Kocaeli Dilovası’nda yaşanan ve hepimizin içini acıtan yangın, sadece bir iş kazası değil; yıllardır üstü örtülen, görmezden gelinen bir gerçeğin acı bir yansımasıydı. Hayatını kaybeden insanların ardından konuşulan her detay, aslında bu felaketin ne kadar büyük bir ihmal zincirinin sonucu olduğunu bir kez daha gösterdi. Çünkü mesele sadece bir kıvılcım değil; yıllarca ötelenen denetimler, kağıt üzerinde kalan raporlar, hatır gönül ilişkileri ve “bana bir şey olmaz” kültürüydü.
Dilovası’ndaki yangın, bölgenin en büyük ve en eski yarasını yeniden görünür kıldı: Sanayi ile yaşamın birbirine tehlikeli biçimde karıştığı o plansız yapı. Yıllardır fabrikaların konutlarla iç içe büyüdüğü, riskli üretim tesislerinin evlerin birkaç yüz metre ötesine kadar sokulduğu bu tablo, kaderin değil, yanlış tercihlerin bir sonucuydu. Sanayi alanlarıyla mesken bölgeleri arasında olması gereken güvenli tamponların hiç oluşturulmadığı, “yeter ki üretim sürsün” anlayışının öne çıktığı bu düzen, bugün bir yangının yalnızca bir işletmeyi değil tüm ilçeyi tehdit edebilecek boyuta ulaşmasına neden oluyor. Dilovası’nda yaşanan felaket, işte bu kronik plansızlığın, yıllardır görmezden gelinen çarpık yerleşim–sanayi iç içeliğinin acı bir yansıması oldu.
Edindiğimiz yeni bilgiye göre Kocaeli’de yaklaşık 500 fabrikanın kapatılmasına ilişkin yazılar gönderilmiş durumda. Bu işletmeler, gerekli tedbirleri almadığı sürece faaliyetlerine devam edemeyecek. Sert görünen bu adım, aslında uzun süredir ertelenmiş bir zorunluluğun yerine getirilişi. Özellikle bazı işletmelerin gerçekte yürüttükleri faaliyeti tam olarak yansıtmayan kayıtlarla çalıştığına dair iddialar, sürecin sadece yüzeyde kalan bir denetimle yürütüldüğünü gösteriyor. Yani tabelada yazan ile içeride yapılan iş arasında oluşan bu gri alanlar, sadece mevzuata değil, insan hayatına mal olabilecek ciddi riskler barındırıyor.
Bu noktadan sonraki süreçte devletin, çok daha üst düzey bir denetim anlayışıyla konuyu ele alması kaçınılmaz. Aynı şekilde belediyelerin de bugüne kadar yaptığı rutin denetimlerin ötesine geçmesi, işi gerçekten takip eden, sorumluluk alan, geri adım atmayan bir çizgiye geçmesi gerekiyor. Çünkü artık ihmallerin bedelini insanlar canlarıyla ödüyor. Kocaeli gibi kritik bir sanayi bölgesinde “faaliyet türü ile fiili üretimin örtüşmediği” işletme örneklerinin tartışılması bile aslında tüm denetim mekanizmasının yeniden inşa edilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Bu yeniden yapılanma, sadece cezalarla değil; şeffaflıkla, gerçek denetimle ve takip mekanizmasıyla mümkün olur.
Bugün kapatılması gündemde olan 500 tesis, aslında tüm sanayi bölgeleri için bir uyarıdır. Kuralların kâğıt üzerinde değil sahada uygulanması gerektiğini gösteren sert bir işarettir. Eğer bu süreç doğru yönetilirse, yaşanan acı olay en azından gelecekte benzer felaketlerin önüne geçmek adına bir dönüm noktasına dönüşebilir