Analizler, 2040 yılına kadar yapay zekâdan kaynaklı olarak küresel ticarette yüzde 34-37, küresel GSYH’de ise yüzde 12-13 aralığında artış yaşanabileceğini gösteriyor.
Günümüzün en çok konuşulan teknolojilerinden biri olan yapay zekâ, en basit anlatımla girdileri işleyip çıktı üreten; bu çıktıyı tahmin, öneri, içerik veya karar desteği olarak sunan makine tabanlı sistemlerdir. Burada önemli bir ayrım bulunur: Yapay zekâ, önceden yazılmış sabit kuralları çalıştıran klasik otomasyondan farklı olarak veriden öğrenir, değişen koşullara uyum sağlayabilir ve performansını zaman içinde optimize edebilir.
Bu özellikler, yapay zekâyı ticaretin tam merkezine yerleştiriyor. Çünkü ticaret; karar alma hızı, zaman yönetimi, risk değerlendirmesi ve maliyet optimizasyonu üzerine kurulu bir faaliyet alanıdır. Veriyle beslenen akıllı sistemler sayesinde hangi ürünün kısa süre içinde stok dışı kalacağı, hangi tedarikçinin gecikme eğilimi gösterdiği veya hangi rotalarda aksama riskinin yükseldiği önceden öngörülebilir. Bu da işletmelerin planlama, satın alma, üretim ve lojistik kararlarını daha isabetli hale getirir.
Küresel ölçekte pazar büyüklüğü de bu dönüşümün hızını gösteriyor. Dünya yapay zekâ pazarı bugün 100 milyarlarca dolar seviyesine ulaşmış durumda. 2023’te 189 milyar dolar olarak kaydedilen büyüklüğün, 2033’e gelindiğinde 4,8 trilyon doları aşabileceği öngörülüyor. Bir başka analiz ise 2030’a kadar yapay zekânın küresel ekonomiye 15,7 trilyon dolar katkı sağlayabileceğine işaret ediyor.
Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) değerlendirmeleri de benzer bir tablo çiziyor. 2040 yılına kadar yapay zekânın uluslararası ticaret ve gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) üzerinde belirgin etkiler oluşturacağı belirtiliyor. Analizler; bu teknolojiden kaynaklı olarak küresel ticarette yüzde 34–37, küresel GSYH’de ise yüzde 12-13 aralığında artış yaşanabileceğini gösteriyor. Üstelik gelişimin kendisi de ticaretle doğrudan ilişkili: Ham maddeler, yarı iletkenler, ara girdiler ve bilişim ekipmanları gibi bileşenlerin küresel dolaşımı çok büyük boyutlara ulaşmış durumda. Yapay zekâ ile ilişkili ticari malların toplam dış ticareti 2,3 trilyon dolar seviyesine çıkmış olması, bu bağın ne kadar güçlü olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.
Teknoloji alanında bloklaşma riski
Ancak büyüme eğiliminin yanında, ticareti zorlaştıran bir başka dinamik de güç kazanıyor: Tarife dışı önlemler. 2024’te yapay zekâ için kullanılan ürünlere yönelik miktar kısıtlamalarında belirgin bir artış gözleniyor. Toplam miktar kotaları içinde bu ürünlere uygulanan kısıtlamaların payının 2015’ten bu yana sürekli yükselmesi, tedarik zincirlerinde kırılganlığı artırırken aynı zamanda teknoloji alanında bloklaşma riskini de besliyor.
Bu dönüşümün anlaşmalara yansıması da dikkat çekici. Yeni nesil ticaret anlaşmalarında yapay zekâ, giderek daha fazla yer buluyor. Zira uygulamalar; veri yerelleştirme, kişisel verilerin korunması, kaynak kodu, siber güvenlik gibi dijital ticaretin temel başlıklarıyla doğrudan bağlantılı. Öte yandan teknoloji çok hızlı ilerlediği için, bugün yazılan bağlayıcı hükümler birkaç yıl içinde güncelliğini yitirme riski taşıyor. Bu nedenle anlaşma metinlerinde esneklik, güncelleme mekanizmaları ve uygulanabilirlik kritik önem kazanıyor.
Yapay zekâ; uyum, yönetişim ve kalite maliyetlerini düşürüyor
Şirketler açısından bakıldığında kullanım alanları oldukça geniş. Ticaret finansmanı, tahsilat ve ödeme öngörüleri, döviz kuru riskinin daha etkin yönetimi, alıcı ve tedarikçilerin ödeme davranışlarının analizi, tedarik zinciri ve stok yönetimi, iptal ihtimali yüksek siparişlerin önceden tespiti, lojistik optimizasyonu ve gümrük işlemleri bu alanların başında geliyor. Etkin kullanım sayesinde idari maliyetlerde yüzde 20-30 düzeyinde tasarruf potansiyeli oluşurken; uyum, yönetişim ve kalite maliyetlerinde yapay zekâ destekli çözümleri benimseyen kuruluşlar yüzde 40-60 bandında düşüş sağlayabiliyor.
Bununla birlikte, büyüme üzerinde olumsuz etki oluşturabilecek riskler de var. Şimdiye kadar yapay zekâ teknolojisi büyük ölçüde az sayıda öncü firmada yoğunlaştı. Bu firmalar, daha fazla veri ve daha yüksek yatırım gücü sayesinde avantajlarını genişletirken piyasa yoğunlaşmasını da artırıyor; bu durum KOBİ’lerin aradaki farkı kapatmasını zorlaştırabiliyor. Eğilimi tersine çevirmek için KOBİ’lerin yapay zekâya erişimini kolaylaştıracak mekanizmalar kurmak, dijital altyapıyı güçlendirmek ve yetkinlik geliştirme programlarını yaygınlaştırmak gerekiyor.
Bir diğer kritik boyut ise enerji. Teknoloji geliştikçe hesaplama kapasitesi ve enerji ihtiyacı artıyor. Veri merkezleri bugün küresel elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 1,5’ini oluşturuyor. Öne çıkan yapay zekâ modellerinin geliştirilmesi için gereken hesaplama kapasitesinin yaklaşık her beş ayda bir iki katına çıkması ve veri setlerinin sürekli büyümesi, enerji ve altyapı yatırımlarını stratejik bir öncelik haline getiriyor.
Önümüzdeki dönemde yapay zekâ uygulamalarının şirket başarısında belirleyici bir rol oynaması şaşırtıcı olmayacak. Bu teknoloji, ticaret, rekabet ve verimlilik açısından yeni bir oyun alanı açıyor. Veriye dayalı karar alma kapasitesini güçlendiren, doğru yönetişim çerçevesi kuran, uygulamaları çeşitlendirip ölçekleyebilen şirketler avantaj elde ediyor ve daha hızlı öne çıkıyor.