Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) değerlendirmesinde, “Matrah artırımı ve varlık barışı, vergisini zamanında ödeyen dürüst mükellefler için cezalandırıcı mahiyete dönüştü.” denildi.
Değerlendirmede şunlar kaydedildi:
"Ülkemizde Varlık Barışı uygulamalarının sekizincisini 7582 sayılı yasa ile yeniden gündemimize girdi. 7582 sayılı yasa ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’na 04.06.2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Geçici 19 uncu madde eklenerek yeni Varlık Barışı uygulaması başlamıştır.
Kanuni düzenlemenin ilk cümlesinde düzenlemenin amacının “Vergiye gönüllü uyumu artırmak” olduğu belirtilse de kısmi (gizli) vergi affı niteliği bulunan ve sürekli olarak gündemimize ortalama 2-3 yılda bir gelen Varlık Barışı uygulamalarının, giderek mükelleflerin vergisel ödevlerini zamanında ve tam olarak yerine getirmesini engelleyen bir uygulama haline dönüştüğünü belirtmeliyiz.
Matrah artırımı ve varlık barışı uygulamaları, vergisel ödevlerini zamanında yerine getiren dürüst mükellefler için cezalandırıcı mahiyette dönüşürken, meslek camiası olarak da mükelleflere yasal ve idari düzenlemelere zamanında uyum yönündeki telkinlerimizi boşa çıkarmaktadır.
Yeni varlık barışı uygulaması ile geçmişteki varlık barışı uygulamalarında olduğu gibi gerçek ve tüzel kişiler, gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri ile vergi mükellefiyeti bulunmayanların; yurtdışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını banka ve aracı kurumlara bildirerek bu varlıkları milli ekonomiye kazandırmaları istenmektedir. Ayrıca yurtiçinde bulunan ve kanuni defter kayıtlarında yer almayan, vergi mükelleflerine ait aynı türden varlıkların kanuni defter kayıtlarına alınarak işletmelerine dahil edilmeleri, vergi mükellefi olmayanlarda ise bu varlıkların banka ve aracı kurumlara bildirilmelerine imkân sağlanmaktadır. Varlık barışı uygulamasına ilişkin Genel Tebliğ, 4 Temmuz 2026 günü yayınlanarak yürürlüğe girdi. Genel Tebliğ düzenlemelerine baktığımızda camia olarak dikkatimizi çeken ve esasen kanuni düzenlemede açıkça belirtilmeyen bazı hususların, genel tebliğde ilave koşul ve şartların satır aralarında yerini bulduğunu görüyoruz.
Örneğin; Genel Tebliğin “Türkiye’de bulunan varlıkların bildirilmesi başlıklı 6’ncı maddesinin (2) numaralı fıkrasında; gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar ile mükellefiyeti bulunan ancak defter tutma zorunluluğu bulunmayan ve mükellefiyeti bulunmakla birlikte mükellefiyetiyle ilişkilendirilmeksizin madde hükmünden yararlanmak isteyen gelir vergisi mükelleflerinin, Türkiye’de bulunan ancak hali hazırda banka ve aracı kurumlarda bulunmayan varlıkları için varlık barışı bildiriminde bulunulabileceği yönünde açıklamalar yapılmıştır. Buna göre, yurt içinde defter tutmayan, vergi mükellefi olan ya da olmayanlar, sadece yastık altındaki varlıklar için bu yasadan yararlanabilecektir.
Oysa yurt dışından transfer edilecek ve bildirime konu edilecek para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının, gerek vergi mükelleflerince defter kaydına alınacaklar olsun, gerekse vergi mükellefi olmayanlar getirmiş olsun, bu varlıkların banka ve aracı kurumlarda hali hazırda bulunmama şartı yoktur, zaten böyle bir durum işin doğasına da aykırı olurdu. Aynı şeklide yurt içinde anılan varlıklar için bildirimde bulunacak defter tutma mükellefiyeti olan mükellefler için de böyle bir şart bulunmamaktadır. Esasen yasada da bu yönde bir ayrım yapılmamıştır.
Kanuni düzenlemede açıkça yer verilmeyen bu ilave şartın Tebliğle getirilmesi, önemli ihtilaflara sebep olabileceği gibi uygulamadan yararlanma isteğinde bulunan pek çok mükellefin başvuru yapamamasına da sebep olacaktır. Bu durum vergilemede adaletin alt kırılımı olan “aynı durumda olan mükelleflere aynı düzenlemelerin uygulanması- yatay eşitlik- ilkesi”ne de aykırılık teşkil etmektedir.
Genel Tebliğ ile getirilen bu ilave koşul pek çok yönü itibariyle belirsizlikleri de barındırmaktadır. Tebliğde “hali hazırda” kavramını kullanılmış olup bu kavram ile hangi zamanın kastedildiği de belirsizdir. Bildirimden önce banka veya aracı kurumdaki varlığını hesaptan çeken ve daha sonra bir başka banka veya aracı kuruma varlık barışı bildirimi yapılması halinde “bildirim tarihi itibariyle” banka veya aracı kurumda varlık bulunmadığından varlık barışı bildirimi kabul edilecek midir?
Varlık barışı uygulamasının yürütülmesi sürecinde, mükellefler arasında vergisel yönden önemli farklar yaratacak, kanuni düzenlemelerde açıkça yer verilmeyen ve bazı mükellefler aleyhine, bazı mükelleflerin ise lehine sonuçlar doğuracağı baştan belli olan bu tür düzenlemelerin genel tebliğ metinlerinde olmaması ya da bu farklılıkları tamamen bertaraf edecek açıklamalara yer verilmesinin gerekli ve önemli olduğunu düşünüyoruz."