Samsun’un Bafra ilçesinde nesiller boyu süren bir arkeolojik kazı var. İlk çalışmanın Prof. Dr. Bahadır Alkın ve ekibi tarafından 1940’lı yıllarda başlatıldığı İkiztepe Höyüğü’nde bayrağı, Prof. Dr. Önder Bilgin ve ekibi 1981 yılında devraldı. 2021’den bu yana da İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Aslıhan Beyazıt başkanlığındaki ekibin yürüttüğü kazılarda Anadolu’nun sayısız medeniyetlerinden birinin izi sürülüyor.
İkiztepe’nin ilk sakinlerinin bilinen geçmişi günümüzden 7 bin yıl öncesine kadar uzanıyor. Eti Bakır’ın, “Yerin Altındaki Bütün Cevherleri Çıkarıyoruz” projesi kapsamında dört yıldır destek sunduğu kazılardan elde edilen eserlerden öğreniyoruz ki İkiztepe’de binlerce yıl önce maden ve dokuma alanında ilerlemiş bir medeniyet kurulmuş, kafa travmalarının ameliyat edildiği ortamlar oluşturulmuş, ahşap malzemeden, günümüz tasarımına çok yakın evlerde yaşanmış, cenazeler dönemine aykırı, bugüne uygun pozisyonlama ile defnedilmiş. Kabrin başına tıpkı günümüzde de vazgeçemediğimiz mezarlık objesi olan su kapları konmuş. Mezarlarımızı ziyaret ettiğimizde yanımızda taşıdığımız, kabirde yatanın başucundaki kapta da bulunan su, binlerce yıl öncesinin de acı azaltma ritüeli olarak düşünülmüş. Düşünebiliyor musunuz, bugün dahi geçerli olan dokuma tezgâhındaki çalışma sistemi, aynen o günlerde de kullanılmış. Veya tersinden ifade edersek, milattan öncesinin dokuma sistematiği, bugün dahi Anadolu’nun herhangi bir evinde aynı şekilde kurulan tezgâhlarda hizmet vermeye devam ediyor. Madencilikteki ergitme kapları, kalaylama o günlerin de uğraşlarından olmuş. Seramik sahasındaki bulgular yeni. Bu alanda da önemli benzerliklerin olduğu, buluntuların izinden gidenler tarafından ifade ediliyor.
İkiztepe’den çıkarılan eserlerin sergilendiği Bafra Müzesi’ni ve iki yıl önce yenilenip Karadeniz’in en büyük, Türkiye’nin beşinci büyük müzesine dönüştürülen Samsun Arkeoloji Müzesi’ni gezdiğimizde görüyoruz ki bir bitkinin cilde sürülen yağının kabı da hançer ve deriden kılıfı da günümüz malzemelerine o kadar çok benzerlik gösteriyor ki.
Anadolu’nun geçmişine ışık tutan İkiztepe Höyüğü, bakır işlemeciliğinin tarihten akan örneklerini sunuyor. Tekstil dokumacılığının en erken örneklerinin görüldüğü kazılarda, bakır alaşımlı silahlar, günlük kullanım eşyaları ve süs objeleri gün yüzüne çıkarılmış.
İkiztepe halkının, yarattığı medeniyetin ürünü dokumaları, bakır külçeleri, seramik kapları, bölgesinin dışına da çıkardığına, Karadeniz’in öte yakalarına, Trakya’ya, doğuda Erzurum, Van bölgelerine gönderdiğine inanıyor arkeologlar. Yerine de para değil tabii, bölgede olmayan, ihtiyaç duydukları ürünleri getiriyorlar. Yani ilk ihracatın da merkezlerinden aynı zamanda İkiztepe.
Bafra Müzesi’nde olduğu gibi Samsun Arkeoloji Müzesi’nde de eserlerin büyük çoğunluğunda İkiztepe’nin izleri var. Bu açıdan her iki müzeyi geçen yıl gezen 120 bin ziyaretçinin çok şanslı olduğunu düşünüyorum.
