2025 yılında küresel maden-metal ticaretinde arz genişledi, fiyatlar baskılandı ama talep yapısal olarak güçlendi. Son iki yılda özellikle batarya metallerinde görülen aşırı fiyat artışlarının ardından, 2025’te piyasa daha çok maliyet düşürme dinamiğiyle çalıştı. Bu durum, kısa vadede fiyatları aşağıda tutarken uzun vadede yeni yatırım iştahını zayıflattı.
Enerji dönüşümü kaynaklı talep artışı ise hız kesmiş değil. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre 2024’te lityum talebi yaklaşık %30, nikel-kobalt-grafit-nadir toprak elementleri ise %6-8 büyüdü. Bu büyümenin ana motoru elektrikli araçlar, batarya depolama ve şebeke yatırımları oldu.
2026 yılında gündemi belirleyecek dinamiklerin başında, ihracat kontrolleri, yaptırımlar, teknoloji kısıtlamaları geliyor. Jeopolitik risklerin tedarik zincirlerine doğrudan yansıdığını görüyoruz. Özellikle Orta Doğu’daki savaşın neden olduğu arz ve tedarik riskleri küresel ekonomi açısından önemli bir endişe kaynağı oluşturuyor. Enerji dönüşümünde elektrikli araç batarya depolama ve veri merkezleri gibi alanlar metallerde talep profilini değiştiriyor. Madencilikte yeni kapasitenin devreye alınması uzun bir süreyi bulabiliyor. Bu durum küresel maden-metal fiyatları üzerinde kendisini hissettiriyor.
Metallerde toplam küresel ticaret 1,6 trilyon dolar
Makro ticaret ortamı da fiyatları etkileyen önemli bir faktör. Maden-metal uluslararası ticareti kendi içinde dev bir ekosistem. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) verilerine göre, 2024 yılı itibarıyla metallerde toplam küresel ticaret 1,6 trilyon dolar seviyesinde. Demir-çelik ticareti ise yaklaşık 500 milyar dolara ulaşmış durumda. Alüminyumda 240 milyar dolar, bakırda ise 215 milyar dolarlık küresel ticaret hacmi bulunuyor. DTÖ, 2026 yılı küresel ticaret hacmi büyüme tahminini %0,5 seviyesine indirdi. Bu durum maden-metallerde bölgesel ayrışma ve korumacılık kaynaklı fiyat dalgalanması ihtimalini artırıyor.
Demir cevheri ve çelik ticaretini “Çin’in ağırlığı” üzerinden okumakta fayda var. Demir cevheri tarafında Çin, küresel dengeyi belirleyen ana ithalatçı olmaya devam ediyor. Çin’in 2024 yılı demir cevheri ithalatı 1,24 milyar ton ile rekor seviyeye ulaştı. Bu kadar büyük bir ticaret hacmi, navlun ve fiyat davranışını da belirliyor. Çelikte ise dış pazarlara yönelen kapasite ve anti-damping, kota gibi ticaret önlemleri daha görünür hale geldi. Dolayısıyla 2026’da çelikte ana gündem korumacılık, arz fazlası ve yeşil düzenlemeler olarak sıralanıyor.
Bu kapsamda, geri dönüşüm ve hurda metallerin öneminin arttığını görüyoruz. Hurda, iki nedenle stratejik önem kazanıyor. İlk olarak hurda metal, düşük karbon emisyonu sayesinde özellikle AB pazarında avantaj sağlıyor. İkinci olarak, yeni maden yatırımlarında faaliyete başlama süreleri uzun olduğundan, hurdadan geri dönüşüm arz güvenliği açısından kritik önem kazanıyor.
Ancak bazı ülkelerin, iç sanayiye ham madde sağlama refleksi ile hurdada kısıtlayıcı politikalara gidebileceğini görüyoruz. Bu da özellikle alüminyum ve bakır gibi metallerde bölgesel arz sıkıntılarına yol açabilir.
Bakır fiyatlarını etkileyecek gelişmeler
Bakır özellikle elektrifikasyonun temel girdisi konumunda. Şebeke genişlemesi, iletim hatları, veri merkezleri, elektrikli araç şarj altyapısında büyük bir kullanım alanına sahip. Uzun vadede bakır talebinin giderek artacağı düşünüldüğünde, arz açısından oluşacak riskler fiyatlara doğrudan etki ediyor. Latin Amerika’daki madencilik politikaları, yeni projelerde yaşanan gecikmeler, Çin’in işleme kapasitesi ve AB ile ABD’deki tedarik çeşitlendirme hamleleri 2026 yılında bakır fiyatlarını etkileyecek gelişmeler olarak karşımıza çıkıyor.
Savunma, yenilenebilir enerji ve veri merkezlerine yönelik maden-metal talebi de giderek artıyor. DTÖ verilerine göre, 2025’in ilk yarısında yapay zekâ ile ilişkili ürün ticareti 1,92 trilyon dolar seviyesine çıktı. Bu grubun hızlı büyümesi, veri merkezi ve elektrifikasyon etkisinin ticaret kanalıyla da büyüdüğünü gösteriyor. Bu eğilim, bakır ve alüminyum talebini destekleyen bir alt başlık olarak dikkat çekiyor.
Enerji dönüşümünün etkisiyle kritik minerallerde arz güvenliği, klasik enerji güvenliği kadar önemli hale geldi. Burada kaynaklar ve pazarlar birkaç ülkede yoğunlaşıyor. Bu durum jeopolitik gerilim ve ihracat kontrolleri gibi gelişmelerde şok riskini artırıyor. Ülkelerin bir çözüm yöntemi olarak stratejik stoklar oluşturduklarını ve uzun vadeli anlaşmalar yaptıklarını görüyoruz. Ayrıca rafinaj kapasitesinin de yakın bölgelere çekilmesine yönelik teşvikler sağlanıyor. Kritik minerallerde maden çıkarmak kadar, madenleri rafine etmek de rekabetin odağında yer alıyor.
Demir-çelik, bakır ve alüminyum mamullerde güçlü konumdayız
Türkiye açısından, Avrupa’ya yakınlık ve sanayi kabiliyeti önemli bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Özellikle demir-çelik, bakır ve alüminyum mamullerde güçlü bir konumda yer alıyoruz. Ancak hurda, cevher, enerji ve finansman kaynaklarında eş zamanlı bir sıkılaşma yaşanması, kar marjlarında bir düşüş riski oluşturuyor. Ayrıca küresel korumacılığın giderek arttığı bu dönemde, klasik fiyat rekabetinin yanı sıra çevresel standartlar, karbon ayakizi ve menşe tartışmaları daha fazla öne çıkıyor.