Yapay zeka, veri merkezi ve bulut yatırımları çok büyük sermaye gerektiriyor. Türkiye’nin bu yarıştaki darboğazlarını tartışırken, teknolojiye ve nitelikli insan kaynağına erişim kadar yatırımları finanse edecek uzun vadeli sermayeye de bakmalıyız.
Bugünlerde Türkiye’deki şirketler kesiminin hikayesini markaların yurt dışına açılması, finansmanın ekonomideki rolü ve teknoloji üretme kapasitesi olarak üç ana eksende okumak mümkün.
Vahap Munyar ile CNBC-e’de yaptığımız “İşler Nasıl?” podcastinde konuştuğumuz şirket hikayelerinin çoğu bu eksenlerde buluşuyor. Her biri, “Türkiye yeni ekonomik düzende nerede duracak?” sorusuna yanıt arıyor. Yeni dönemde rekabet gücünü sermayeye erişim kadar teknolojiyi geliştirme, veriyi işleme ve marka yaratma kapasitesi belirleyecek.
Bu haftaki son programda konuştuğumuz örneklerde de aynı tablo vardı. Birbirinden farklı görünen konular aslında aynı yerde buluşuyordu. Bir tarafta veri merkezi ve yapay zeka yatırımları, diğer tarafta küresel sermayeye ulaşmaya çalışan girişimciler, bir başka tarafta ise köklü bir Türk zeytinyağı markasının dünyaya açılma çabası vardı.
Veri merkezleri de fabrikadır
Mesela NGN, Star of Bosphorus veri merkezinin enerji kapasitesini 16 MW’tan 22 MW’a çıkarmayı ve tesisi bir “yapay zeka fabrikası”na dönüştürmeyi hedefliyor. Türkiye’nin de 2023’te yaklaşık 250 MW olan veri merkezi kapasitesini 2030’da 1 GW’a çıkarma hedefi var. Bu yatırımlar, Türkiye'nin yapay zekanın yalnızca kullanıcısı değil, aynı zamanda yapay zeka altyapısı ve hizmetleri üretebilmesi için gerekli zemini oluşturuyor.
Ancak bu teknoloji yarışının en kritik ayaklarından birinin finansman olduğunu her fırsatta görüyoruz. NGN yatırımının bence en dikkat çekici taraflarından biri, Garanti BBVA ve Yapı Kredi’den sağlanan 40 milyon dolarlık yeşil finansman. Üstelik konuştuğumuz bankacılar bunun veri merkezi alanındaki ilk örneklerden olduğunu söylüyor. Bu işlem, finans sektörünün teknolojik dönüşümde üstlenmesi gereken rolü gösteriyor.
Yapay zeka, veri merkezi ve bulut yatırımları çok büyük sermaye gerektiriyor. Türkiye’nin bu yarıştaki darboğazlarını tartışırken, teknolojiye ve nitelikli insan kaynağına erişim kadar yatırımları finanse edecek uzun vadeli sermayeye de bakmalıyız.
Yapay zeka trenini kaçırabiliriz
Vahap’ın görüştüğü Endeavor Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Emre Kurttepeli’nin önemli bir uyarısı var. “Yatırım çekemezsek yapay zeka trenini kaçırabilir, tüketici konumunda kalırız,” diyor. Türkiye’nin yapay zekada üretici olabilmesi için sermaye, nitelikli insan kaynağı, veri ve güçlü dijital altyapı gibi dört kritik unsur var.
Sermaye, nitelikli insan kaynağı, veri ve güçlü dijital altyapı. Teknoloji girişimcisi yetiştirebilen, milyar dolarlık şirketler çıkarabilen bir ülkenin bu potansiyeli neden daha fazla yatırıma dönüştüremediğini sorgulamalıyız. Burada bankacılığın yanında girişim sermayesinin, özkaynak ortaklıklarının ve güven veren sermaye piyasalarının gelişmesi önem kazanıyor. Uzun vadeli yatırım, öngörülebilir bir ortam ve projenin olgunlaşmasını bekleyebilecek sermaye istiyor.