İkiztepe, Karadeniz’e özgü ahşap mimariden tekstil dokumacılığının ilk uğraşlarına, metal kullanımından dikiş atılmış kemik buluntularına kadar geniş bir yelpazede Anadolu medeniyetlerini tarif eden sembol bir merkez. Eti Bakır’ın “Yerin Altındaki Bütün Cevherleri Çıkarıyoruz” temalı destek projesi kıymetli. İkiztepe’nin izinden gidenlerin, bölgede tekstilden madenciliğe, mimariye, seramiğe, hatta ihracata uzanacak farklı alanlarda da yeni kıymetler yaratabileceğine inanıyorum.
Değer ortaya koymaya, ortak akıl ve iş birliğiyle geçmişin gün yüzüne çıkarılmasına emek verenlerin arkeolojik araştırma merkezi talebiyle devam edilemez mi? g
üretken yazar güvenal, üçüncü kitabına imza attı
HİLMİ Güvenal, birden fazla uğraş alanında başarı çıtasına dokunan, mahareti yüksek insanlar arasındadır. İş yaşamında yüksek performans gösterdiği birden fazla alan var. Hem profesyonel yönetici hem girişimci hem de yatırımcı olarak tarif ediliyor kendisi. Yüksek anlatı gücü en büyük özelliklerinden. Bu yeteneğini, yazı ve söz üstatlığında ayrı ayrı gösteriyor Hilmi Güvenal. İyi kürsü insanı, hatip olmasının yanı sıra yazar kimliği ile de okuru ile buluşuyor. Köşe yazarlığı dışında, son 3 yılda 3 kitapta imzası var.
İlk kitabı Yol Yakınken: Etkin Yöneticinin El Kitabı 2023 yılında yayımlandı. Geçen yıl piyasaya çıkardığı, KİTAP dergimizin değerli jüri üyelerinin takdiriyle İş Yönetimi Ödülü’nü kazandığı ikinci kitabı Kuartet: Belirsizlik Çağında Etkin Karar Alma Sanatı’nın üzerinden çok geçmeden, geride bıraktığımız haziran ayında bu kez Zamanın Tortusu – Nesiller Ötesi Kurumlarda Değişim Yönetimi adlı eserini okuyucularının beğenisine sundu.
Bizim alışık olduğumuz, artık dünyanın en güçlü devletlerinin dahi kaçamadığı krizler, kitabın işlediği temel konu başlıklarından. Kriz yönetiminin yanı sıra yine tüm dünyanın gündeminde yer alan dönüşüm, Hilmi Güvenal’ın kaleminden yorumlanıyor, yol haritası ortaya konuyor. Kendisini iyi profesyonel yönetici yapan sesini yükseltmeden etrafına otoritesini hissettirme becerisinden, girişimciliğine yön veren sezgisel yeteneklerden, yatırımcılığına katkı sunan riskleri ölçebilme maharetinden çokça yararlanıyor, Remzi Kitabevi’nden çıkan son kitabında yazar Hilmi Güvenal.
az bile yazdım
HER dönemin ayrı bir ruhu olduğuna inananlardanım. Sizin favoriniz hangisi bilmem mümkün değil ancak ben, 1970’li yılları apayrı bir yere koyarım. Belki de çocukluğumla birlikte varlığımı ilk hatırladığım zaman dilimi olmasındandır. O dönemlerin toplumsal duyarlılığına da şahitlik ettim, eğrisiyle doğrusuyla. 70’li yıllardaki kültürel yapıya olan hayranlığım ise hâlen devam ediyor.
Bu konuda zihnimde birikenlerin bir başka yazının konusu olduğu notunu düşüp, o tarihleri yaşayan bir yazı emekçisinin yeni kitabından bahsetmek isterim. Alpaslan Şefkatli’nin deneme yazılarından seçkileri derlediği, “Az Bile Yazdım” adıyla yayımlanan kitabı, bir düşün insanından yansıyanları aktarıyor okuruna. Artikel Akademi ve Karadeniz Kitap çalışması olan 110 sayfalık kitap, ön sözünden son satırına kadar 70’li yıllara da götürüyor okurunu.
