Türkiye ekonomisinde dezenflasyon süreci uzarken işgücü piyasası ve tüketici cephesindeki bozulma dikkat çekiyor. Enflasyondaki direnç, yüksek enerji maliyetleri ve zayıflayan iç talep ekonomi yönetimini zor bir dengeye sürüklüyor. Petrol fiyatlarının 100 doların üzerinde kalması halinde faiz indirimlerinin ertelenmesi gündeme gelebilir. Asıl soru ise dezenflasyonun ağırlaşan maliyeti karşısında hangi ekonomik hedeften taviz verileceği.
İşsizlik yüzde 8,4’e yükseliyor, tüketici güveni sert düşüyor, hizmet sektörü güven kaybediyor. Dezenflasyonun bedeli giderek daha görünür hale geliyor. Ancak bütün bu sıkıntılara rağmen enflasyon direniyor; beklenen düşüş öngörülen sürede bir türlü gelmiyor.
S&P’nin geçen ayki değerlendirmesiyle, “Dezenflasyon gecikti ancak rayından çıkmadı.” Sürecin devam ettiğine işaret eden, olumlu bir tespit. Ama Türkiye hala Venezuela, İran, Güney Sudan ve Arjantin'den sonra dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip ülkeleri arasında.
Asıl mesele de burada. Enflasyonla mücadelenin maliyeti artarken sonuç almak neden bu kadar uzun sürüyor?
İstihdamda maliyet görünür oluyor
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı Eylül’de 0,5 puan artarak yüzde 8,4’e çıktı. İşsiz sayısı 198 bin kişi artışla 2 milyon 967 bine ulaşırken istihdam 49 bin kişi azaldı. Genç işsizliği ise 1,6 puanlık artışla yüzde 14,8’e yükseldi. Atıl işgücü oranı yüzde 30’un üzerinde seyrediyor.
Tek bir aylık veriyle kesin hüküm verilemez. İşsizlikteki artışın tamamını da para politikasına bağlayamayız. Ancak bu rakamlar, talepteki soğumanın işgücü piyasasına daha belirgin biçimde yansımaya başladığını düşündürüyor. S&P’nin zayıflayan iç talep tespitiyle de uyumlu bir tablo var.
Bugüne kadar sahada hissedilen ancak rakamlarda görülmeyen dezenflasyonun istihdam üzerindeki etkisi daha açık biçimde görünür hale mi geliyor?
Tüketicinin güveni sarsılıyor
Ekimde tüketici güven endeksi 91,9’dan 84,8’e geriledi. Yalnızca bir ayda yüzde 7,7’lik düşüş söz konusu. Hanenin mevcut maddi durumuna ilişkin değerlendirmesi yüzde 9,3, gelecek 12 aya ilişkin genel ekonomik durum beklentisi yüzde 9 geriledi.
Hizmet sektörü güven endeksi de aylık yüzde 2,4 düşerek 109,2’ye indi. Son üç ayda hizmetlere olan talep göstergesi yüzde 3,5 geriledi. Buna karşılık perakende ticaret güveni yüzde 1,1, inşaat güveni yüzde 0,4 arttı. Dolayısıyla bütün sektörlerde aynı ölçüde bir bozulmadan söz etmek mümkün değil.
Yine de işsizlikteki artış, tüketici güvenindeki sert düşüş ve hizmet sektöründeki güven kaybı birlikte değerlendirildiğinde önemli bir uyarı veriyor. İç talepteki soğuma, hanelerin ekonomik durum değerlendirmelerine ve gelecek beklentilerine de yansıyor.
Ekonomide kontrollü bir dengelenme mi görüyoruz, yoksa tüketici tarafında beklenenden sert bir fren mi başlıyor?
Hizmetlerde kırılma mümkün mü?
Türkiye’de enflasyonun en dirençli alanlarından biri hizmetler. Bu nedenle hizmet talebinin zayıflaması, ekonomik faaliyet açısından kaygı yaratırken enflasyonla mücadele açısından beklenen etkiyi sağlayabilir.
Eylül ayı Hizmet Üretici Fiyat Endeksi de bu açıdan dikkat çekiyor. Yıllık artış yüzde 33,23 olurken aylık artış yüzde 0,17 ile sınırlı kaldı.
Elbette tek aylık veriden eğilim çıkarılamaz. Üstelik hizmet üretici fiyatlarındaki yavaşlama, tüketicinin ödediği hizmet fiyatlarına aynı hız ve ölçüde yansımayabilir. Ancak talep göstergelerindeki gerilemeyle birlikte bakıldığında bu veri, fiyat baskılarında hafifleme ihtimalini gündeme getiriyor.
Önümüzdeki aylarda benzer bir seyir görülürse Merkez Bankası açısından önemli bir gelişme olur. Hizmet enflasyonunda kalıcı bir yavaşlama sağlanıp sağlanamayacağı, faiz kararlarının da temel belirleyicilerinden biri olacaktır.
Buna karşılık ulaştırma ve depolamada yıllık üretici fiyat artışının yüzde 40 civarında seyretmesi, ihtiyatı elden bırakmamak gerektiğini gösteriyor. Çünkü ortada ciddi bir enerji şoku var.
İç talep soğuyor, enerji maliyeti artıyor
İçeride talep zayıflarken dışarıdan gelen enerji baskısı denklemi zorlaştırıyor.
Merkez Bankası politika faizini yüzde 37’den yüzde 36’ya indirdi. Ancak yüksek petrol fiyatları, aralık toplantısında yeni bir indirim için hareket alanını daraltıyor. Banka bir yandan dezenflasyonun sağladığı alanı değerlendirmek, diğer yandan enerji maliyetlerinin fiyatlara ve beklentilere etkisini sınırlamak zorunda. Üstelik Merkez Bankası'nın faiz indirmenin koşullarını aradığı dönemde dünya yeniden yüksek faiz-yüksek enerji maliyeti dönemine girdi.
Türkiye’nin dezenflasyon programının başlıca dışsal risklerinden biri petrol. İç talepteki zayıflama fiyat artışlarını sınırlarken enerji maliyetleri ters yönde baskı yaratıyor. Merkez Bankası böylece iki farklı yöndeki kuvvet arasında politika yapmak zorunda kalıyor. Eğer petrol 100 doların üzerinde kalmaya devam ederse Merkez Bankası'nın Aralık faiz indirimi alanı daralmaz mı? Bence daralır...
Hangi hedeften taviz verilecek?
Önceki gün açıklanan enflasyon verisinde önemli bir ayrıntı vardı. Manşet enflasyon hızlanırken çekirdek geriledi. Bu ayrışma, manşetteki sürprizi doğrudan genel bir enflasyon bozulması olarak okumayı zorlaştırıyor ancak çekirdek enflasyon da gerilemiş haliyle bile hala çok yüksek.
Eğer mevcut petrol şoku kalıcılaşırsa ekonomi programındaki zaten tutturulmakta zorlanan hedefleri birlikte tutturmak daha da güçleşir.
Enflasyon hedefini korumak için daha uzun süre sıkı para politikası gerekebilir. Bunun bedeli büyüme ve istihdam üzerinde hissedilir. Büyümeyi desteklemek için erken gevşemeye gidilmesi ise enflasyonla mücadeleyi ve cari dengedeki iyileşmeyi riske atabilir.
Bence bugünkü kritik soru aralıkta kaç puan faiz indirileceğinden daha büyük. Dezenflasyonun bedeli ağırlaşırken petrol şoku da kalıcı olursa hangi hedeften ne ölçüde taviz verilecek; büyümeden mi, enflasyondan mı, cari dengeden mi?