"Made in Türkiye" yerine....
Buradan Vahap'ın köşesinde aktardığı bir başka hikayeye geçelim. Kristal hikayesi rekabetin başka bir yüzünü gösteriyor. Kökleri 1938’e uzanan şirket, bugün 36-37 ülkeye ihracat yapıyor. Avrupa’daki engeller nedeniyle İspanya’da, Brezilya pazarını kaybetmemek için Tunus’ta üretime yöneliyor. Türkiye’de üretip ihraç etmek yerine başka ülkelerde üretip Türk markasıyla satıyor.
Bu örnek, Türk şirketlerinin küreselleşmesinde yeni bir aşamaya işaret ediyor. “Made in Türkiye” yerine giderek “Turkish brand-global production” dönemine mi giriyoruz. Türkiye’de doğan bir markanın farklı ülkelerde üretim yaptırarak dünya pazarlarında büyümesi. Ancak Türkiye açısından bu kararların ne ölçüde küresel büyüme isteğinden ne ölçüde içerideki rekabet kaybından kaynaklandığını ayırmak gerekiyor.
Maliyet gerçeğini unutmamalı
Bir de başka bir realite var firmaları zorlayan. Kristal Yağları Genel Müdürü Vural Gözgeç’in Ekonomi Gazetesi'ndeki köşe yazısında yer alan sözü çarpıcı. "Müşteriye 'kur artışı enflasyonun altında kaldığı için fiyat tutturamıyoruz' dediğinizde randevu bile alamıyorsunuz," diyor. Bu tablo bize Türkiye’nin ihracat rekabetçiliği konusunda kur ve maliyet gerçeğini hatırlatıyor.
Müşteri bizim kur ve maliyet denklemimizi çözmek zorunda değil. Fiyata, kaliteye ve teslimata bakıyor. Şirketin yurt dışında üretim yaparak pazarını koruması anlaşılır bir strateji. Ekonomi politikasının görevi ise Türk markalarının dünyada büyümesini desteklerken Türkiye’de üretimi ve istihdamı da rekabetçi koşullarda sürdürülebilir kılmak.
Yeni sanayileşme hamlesi
Geçen hafta Cumhuriyetin 103'üncü yılını kutladık. "Sanayileşmek en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır" diyen Atatürk'ü andık. Bugün sanayi kavramının içine veri merkezlerini, yapay zekayı, yazılımı ve teknoloji girişimlerini de koymamız gerekiyor. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye’nin yeni sanayileşme hamlesinin merkezinde bunlar da olmalı.
Kısacası bizim meselemiz “zeytinyağından yapay zekaya Türkiye nasıl rekabetçi olur?” olmalı.
Sermaye olmadan olmuyor
NGN Yönetim Kurulu Başkanı İnanç Erol’un “veri ekonominin temel hammaddesi” sözüyle Kurttepeli’nin “yatırım çekemezsek yapay zeka trenini kaçırırız” uyarısı yan yana konulduğunda ortaya net bir sonuç çıkıyor. Yeni ekonomide hammadde veri, fabrika veri merkezi, üretim aracı hesaplama gücü ve mühendisliktir. Ama bunların hepsini harekete geçiren unsur ise sermayedir. Kristal de köklü sektörlerde bile rekabetin marka ve küresel üretim ağlarıyla yeniden şekillendiğini gösteriyor.
Zeytinyağından yapay zekaya kadar temel meselemiz aynı. Türkiye’de geliştirilen ürünlerin, teknolojilerin ve markaların dünya pazarlarında kalıcı değer yaratmasını sağlamamız lazım. Bunun yolu, girişimciyi uzun vadeli sermayeyle buluşturmaktan ve Türkiye’yi üretim yapmak için güçlü bir tercih haline getirmekten geçiyor.
