Kişilerin açıkça bilgi sahibi kılınmadığı, kavramların belirsiz olduğu durumlarda, değerlendirmelerin kişiler lehine yapılması gerekir. Ancak uygulama maalesef bu esnekliği içermemektedir. Zira bizce bir hukuk devletinin, kişilerin haklarını her durumda kısıtlamaya çalışan değil, olabildiğince genişletmeye çalışan bir devlet olması gerekir.
Bilindiği gibi, arife veya bayram günleri ile hafta tatilinin yakın olması halinde, aradaki tam veya yarım iş gününün tatilden sayılması artık bir gelenek haline gelmiştir. Böyle günler kamuoyuna, ya açıklama yapan yetkililerce ya da medya tarafından “tatil” olarak duyurulmaktadır. Nitekim Kurban Bayramı öncesine gelen 25 Mayıs Pazartesi ile 26 Mayıs Salı (arife günü-yarım iş günü) günleri de bu şekilde duyuruldu. Bu yanıltıcı açıklama veya beyanlar, birçok halde yurttaşların yanlış anlamalarına ve hatta bazen hak kayıplarına yol açmaktadır. Konu, özellikle beyan, bildirim veya dava açma yahut üst yargı mercilerine müracaat gibi sürelerin son gününün böyle bir güne rastlaması halinde son derece önem kazanmaktadır.
İdari izin, tatil günü değildir
Bu tip günler, gerçekte resmi dairelerin hizmet sunumunun sadece asgari düzeye indirildiği idari izin günleridir. Yani kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların izinli sayıldığı bir gündür. Yoksa tatil günü değildir.
Vergi Usul Kanunu’na tâbi sürelerin hesaplanmasında, resmi tatil günlerinin süreye dahil olması; ancak sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, sürenin tatili izleyen ilk iş günü tatil saatine kadar uzaması esası kabul edilmiştir. Aynı esaslar, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda ve Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da da benimsenmiştir.
Bir çalışma günü ancak kanunla tatil ilan edilebilir. Nitekim ülkemizde tatil günleri, 394 sayılı Hafta Tatili Kanunu ile 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’da sayma yolu ile tahdidi olarak belirlenmiştir.
Dolayısıyla bu tip günlerde ortada tatil ilan edilen bir gün yoktur. Böyle günlerde yapılan uygulama; “hizmetlerin aksatılmaması ve kurum yöneticilerince gerekli tedbirlerin alınması”, “zorunlu hizmetlerin yürütülmesi için asgari seviyede eleman bulundurulması suretiyle” kamuda çalışan memur, işçi ve diğer personelin idari izinli sayılması şeklinde yürütülmektedir. Hukuken yapılması mümkün olan bu uygulamayı “tatil günü ilanı” olarak adlandırmak mümkün değildir. Nitekim hukukçular arasında bu tip uygulamalar “idari izin günü” olarak adlandırılmaktadır.
Süreler otomatik olarak uzamaz
Bu tip idari izin günlerinin kanunla kabul edilmiş birer tatil günü olmaması sebebiyle, Vergi Usul Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu veya Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca belirlenmiş ve son günü bu günlere rastlayan sürelerin, izleyen ilk çalışma günü sonuna kadar uzaması mümkün değildir. Konu, ticaret hukuku açısından da önemlidir. İdari izin günü uygulaması, örneğin faturaya itiraz ve protesto süreleri gibi süreleri uzatmaz. Zaten bu nedenle idari izin uygulaması noterlikleri ve bankaları kapsamaz.
Nitekim dava açma süreleri veya temyiz süreleri idari izin günlerine rastlayan, ancak o gün değil de izleyen ilk çalışma günü açılan davaları yargı organları reddetmektedir. Bu konudaki örnek içtihatları, bu köşede yayımlanan daha önceki yazılarımda aktardığımdan tekrar aktarmıyorum.
Yasal düzenleme şart
Yurttaşlar nezdinde veya dava yoluyla hakkını arayacak pek çok kişi nezdinde tatil–izin günü gibi hukuk kavramları netleşmemiştir. Özellikle siyasilerin ve medyanın hukuk kavramlarını genellikle özensiz kullanması sonucu, uzman kişilerin dahi rahatlıkla yanılabilecekleri; söz konusu günlerde resmi dairelerin kapalı olacağının düşünülebileceği bir ortam yaratılmaktadır. Kişilerin açıkça bilgi sahibi kılınmadığı, kavramların belirsiz olduğu durumlarda, değerlendirmelerin kişiler lehine yapılması gerekir. Ancak uygulama maalesef bu esnekliği içermemektedir. Zira bizce bir hukuk devletinin, kişilerin haklarını her durumda kısıtlamaya çalışan değil, olabildiğince genişletmeye çalışan bir devlet olması gerekir.
Bu nedenle konunun, gerek süreleri içeren veya sürelere ilişkin genel kuralları koyan kanunlarda ve özellikle hak arama yollarını ve usulünü düzenleyen İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda açıklığa kavuşturulması; Cumhurbaşkanınca idari izin günü ilan edilen günlerin süre hesabında resmî tatil günü olarak değerlendirileceğine ve bu gibi durumlarda sürelerin tatilin bitimini izleyen ilk iş günü sonuna uzayacağına ilişkin bir düzenlemenin yapılması şarttır.