Yalova’nın Altınova ilçesinde, tarım yapılamaz denilen eğimli ve atıl arazilerde büyüyen Alova Farm, yaban mersinini Türkiye için yeni nesil bir tarım stratejisi olarak konumlandırıyor. Levent Sarılgan’ın “başka türlü mümkün” duygusuyla başlayan yolculuğu; Letven Capital’in sermaye, teknoloji ve küresel ölçek vizyonuyla birleşerek, tarımda katma değerli üretimin nasıl kurulabileceğini gösteriyor.
Bazı hikâyeler rakamlarla başlar, bazıları bir insanın içindeki “başka türlü mümkün” duygusuyla… Alova Farm’ın hikâyesi ikincisine daha yakın. Yalova’nın Altınova ilçesinde, bir zamanlar tarım yapılamaz denilen eğimli, kayalık, bataklık alanlarda bugün Türkiye’nin yüksek katma değerli tarım iddiası büyüyor.
İlk bakışta bir yaban mersini bahçesi gibi görünse de, biraz yakından bakınca, burada anlatılan hikâyenin bir meyveden çok daha fazlası olduğu anlaşılıyor: Türkiye’de tarımın teknolojiyle, sermayeyle, küresel ortaklıklarla ve girişimci cesaretiyle yeniden nasıl kurulabileceğinin hikâyesi.
Alova Farm Kurucusu Levent Sarılgan’ın yolculuğu, klasik bir tarım yatırımcısı hikâyesine benzemiyor. Uzun yıllar profesyonel hayatta çalıştıktan sonra erken emekli olup yıllarca denizde yaşayan, sonra ailesinden kalan arazilere yerleşen bir insanın hikâyesi bu.
Her şey 10 dönümlük bir çilek serasıyla başlıyor. Ama çilek kısa sürede ona tarımın yalnızca üretmekten ibaret olmadığını, pazarda doğru değeri bulamayan emeğin sürdürülebilir olamayacağını öğretiyor.
Sarılgan’ın anlattığı çilek deneyimi aslında Türkiye tarımının temel açmazlarından birini de özetliyor. Bir tarafta topraksız tarımla, yoğun emekle, ot ilacı kullanmadan, yüksek kaliteyle üretim yapan bir çiftlik; diğer tarafta aynı pazarda çok daha düşük maliyetle, çok daha farklı standartlarda üretilmiş ürünlerle rekabet etmek zorunda kalan bir üretici.
Bu denklemde iyi üretmek tek başına yetmiyor. İyi ürünü doğru pazarla, doğru marka değeriyle, doğru teknolojiyle ve doğru ölçekle buluşturmak gerekiyor.
“Yeter ki doğru bölgeye doğru çeşidi ekin”
Alova Farm’ın yaban mersinine yönelmesi bu nedenle tesadüf değil. Dünyada sağlıklı yaşam, uzun ömür, fonksiyonel beslenme ve “süper gıda” trendleri büyürken, yaban mersini hem tüketici talebi hem de kilogram başına yarattığı katma değerle stratejik bir ürüne dönüşüyor.
Türkiye ise iklimi, coğrafyası ve lojistik avantajıyla bu alanda ciddi bir potansiyel taşıyor. Sarılgan’ın “Yeter ki doğru bölgeye doğru çeşidi ekin” cümlesi, aslında yeni tarım anlayışının özeti. Tarım artık sadece toprağa ne ekildiğiyle değil, hangi genetikle, hangi veriyle, hangi sulama sistemiyle, hangi pazar bağlantısıyla üretildiğiyle şekilleniyor.
Hedef, Türkiye’deki toplam yaban mersini üretiminin yüzde 10’unu tek başına karşılamak
Alova Farm’ın bugün geldiği nokta dikkat çekici. 2022 yılında 5 bin saksıyla başlayan yolculuk, üç yıl içinde 125 bin saksıya ulaşmış durumda. 2026 sonunda hedef 200 bin saksı. Bu, iki yıl sonra bin ton meyve, Türkiye’deki toplam yaban mersini üretiminin yaklaşık yüzde 10’unu tek başına karşılamak ve dünyadaki önemli kuzeyli meyve üreticileri arasında yer almak anlamına geliyor. Daha büyük hedef ise 500 dönüm üretim alanı, 250 bin saksı ve bin 500 ton meyve.
