Eğer destek açık, şeffaf, kurallı ve makro programla uyumlu olursa faydalı olur. Eğer kapalı kapılar ardında, siyasi pazarlık havasında ve seçim takvimine endeksli görünürse, güveni artırmak yerine yeni soru işaretleri doğurur.
Son günlerde konuşulan “ABD seçim öncesinde Türkiye’ye swap imkânı ya da Hazine destekli bir finansman sağlayabilir” iddiasının kaynağı, doğrudan Türkiye’ye dair açıklanmış resmi bir anlaşma değil. Bu söylentinin çıkış noktası daha çok ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in, Körfez ve bazı Asya ülkeleriyle dolar swap hatlarına ilişkin görüşmeler yürütüldüğünü söylemesi oldu. Bessent, bu görüşmeleri “ABD dolarının küresel üstünlüğünün ve Amerika’nın ekonomik kalkanının gücünün kanıtı” olarak tarif etti; Anadolu Ajansı da bu görüşmelerin ABD Hazine Bakanlığı’nın ortaklarıyla uzun süredir yürüttüğü rutin diyalogların parçası olarak anlatıldığını aktardı. Ancak burada kritik nokta şu: Haberde Türkiye adı geçmiyor. Dolayısıyla Türkiye’ye özel bir swap hattı ya da Hazine yardımı şu aşamada doğrulanmış bir bilgi değil, daha çok bölgesel jeopolitik denklemden çıkarılan bir piyasa beklentisi. Ancak dün bir analist tarafından tekrar ısıtılıp Türkiye'nin merkeze konulması, Bloomberg gibi yayın organlarının bunu servis etmesi bir dalgalanma yarattı elbette.
ESF üzerinden sağlanan destek ise daha “siyasi”
O zaman detaylıca meseleyi ele alalım: Önce mekanizmayı ayırmak gerekiyor. Fed swap hattı başka, ABD Hazine Bakanlığı’nın Exchange Stabilization Fund, yani ESF üzerinden verebileceği destek başka bir uygulamadır. Fed’in likidite swapları, yabancı merkez bankalarının kendi ülkelerindeki finansal kuruluşlara dolar likiditesi sağlayabilmesi için kullanılır; amaç ABD ve küresel dolar fonlama piyasalarında stresin yayılmasını önlemektir. Mesela, New York Fed de bu hatların özellikle dolar fonlama piyasalarını rahatlatmak için tasarlandığını anlatıyor. Ancak Fed swap hatları, genellikle çok sınırlı ve güvenilir merkez bankalarıyla kurulur. Benim bildiğim kadarıyla TCMB bu kalıcı swap ağı içinde yer almıyor.
ABD Hazine Bakanlığı’nın ESF üzerinden sağlayabileceği destek ise daha “siyasi” ve daha “özel durum” niteliği taşır. ESF, geçmişte kriz zamanlarında kullanıldı; hatta 2025’te Arjantin’e yardım için yeniden gündeme geldi. Council on Foreign Relations’ın swap takip çalışması da Hazine swaplarını “swap görünümünde teminatlı krediler” olarak tanımlıyor ve bunların gelişmekte olan ekonomiler için nadir ama değerli bir finansal güvenlik ağı olabileceğini belirtiyor. Yani Türkiye için konuşulan şey gerçekleşirse, Fed’in klasik merkez bankası swap hattından çok, Hazine-ESF tipi siyasi ve teminatlı bir destek ihtimali daha gerçekçi görünüyor.
Peki böyle bir destek hangi koşullarda mümkün olur? Birincisi, ABD’nin bunu kendi çıkarına uygun görmesi gerekir. ABD, swap ya da Hazine desteklerini “iyi niyet yardımı” olarak değil, finansal istikrar, dolar sisteminin korunması, jeopolitik ortaklık ve ABD varlıklarının düzensiz satışını önleme gibi gerekçelerle verir. Bessent’in açıklamalarında da swap hatlarının dolar kullanımını ve likiditeyi güçlendireceği, ticaret ve yatırımı destekleyeceği, krizlerde ABD varlıklarının düzensiz satışını önleyeceği vurgulandı. Bu açıdan Türkiye’ye destek, ancak ve ancak Washington Ankara’yı İran, Rusya, enerji koridorları, NATO, Karadeniz, Suriye ve bölgesel güvenlik denkleminde kritik bir ortak olarak görürse gündeme gelebilir.
ABD’nin desteği için Ankara’nın bazı taahhütler sunması gerekir
İkincisi, Türkiye’nin bu desteğe “piyasa istikrarı” gerekçesiyle ihtiyaç duyduğunun kabul edilmesi gerekir. Eğer seçim öncesi siyasi belirsizlik, rezerv baskısı, kur talebi ya da dış finansman ihtiyacı belirginleşirse, ABD açısından “Türkiye’de finansal istikrarsızlık bölgesel maliyet yaratır” argümanı güçlenir. Ancak destek verilmesi için Ankara’nın da bazı güvence ve taahhütler sunması gerekir. Bunlar şeffaf rezerv yönetimi, programın devamı, sermaye kontrollerinden kaçınma, Batı finansal sistemiyle uyum, yaptırımlar konusunda hassasiyet ve ABD ile jeopolitik başlıklarda daha yakın koordinasyon olabilir.
