâ bu süreci tersine çevirecek zamanı var. Bunun yolu daha fazla şeffaflık, öngörülebilir kurallar ve piyasalara güven veren bir yönetim anlayışından geçiyor. Aklımızı başımıza almazsak, bugün Endonezya için konuşulan senaryoların yarın Türkiye için de konuşulmayacağının hiçbir garantisi yok.