Geleceğin tarım altyapısını kuran bir teknoloji şirketi
Bu büyümenin arkasında yalnızca üretim iştahı yok, ciddi bir sistem mühendisliği var. Alova Farm, kendisini artık sadece bir tarım işletmesi olarak değil, geleceğin tarım altyapısını kuran bir teknoloji şirketi olarak konumlandırıyor.
Akıllı saksı sistemleri, veri tabanlı üretim yönetimi, otomasyon destekli sulama ve gübreleme, su arıtma, görüntü işleme teknolojili paketleme hattı, soğuk zincir ve kalite kontrol yatırımları bu modelin parçaları.
Üretimde kullanılan suyun arıtılması, bitkinin ihtiyacına göre besin elementlerinin yüklenmesi, ürün kalitesinin dijital sistemlerle ayrıştırılması, tarımda sezginin yanına hassas ölçümün de konduğunu gösteriyor.
Asıl çarpıcı olan ise bu modelin marjinal arazileri üretime kazandırma iddiası. Geleneksel tarım açısından verimsiz görülen eğimli, kayalık ya da atıl alanlar; teraslama, kontrollü üretim, akıllı sulama ve topraksız tarım teknikleriyle yüksek katma değerli bahçelere dönüşüyor.
Girişim sermayesinin tarımda dönüştürücü rolü
Letven Capital’in bu hikâyedeki rolü de tam burada önem kazanıyor. Levent Sarılgan’ın şömine başında “tarım yatırımları” diye arama yapmasıyla başlayan temas, bir süre sonra girişim sermayesinin tarımda nasıl dönüştürücü bir rol oynayabileceğini gösteren somut bir örneğe dönüşüyor.
Letven Capital burada sadece finansman sağlayan bir yatırımcı değil, ölçeklenme, kurumsallaşma, teknoloji yatırımı, uluslararası standartlara erişim ve küresel iş birlikleri açısından aktif bir büyüme ortağı olarak konumlanıyor.
“Değer ekonomisi”
Letven Capital Genel Müdürü Kamil Kılıç’ın Alova Farm’a bakışı, tarımı klasik anlamda bir üretim faaliyeti olmaktan çıkarıp, bir “değer ekonomisi” yaratmak. Kılıç’ın iddiası büyük: Karadeniz’in kuzey hattında, Artvin’den Bartın’a uzanan bölgede doğru planlama yapılırsa Türkiye’nin kısa sürede çok yüksek üretim hacimlerine ulaşabilmesi.
Alova Farm ise kendi ölçeğinde bu iddianın pilot uygulaması gibi çalışıyor. İç pazarda talep hızla artıyor. Levent Sarılgan’ın aktardığına göre geçen yıl talep yüzde 35 büyürken, üretim yalnızca yüzde 15 artabildi. Dünya devi Lidl’in yıllık 5 bin tonluk talep telaffuz etmesi ise ölçek meselesini net bir şekilde koyuyor. Türkiye’nin tüm üretiminin 5 bin ton olduğu bir dönemde tek bir alıcının aynı miktarda ürün istemesi, fırsatın büyüklüğünü de eksikliği de gösteriyor.
Kamil Kılıç’ın ifade ettiği gibi, “Tam da bu nedenle potansiyel büyük.” Şöyle anlatıyor Kılıç: “Biz Letven Capital olarak, bu büyük ekosistemi hakkıyla oluşturabilmek adına pazarın yüzde 20’sini kontrol edecek şekilde yaygın bir yapı kuruyoruz. Bünyemizde Ecofolio adında kitle fonlama şirketimiz var. Buradaki temel amacımız, küçük yatırımcıyı da en az 25 dönümlük ölçeklerle bu büyük oyunun içerisine dâhil edebilmek. Biz yatırımı kurgularken şuna inanıyoruz: 1 lirası olanın da 1 milyonu olanın da aynı değerde kazanç elde etmesi gerekir, kapsayıcı başarı budur. Çiftçiyi, yatırımcıyı, teknolojiyi, sermayeyi, lojistiği ve pazarı aynı ekosistemde buluşturan modeller kurulmadıkça, potansiyel gerçek bir ekonomik değere dönüşemez.”
