Türkiye’de alım gücü gerilerken, tüketim ve maliyet baskısı artarken şirketler yatırım yapmayı ve büyümeyi sürdürüyor. Restoran zincirlerinden yenilenebilir enerjiye, teknolojiden turizme uzanan örnekler, ekonomideki çelişkili tabloyu gözler önüne seriyor. Peki, işler gerçekten nasıl ve şirketleri zor dönemde yatırıma yönelten ne?
Vahap Munyar hiç durmadan ülkeyi ve dünyayı gezen, fabrikaları adımlayan, toplantıları izleyen, iş insanlarıyla aynı masaya oturup onların hikâyelerini dinleyen bir gazeteci. Türkiye ekonomisini yalnızca rakamlardan, büyüme oranlarından ve enflasyon verilerinden okumuyor; üretim bantlarından, yatırım kararlarından, girişimcilerin hayallerinden ve çalışanların gündelik hayatından da anlamaya çalışıyor. Bence bu tarzıyla türünün tek örneği…
CNBC-e'de Vahap Munyar ile başladığımız “İşler nasıl?” podcast serisinin çıkış noktası da buydu. Vahap'ın yazılarına yansıyan şirketleri, girişimcileri ve insan hikâyelerini konuşuyor; ekonominin gerçek durumunu sahadan gelen gözlemlerle anlamaya çalışıyoruz.
İkinci bölüm için hazırlık yaparken haftanın yazılarını yan yana koyduğumuzda ilginç bir tabloyla karşılaştık. Bir tarafta alım gücündeki gerileme, azalan tüketim ve maliyet baskısı var. Diğer tarafta Türkiye'ye gelen uluslararası markalar, şube sayısını artıran restoran zincirleri, üretim kapasitesini büyüten şirketler ve yüz milyonlarca dolarlık yatırım planları…
Peki, gerçekten de işler nasıl? Ekonomi zorlanırken şirketler neden hala yatırım yapıyor?
Kriz herkesi aynı şekilde etkilemiyor
Restoran sektörü, bu çelişkiyi en iyi gösteren alanlardan biri… Tüketicinin dışarıda yemek yeme sıklığının azaldığı, harcamalarını daha dikkatli yaptığı bir dönemde YKT Global, Londra merkezli Burger & Lobster markasını Türkiye'ye getiriyor. Canlı ıstakoz ithalatından izin süreçlerine kadar uzanan zahmetli bir hazırlık, bu yatırımın arkasındaki girişimcilik hikâyesinin yalnızca bir parçası…
Yine Vahap'tan öğrendim; "Dürümle" markasıyla da büyüme alanını genişleten Tavuk Dünyası 500'ü aşkın restoranı, 25,5 milyar liralık cirosu ve 58 milyon müşterisiyle ölçeğini büyütmeye devam ediyor. Şirketin hikâyesinde yalnızca restoran açmak yok. Gebze'deki 20,5 milyon dolarlık fabrika yatırımı; üretim, lojistik ve tedarik zincirinin rekabet gücü açısından önemini gösteriyor.
Bu noktada mesele, tüketicinin ne kadar harcayabildiği kadar şirketlerin bu koşullarda nasıl verimli çalışabildiği... Franchise sistemi, merkezi üretim, soğuk zincir ve operasyonel verimlilik, büyümenin görünmeyen altyapısını oluşturuyor.
Artuk Yakut'un yatırımcı ve girişimci arasındaki duygusal yaklaşım farkına ilişkin değerlendirmesi de bu hikâyenin başka bir boyutunu ortaya koyuyor. Yatırım kararı hesap kitap gerektirirken girişimciliğin arkasında çoğu zaman inanç, heyecan ve risk alma isteği bulunuyor.
Yatırımın sırrı yalnızca sermaye değil
Türkiye'deki yatırım iştahını anlamak için şirketlerin büyüme rakamlarının arkasına da bakmak gerekiyor. Vahap'ın verdiği İstanbul Holding örneği, bu açıdan dikkat çekici. Yaklaşık 100 iş insanının bir araya gelmesiyle başlayan yapı, bugün 250'den fazla şirketi ve 15 bini aşkın çalışanı kapsayan bir ağa dönüşmüş durumda. Holdingin jeotermal sera yatırımı planı, sermayenin bir araya getirildiğinde nasıl yeni yatırım alanları yaratabileceğini gösteriyor.
Hedeflenen 1 milyon metrekarelik üretim alanı ve 500 milyon dolara kadar ulaşabilecek yatırım büyüklüğü, tarımın da artık geleneksel yöntemlerin ötesinde, teknoloji ve ölçek ekonomisiyle ele alındığını ortaya koyuyor.
Bu modelin önemi, finansmana erişimin zorlaştığı bir dönemde daha da artıyor. Her şirketin tek başına üstlenmekte zorlanabileceği yatırımlar, ortak sermaye ve iş birliğiyle mümkün hale gelebiliyor.
