MERVE YİĞİTCAN
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, uygulanan dezeneflasyonist politika setiyle birlikte son dönemde ekonomide üretim kapasitesini korumanın da “değerli bir politika hedefi” olarak şekillenmeye başladığını söyledi. Odanın aylık Meclis toplantısında konuşan Şekib Avdagiç, son dönemde ekonomi politikasında yeni önceliğin “sıkı para + seçici kredi + üretim desteği” ekseninde şekillendiğine işaret etti. Bu dönemde uygun finansman koşullarında işlevselliğin gözetilmesi gerektiğine dikkat çeken Avdagiç, “Kredi politikası, kim kredi istiyor sorusundan çok hangi yatırım finanse edilirse Türkiye'nin üretim kapasitesi ve rekabet gücü artar sorusuna cevap verebilmelidir” dedi. Kredi politikasında etkinliğin büyük önem taşıdığını vurgulayan Avdagiç, teşviklerin şirketlere “koltuk değneği” olarak görülmemesi gerektiğini kaydetti. Şekib Avdagiç, güncel ekonomik görünüme ilişkin önemli açıklamalarda da bulundu. Enflasyon yavaşlamakla birlikte enerji fiyatlarındaki yükselişe işaret edene Şekib Avdagiç, küresel maliyet baskılarının dezenflasyon sürecini önemli sınamalarla karşı karşıya bıraktığını kaydetti. Avdagiç, yüksek seyreden enerji fiyatlarının Türkiye ekonomisi üzerindeki çok yönlü baskısına dikkat çekerek, “Özellikle petrolün 90-100 dolar bandına yerleşmesi Türkiye açısından aynı anda hem enflasyon hem cari açık hem de para politikası alanı üzerinde baskı oluşturuyor” diye konuştu.
İTO Başkanı Avdagiç, “Petrol fiyatındaki kalıcı yükseliş akaryakıt ve ulaştırma maliyetlerini artırırken, üretimin enerji faturasını da büyütüyor. Bu maliyetler belirgin geçişkenlikle mal ve hizmet fiyatlarına yansıyor. Enerji ithalatının artması kaçınılmaz olarak cari dengeyi bozuyor. Böylece petrol fiyatı yalnızca bir emtia fiyatı olmaktan çıkıp Türkiye'nin enflasyon, cari açık ve faiz politikasını aynı anda etkileyen stratejik bir değişkene dönüşüyor" ifadelerini kullandı.
Para politikasındaki duruşa değinen Avdagiç, şunları söyledi: "Dezenflasyonist para politikası tarafında TCMB'nin yüzde 37'lik politika faizi ve kredi büyümesine yönelik makroihtiyati sınırları, finansal koşulları sıkı tutmaya devam ediyor. Ancak ekonomi yönetimi artık sadece talebi soğutmaya değil, son dönemde üretim kapasitesini korumaya da odaklanıyor. Bu nedenle yeni dönemin yaklaşımı, giderek ‘sıkı para + seçici kredi + üretim desteği’ üçgeninde şekilleniyor. Burada asıl olarak desteklerin tek tek büyüklüğünden öte, ekonomi yönetiminin son dönemde şekillendirmeye başladığı mesajın çok önemli olduğu kanaatindeyiz. Ekonominin üretim kapasitesinin korunmasının da artık dezenflasyon kadar değerli bir politika hedefi olarak görülmeye başlanması önemlidir.”
"Teşvik, şirketin koltuk değneği olmamalı"
Ekonomi yönetiminin attığı somut adımları değerlendiren Avdagiç, "Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) kaynak limitinin 750 milyar liraya çıkarılmasını, KOSGEB'in istihdam koruma desteğinin imalat sektörünün tamamına genişletilmesini, işletmelere daha uzun vadeli ve avantajlı finansman sağlanmasını ve Eximbank'ın ihracat finansman hedefinin 59 milyar dolara yükseltmesini önemli adımlar olarak değerlendiriyoruz" dedi. “Asıl mesele kredinin miktarından ziyade, hangi sektörlere yöneldiğidir” diyen Avdagiç, “Kredi politikası da, ‘kim kredi istiyor’ sorusundan, ‘hangi yatırım finanse edilirse Türkiye'nin üretim kapasitesi ve rekabet gücü artar’ sorusuna cevap verebilmelidir. Burada hiç kuşkusuz, politika desteğinin niteliği belirleyici olacaktır. Teşvik, şirketin koltuk değneği değil, rekabet gücüne geçiş rampası olmalıdır. Enerji maliyetlerine sürekli sübvansiyon vermek yerine enerji verimliliği yatırımları finanse edilmeli; yatırım, teknoloji, ihracat, Ar-Ge ve istihdamı artıran şirketler önceliklendirilmelidir. İhracatta da yalnızca daha fazla miktar değil, daha yüksek katma değer hedefine odaklanmanın ağırlığı ve boyutu artırılmalıdır” ifadelerini kullandı.
"Yurtiçi maliyetler küreselden hızlı artıyor"
Türkiye'nin özellikle Avrupa pazarında Çin ve diğer Asya üreticileriyle rekabet edebilmesi için kur, finansman, enerji, işgücü ve lojistik maliyetlerinin birlikte ele alındığı öngörülebilir bir üretim ortamına ihtiyacı olduğunu belirten Avdagiç, “İhracatçı açısından bir diğer sorun, sıklıkla dile getirdiğimiz gibi yurtiçi maliyetlerin küresel fiyatlardan daha hızlı yükselmesidir. Bir yandan maliyet baskısı diğer yandan küresel pazarlardaki belirsizlik ihracatçıyı savunmasız bırakırken, rekabet gücünü de hızla törpülemektedir. Üreticinin ve ihracatçının önünü görebilmesi için para, maliye ve kredi politikalarının aynı yöne bakması gerekiyor” değerlendirmelerinde bulundu.