Yalnızca bir hasat hikâyesi değil
Alova Farm hikayesi, tarımın geleceğinin yalnızca toprağa bağlı olmadığını, vizyon, sabır, sermaye, teknoloji ve kararlılıkla “buradan bir dünya hikâyesi çıkar” diyebilen insanlara bağlı olduğunun somut bir göstergesi.
Bu nedenle, Alova Farm’ın hikâyesi yalnızca bir hasat hikâyesi değil. Türkiye’nin katma değerli, teknoloji destekli, sürdürülebilir ve küresel tarım hayalinin sahadaki karşılığı… Yaban mersinini sadece bir meyve değil, bir gelecek stratejisi olarak görmek…
Yaban mersini, Türkiye için stratejik bir tarım endüstrisine dönüşebilir
Kamil Kılıç’ın verdiği bilgilere göre, önümüzdeki dönemde dünyada toplam meyve-sebze ticaret hacminin 600 milyar dolardan 800 milyar dolara çıkması beklenirken, sektör genelinde yüzde 30 civarında bir büyüme öngörülüyor.
Kılıç, yaban mersini tarafında ise çok daha hızlı bir kırılma yaşandığını söylüyor. İki yıl öncesine kadar 6 milyar dolar seviyesinde olan pazarın kısa sürede 13 milyar dolara doğru ilerlediğini belirten Kılıç, yaban mersininde yüzde 100’ün üzerinde bir büyüme beklendiğini söylüyor. Bu hızlı yükselişin arkasında, yaban mersininin güçlü antioksidan özelliği ve dünyada giderek güçlenen sağlıklı yaşam, iyi yaş alma ve uzun ömür trendleri bulunuyor.
Letven Capital ve Alova Farm ile kurulan modelin amacı da yaban mersinini Türkiye için katma değerli, ölçeklenebilir ve ihracat odaklı bir tarım endüstrisine dönüştürmek. Letven Capital’in dünyanın önde gelen tarım teknolojileri hızlandırma programlarından biriyle Türkiye merkezli yeni bir fon kurmak üzere çalıştığını belirten Kılıç, fonun bir ayağının Lüksemburg’da olacağını ifade ediyor.
Amaç, Türkiye’de geliştirilen yerli tarım teknolojilerini dünyaya taşımak; aynı zamanda küresel ölçekte gelişmiş teknolojileri Türkiye’ye getirerek çift yönlü bir köprü kurmak. Kılıç, teknoloji fonunun büyüklüğü için henüz net bir rakam açıklamadıklarını, ancak farklı bir yatırım alanında şimdiden 150 milyon dolarlık bir fon kurmak üzere ilerlediklerini belirtiyor.
Dünya standartlarında üretim için kurulan ekosistem
Alova Farm, yaban mersini üretiminde yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın en iyi uygulamalarını takip eden bir ekosistem kuruyor. Alova Farm’ın teknoloji vizyonunun önemli bir parçasını Letven Capital ekosisteminde yer alan Agromini oluşturuyor.
Agromini tarafından geliştirilen akıllı tarım çözümleri sayesinde üretim süreçleri sürekli izleniyor, veriler analiz ediliyor ve kaynak kullanımında maksimum verimlilik hedefleniyor. Üretimde kullanılan genetik materyaller, dünyanın önde gelen yaban mersini genetik programlarından SEKOYA iş birliğiyle temin ediliyor.
North Bay Produce ile kurulan ilişki ise Alova Farm’a hem dünya berry sektöründeki gelişmeleri yakından izleme hem de uluslararası pazarlara erişim konusunda önemli bir bilgi birikimi sağlıyor. Bu ekosistemin en yeni halkası ise bahçelerin hemen yakınında, bir yıldan kısa sürede kurulan paketleme ve kalite kontrol tesisi. 2 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirilen tesis, saatte yaklaşık 2,5 ton paketleme kapasitesine sahip.
Yalnızca Alova Farm’ın üretimini değil, bölgeden ve yurt dışından gelecek yaban mersinini de paketleyerek Avrupa’ya ihraç edilmesine imkân tanıyacak. Böylece yıllık 8 bin tonluk ihracata aracılık etmesi hedefleniyor. Tesiste İspanyol teknoloji şirketi Elifab’ın yapay zekâ destekli sınıflandırma ve ayıklama sistemleri kullanılıyor.
