Ortadoğu’daki güç mücadelesi Afrika Boynuzu’na taşınırken Etiyopya, Sudan, Eritre ve Somali hattında çatışmalar ve gerilimler aynı jeopolitik denklemde buluşuyor. Nil’in suları, Kızıldeniz limanları, Bab-ül Mendep Boğazı ve deniz ticaret yolları üzerinden şekillenen rekabet, bölgeyi küresel güçlerin de dahil olduğu yeni bir hesaplaşma alanına dönüştürüyor.
Küresel dünyanın güç savaşı Ortadoğu'dan Afrika'ya sıçradı. Kızıldeniz’in Afrika yakasında her yer yangın halinde; Etiyopya’da Tigray güçleriyle federal ordu çatışıyor, Sudan’daki iç savaş hız kesmeden devam ediyor, Somali ile Somaliland arasındaki gerilim derinleşiyor, ABD’nin sürpriz bir kararla yaptırımları kaldırdığı Eritre yeniden bölgesel denklemin merkezine yerleşiyor. Afrika Boynuzu'nun birden bire neden bu kadar karıştığını anlamak için haritaya bakmak yeterli; Bölge artık yalnızca Afrika ülkelerinin kendi aralarındaki sorunlarının yaşandığı bir alan olmaktan çıkıp, büyük güçlerin ve bölgesel aktörlerin çıkarlarının kesiştiği bir hesaplaşma alanına dönüşmüş durumda.
Bu “etki alanı çatışma" silsilesinde her şey var; Nil’in suları, Kızıldeniz limanları, Bab-ül Mendep Boğazı, deniz ticaret yolları ve enerji güvenliği aynı harita üzerinde birleşiyor.
Ve bu haritanın merkezinde Etiyopya var.
Etiyopya’da yeniden alevlenen iç savaş
Etiyopya’nın kuzeyindeki Tigray bölgesinde çatışmaların yeniden başlaması, dört yıl önce sona eren iç savaşın yarattığı dengelerin aslında ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.
Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin (TPLF) Mekelle, Aksum ve Shire’daki havalimanlarını ele geçirmesiyle başlayan çatışmalar Afar ve Amhara bölgelerine de yayıldı. TPLF, yedi silahlı grubun oluşturduğu ittifak içinde Başbakan Abiy Ahmed hükümetini devirmeyi ve geçiş yönetimi kurulmasını hedeflediğini açıkladı.
Federal hükümet ise karşı saldırıya geçti; Etiyopya Genelkurmay Başkanı Mareşal Birhanu Jula, TPLF ve diğer silahlı grupların Mısır, Sudan ve Eritre tarafından desteklendiğini öne sürdü.
Nil Nehri’nin suyu savaşın başka cephesi
Etiyopya-Mısır geriliminin merkezinde Büyük Etiyopya Rönesans Barajı, yani GERD bulunuyor. Addis Ababa açısından baraj, elektrik üretimi ve ekonomik kalkınma projesi, Kahire açısından ise ulusal güvenlik meselesi.
Mısır’ın tatlı suyunun yüzde 90’dan fazlası Nil’den geliyor. Bu nedenle Kahire, Etiyopya’nın Mavi Nil üzerindeki barajının özellikle kuraklık dönemlerinde su akışını nasıl etkileyeceğine ilişkin bağlayıcı kurallar istiyor. Etiyopya ise bunun kendi egemenlik alanındaki bir kalkınma projesi olduğunu savunuyor.
GERD’nin 2025’te resmen açılmasıyla gerilim yeni bir aşamaya geçti. Şimdi Tigray’de savaşın yeniden başlaması, Kahire ile Addis Ababa arasındaki zaten kırılgan olan ilişkiye bir de güvenlik boyutu ekledi.
Eritre ve “Denize çıkış” meselesi
Etiyopya’nın en büyük stratejik sorunlarından biri ise denize erişim; Denize kıyısı bulunmayan yaklaşık 100 milyonluk ülkenin dış ticaretinin büyük bölümü Cibuti üzerinden gerçekleştiriliyor. Bu bağımlılık Addis Ababa açısından ciddi bir stratejik kırılganlık oluşturuyor.
Bu nedenle Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim arayışı, Somali ve Eritre ile ilişkilerini doğrudan etkiliyor.
Eritre ise Etiyopya’nın denize çıkış arayışını kendi güvenliği açısından yakından izliyor. İki ülke 2020-2022 Tigray Savaşı’nda aynı tarafta savaşmıştı. Ancak daha sonra Addis Ababa ile Asmara arasındaki ilişkiler bozuldu.
Nitekim Etiyopya-Eritre gerginliği sıcak çatışmanın eşiğine gelmiş durumda. Etiyopya hükümeti aldığı bir kararla orduya Eritre’ye karşı olası bir savaşa hazır olması talimatını verdi. Bu talimatın hayata geçmesi için Etiyopya Parlamentosu’nun da onayının alınması gerekiyor. Parlamentodan da onay çıkması bekleniyor.
Tam bu aşamada ABD’nin Eritre’ye yönelik yaptırımları kaldırması da çok dikkat çekici. Washington açısından Kızıldeniz’in güvenliği ve Eritre’nin stratejik konumu yeni bir önem kazanmış görünüyor.