Şirketlerin insan kaynağına yaklaşımı da benzer biçimde değişiyor. Tavuk Dünyası'nın haftada iki gün izin uygulamasının çalışan devir hızını düşürdüğüne ilişkin açıklaması, iş gücü maliyetlerinin yükseldiği bir dönemde çalışma koşullarının da rekabet avantajına dönüşebileceğini gösteriyor. Ücret kadar çalışanı elde tutmak, verimliliği artırmak ve kurumsal bağlılık yaratmak da önem kazanıyor.
Türkiye'nin yatırım hikâyesi değişiyor
Yatırım gündemi yalnızca yerli şirketlerle sınırlı değil.
Nordex'in Türkiye'deki üretim yapılanması ve Aliağa için açıkladığı 70 milyon Euro’luk yatırım, ülkenin küresel üretim zincirindeki potansiyelini hatırlatıyor. Menemen'deki kanat ve kule üretimi, Türkiye'nin yalnızca bir pazar değil, uluslararası şirketler için bir üretim üssü olabileceğini gösteren örneklerden biri.
Yine Vahap'ın köşesinde yer alan Citi Türkiye Genel Müdürü Emre Karter'in New York'taki Türkiye Yatırım Konferansı'ndaki değerlendirmeleri de bu tartışmayla örtüşüyor. Türkiye'nin coğrafi konumunu üretim, lojistik ve bölgesel etki gücüyle birleştirmesi gerekiyor. Ancak yatırımcıların ilgisini kalıcı sermayeye dönüştürmek için öngörülebilirlik, finansmana erişim ve rekabetçi maliyetler de belirleyici.
Uber'in Türkiye'ye 500 milyon dolara kadar yatırım planı açıklaması ise teknoloji boyutunu öne çıkarıyor. Trendyol Go ve GetirYemek satın almalarının ardından şirketin teknoloji merkezi, mühendislik kapasitesi ve organik büyüme hedefleri, Türkiye'nin yalnızca tüketici pazarı olarak görülmediğine işaret ediyor.
Batu Aksoy'un ABD'deki gayrimenkul yatırımlarını büyütmesi, Türk Telekom ile ASELSAN'ın Malatya'da yerli telefon projesi üzerinde çalışması da sermayenin ve girişimciliğin farklı yönlere uzandığını gösteriyor.
Turizmde büyümenin ötesine geçmek
İş dünyasının hikâyeleri yalnızca yeni yatırımlardan ibaret değil. Bir süre önce kaybettiğimiz Naile Göçen Çukurova'nın Kuşadası'ndaki eski tabakhaneleri restore ederek müze, sanat galerisi ve yaşam alanlarına dönüştürmesi, turizmde değer yaratmanın başka bir yolunu anlatıyor. Eğitim ve sanata verdiği destekle de hatırlanan Çukurova'nın yaklaşımı, turizmin yalnızca otel, oda sayısı ve doluluk oranından ibaret olmadığını ortaya koyuyor.
Hilal Suerdem'in uzun yıllara dayanan perakende deneyiminin ardından Pastafino ile hızlı makarna alanına girmesi ve iki yılda 300 franchise hedefine yönelmesi de girişimciliğin farklı dönemlerde yeni fırsatlar aramaya devam ettiğini gösteriyor.
İşler gerçekten nasıl?
Vahap Munyar ile CNBC-e'deki “İşler nasıl?” podcastinde bütün bu örnekleri tek tek şirket haberleri olarak ele almak yerine aralarındaki ortak eğilimleri anlamaya çalışıyoruz. Kim, hangi koşullarda yatırım yapıyor? Şirketler tüketimdeki daralmaya nasıl uyum sağlıyor? Türkiye hangi alanlarda küresel üretim ve teknoloji merkezi olma fırsatına sahip? Girişimcileri zor dönemlerde harekete geçiren ne?
Bu soruların kolay ve tek cümlelik yanıtları yok. Çünkü ekonomi, aynı anda hem küçülen bir tüketim bütçesini hem büyümeye çalışan şirketleri hem finansman sıkıntısını hem yeni yatırım planlarını barındırabiliyor.
Önemli olan, bu tabloyu tek bir başlık altında düzleştirmemek... Yatırım iştahının sürmesi, ekonomideki sorunların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Ancak doğru alana odaklanan, ölçek yaratabilen, teknolojiye yatırım yapan ve değişen tüketici davranışlarını okuyabilen şirketlerin zor dönemde de büyüme fırsatları bulabildiğini gösteriyor.
“İşler nasıl?” sorusunun yanıtını da burada, yani fabrikaların içinde, yatırımcıların masasında, girişimcilerin hayallerinde ve çalışanların deneyimlerinde arıyoruz.
Önümüzdeki bölümlerde de Vahap Munyar'ın sahadan taşıdığı başka hikâyeleri “İşler nasıl?”da konuşmaya devam edeceğiz. Çünkü bazen Türkiye ekonomisinin nereye gittiğini anlamak için yalnızca göstergelere değil, henüz manşetlere tam olarak yansımamış gelişmelere de bakmak gerekiyor.