Üçüncüsü, desteğin şekli önemlidir. Klasik bir Fed swap hattı Türkiye için zor görünüyor; çünkü yukarıda belirttiğim gibi Fed bu aracı genellikle kendi finansal sistemiyle çok entegre, güçlü kurumsal kredibiliteye sahip merkez bankalarına açar. Türkiye için daha olası modeller; ABD Hazine Bakanlığı üzerinden teminatlı kısa vadeli dolar likiditesi, belirli varlıklar karşılığı repo/swap benzeri bir düzenleme, IMF ile uyumlu bir arka kapı finansmanı ya da müttefik ülkelerle koordineli bir paket olabilir. Türkiye’nin son yıllarda ABD Hazine tahvili alımlarını artırması da rezerv yönetiminde Washington ile daha uyumlu bir çizgiye geçildiği şeklinde okunabilir, ama bu tek başına destek garantisi anlamına gelmez. Zaten mutlak butlan kararından sonra panik halinde satılan ABD tahvilleri gerçeği de ortada.
Şimdi asıl soruya gelelim: Böyle bir haber Türkiye için iyi haber mi olur? Kısa vadede evet, iyi haber olur. Çünkü swap ya da Hazine destekli dolar likiditesi, piyasaya “arka kapıda güçlü bir finansman hattı var” mesajı verir. Kur üzerindeki baskıyı azaltır, rezerv algısını güçlendirir, risk primini düşürebilir, yerli tasarruf sahibinin dövize yönelmesini yavaşlatabilir ve yabancı yatırımcıya “Türkiye yalnız değil” hissi verir. Özellikle seçimler öncesi tansiyonun yükseldiği bir ortamda böyle bir destek, piyasalara ciddi bir sakinleştirici etki yapar.
Seçim öncesi gelecek destek içeride siyasi olarak tartışılır
Ama orta ve uzun vadede mesele daha karışık. Çünkü bu tür destekler bedelsiz olmaz. Her dış finansman hattı, yanında siyasi ve ekonomik koşullar getirir. Türkiye böyle bir destek alırsa, kısa vadede rahatlar; fakat uzun vadede ekonomi politikasının bağımsızlık alanı daralabilir. Washington’ın jeopolitik beklentileri artar, piyasa “Türkiye kendi kaynaklarıyla değil, dış destekle ayakta duruyor” algısına kapılabilir, ekonomi yönetimi yapısal sorunları çözmek yerine zaman kazanmayı tercih edebilir. En tehlikeli olan da budur: Geçici likidite kalıcı reformun yerine geçerse, bugünkü rahatlama yarının daha büyük kırılganlığına dönüşür.
Ayrıca seçim öncesinde gelecek bir destek, içeride siyasi olarak da tartışılır. İktidar bunu “uluslararası güvenin kanıtı” diye sunar. Muhalefet ise “seçim öncesi dış destek” veya “siyasi kredi” diye eleştirir. Yabancı yatırımcı kısa vadede olumlu bakar, ama desteğin koşullarını ve süresini sorgular. Eğer destek açık, şeffaf, kurallı ve makro programla uyumlu olursa faydalı olur. Eğer kapalı kapılar ardında, siyasi pazarlık havasında ve seçim takvimine endeksli görünürse, güveni artırmak yerine yeni soru işaretleri doğurur.
Gerçekçi sentez şu: ABD’nin Türkiye’ye seçim öncesi destek vermesi için, Ankara'nın bölgesel güvenlik denkleminde Washington’a değer üretmesi, söz konusu desteğin teminatlı, kontrollü, siyasi maliyeti yönetilebilir bir yapıda kurulması gerekir.
Sonuç olarak böyle bir destek gelirse piyasa ilk anda bunu olumlu fiyatlar. Kur rahatlar, rezerv algısı güçlenir, risk primi düşer. Fakat bunu “Türkiye ekonomisi düzeldi” diye okumak hata olur. Bu ancak zaman kazandırır. Kalıcı iyileşme için enflasyonla mücadelede güven, bütçe disiplini, cari açık yönetimi, hukuk güvenliği, veri şeffaflığı ve üretim kapasitesi gerekir. ABD’den gelecek swap ya da Hazine desteği olsa olsa bir oksijen tüpüdür. Hastayı ayağa kaldırmaz; sadece nefes aldırır. Hastalığı tedavi edecek olan ise hâlâ içeride yazılması gereken doğru reçetedir.