Somali-Somaliland düğümü
Afrika Boynuzu’ndaki büyük hesaplaşmanın bir başka önemli noktası da Somali-Somaliland anlaşmazlığı; Somaliland 1991’de Somali’den bağımsızlığını ilan etti ancak uluslararası alanda genel kabul görmedi. Buna karşılık Etiyopya, 2024 başında Somaliland ile denize erişim konusunda bir mutabakat imzaladı.
Somali yönetimi Somaliland’ı ülkesinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğü için o dönemde Etiyopya'ya çok sert tepki gösterdi. Devreye Türkiye girdi ve Ankara’nın kolaylaştırıcılığında yapılan görüşmeler sonucunda Aralık 2024’te imzalanan Ankara Bildirisi ile Etiyopya ve Somali, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterme konusunda mutabık kaldı. Etiyopya’nın denize güvenli ve sürdürülebilir erişiminin, Somali’nin egemenliği altında yapılacak ticari düzenlemeler yoluyla sağlanması konusunda da anlaşmaya varıldı.
Somaliland’daki İsrail faktörü
Ancak Ortadoğu'daki Ankara-Tel Aviv rekabeti Afrika'ya da yansıdı; Türkiye'nin "tamir ettiğini", İsrail bozdu. İsrail'in ani bir kararla 2025 sonunda Somaliland'ı tanıdığını açıklaması, Somali-Somaliland gerilimini daha da karmaşık hale getirdi. 2026’da Somaliland Cumhurbaşkanı Abdirahman Mohamed Abdullahi’nin İsrail’e yaptığı resmi ziyaret sırasında güvenlik, ticaret, yatırım, teknoloji, tarım ve deniz güvenliği başlıklarının görüşüldüğü açıklandı. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog da görüşmede Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’ndaki deniz güvenliğinin önemine dikkat çekti.
Bu gelişme Somali tarafından egemenliğe yönelik bir müdahale olarak değerlendirildi. Türkiye de İsrail’in Somaliland’ı tanımasına karşı çıkarak Somali’nin toprak bütünlüğünü desteklediğini açıkladı.
Böylece Somali-Somaliland meselesi, yalnızca iki Somali yönetimi arasındaki bir anlaşmazlık olmaktan çıkıp, Ankara-Tel Aviv hattına taşınmış oldu.
Çin Cibuti’de, ABD Kızıldeniz’de…
Yine Kızıldeniz’e kıyısı olan kilit ülkelerden Cibuti üzerinde ise tam bir “büyük güçler mücadelesi” yaşanıyor. Çin’in denizaşırı tek askeri üssünün Cibuti’de olması bile, bölgede büyük güçler rekabetinin ne kadar ciddi olduğunun göstergesi. Çin açısından Cibuti, Hint Okyanusu ile Kızıldeniz arasındaki stratejik hat üzerinde önemli bir lojistik ve askeri merkez. ABD ise, tüm Kızıldeniz’in kontrolünün kendi müttefiklerine geçmesi çabasında.
Sudan yangını da aynı haritada
Etiyopya'da alevlenen çatışmaların Sudan'daki iç savaşla aynı döneme rast gelmesi de elbette tesadüf değil; Sudan’daki çatışmalar da hem Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail, hem de Mısır ve Türkiye'nin Afrika üzerindeki hesapları ile doğrudan bağlantılı.
Farklı bölge ülkeleri tarafından desteklenen İki askeri güç arasındaki savaş nedeniyle parçalanma riskiyle karşı karşıya olan Sudan'da, altın madenleri, Kızıldeniz kıyısı, tarım arazileri ve yeniden inşa edilecek altyapı, savaş sonrasında ortaya çıkacak ekonomik paylaşımın da temel unsurları olacak gibi.
Sudan’daki savaş, ülkenin Etiyopya ile ilişkileri ni de giderek daha fazla etkilmeye başlamış durumda. Hartum ile Addis Ababa birbirlerini çeşitli silahlı grupları desteklemekle suçlarken, Sudan’daki savaş ile Etiyopya’daki çatışma arasında yeni bir sınır aşan güvenlik hattı oluşuyor.
Ortadoğu ve Afrika Boynuzu yavaş yavaş aynı denklemin parçası haline gelmeye başlamış görünüyor.
Mısır Nil’i kontrol etmeye çalışıyor. Etiyopya denize çıkış arıyor. Eritre Kızıldeniz kıyısındaki güvenliğini korumaya çalışıyor. Somali toprak bütünlüğünü savunuyor. Somaliland uluslararası tanınma arıyor. İsrail Kızıldeniz’in güneyindeki stratejik konumunu güçlendirmeye çalışıyor. Çin Cibuti’deki varlığını sürdürüyor. ABD ise Kızıldeniz güvenliği ve bölgesel ortaklıklar üzerinden etkisini korumaya çalışıyor.
Türkiye de Somali ile yakın ilişkileri, Ankara Bildirisi'ndeki arabuluculuk rolü ve Kızıldeniz-Aden Körfezi hattındaki güvenlik politikaları nedeniyle bu denklemden bağımsız değil.
Afrika Boynuzu bugün Nil ile Kızıldeniz’in, Afrika ile Ortadoğu’nun ve bölgesel güçlerle küresel aktörlerin kesiştiği bir satranç tahtasına dönüşmüş durumda. Ortadoğu’daki savaşın ateşi henüz sönmemişken Afrika’nın da yeni bir çatışma kuşağına dönüşmesi, önümüzdeki dönemin en ciddi jeopolitik risklerinden biri olacak gibi…
