“…ön planda, taşmak isteyen bir doluluk hissi, bir güç duygusu var… hediye vermek ve dağıtmak isteyen bir zenginlik bilinci. Asil insan, talihsizlere yardım eder, ancak bunu acıma duygusundan değil, daha çok gücün fazlalığının ürettiği bir dürtüye yanıt olarak yapar.”
- Friedrich Nietzsche, Beyond Good and Evil
“Giderek daha fazla bilginin ve giderek daha az anlamın olduğu bir dünyada yaşıyoruz.”
― Jean Baudrillard, Simulacra and Simulation
Aradan onca zaman geçmiş olmasına rağmen Baudrillard’ın vizyonu geçerliliğini koruyor. Baudrillard’a göre “Simulakra ve Simülasyon” dört aşamadan oluşur. Bunların dördüncüsü simülasyonun herhangi bir gerçeklikle hiçbir ilişkisinin olmadığı saf simülasyon olarak anılır. Burada, işaretler yalnızca diğer işaretleri yansıtır. İmgelerin veya işaretlerin gerçekliğe dair herhangi bir iddiası da bulunmuyor. Bu, ürünlerin artık saf bir anlamda gerçekmiş gibi davranmalarına bile gerek kalmadığı ifade ediliyor çünkü tüketicilerin yaşam deneyimlerinin o kadar ağırlıklı olarak yapay olduğu bir ortam ki, gerçekliğe dair iddiaların bile yapay, "hipergerçek" terimlerle ifade edilmesi beklenir.
Piyasalarla ilgili hazırlamış olduğumuz “Sis kalkıyor ama yol hala dar” başlıklı 2026 strateji raporunda ifade ettiğimiz görüşlerde önemli bir değişiklik yok. Tek değişiklik olarak, petrol için nötr’den, daha olumluya dönmemiz gösterilebilir. Bu yılın çok daha taktiksel olarak ele alınması gerektiğini söylemiştik. O halde taktiksel olarak önümüzdeki haftaları nasıl görüyoruz?
Taktiksel olarak stratejik fikrimiz, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu gelişmekte olan piyasaların, gelişmekte olan ülkelere nazaran daha iyi performans göstermeye devam edeceğini düşünüyoruz. Fakat kısa vadede tüm hisse senedi piyasalarının önümüzdeki haftalarda bir düzeltme sürecine girme ihtimalinin arttığı kanaatindeyiz. Hatırlanacağı üzere piyasaların yılın ilk çeyreğinde tepe yapıp, ardından daha sert bir düzeltme göreceğine dair görüşümüzü raporda paylaşmıştık. Bu fikrimizin arkasında duruyoruz.
Piyasaların ötesinde bugün değinmek istediğimiz konu ise başka ve dolaylı olsa da yatırımları da ilgilendiren daha geniş bir perspektif ile yapılmaya çalışılmış bir analiz:
Yaklaşık olarak son otuz yıldır teknoloji için benzer şeyler tekrarlanıyor. “Dikkat kayboldu, insanların dikkati dağılmış, algoritmik olarak çok fazla etkilenmiş durumda, artık hiçbir şey onları yerinde tutamaz” deniyor. Bu rahatlatıcı bir hikâye çünkü gerçeği kamufle ediyor ve kaçınılmazlığa yani kadere dönüştürüyor.
Sonra yılda bir kez, Super Bowl gerçekleşiyor ve sessizce gerçek diye sunulanın yeniden sorgulanması gerektiğini hatırlatıyor.
5 Şubat 2006'da, Super Bowl XL'i Amerika Birleşik Devletleri'nde yaklaşık 91 milyon kişi canlı olarak izledi. 10 yıl sonra, 7 Şubat 2016'da, Super Bowl L 112 milyon kişiyi çekti. 9 Şubat 2025'te, Super Bowl IX ise etkinliğin tarihindeki en büyük izleyici kitlesine ulaşarak 128 milyon izleyiciye ulaştı. Bu; yayın platformlarından, sosyal medyadan, kısa formatlı videolardan, televizyonun ölümünden ve dünyayı sentetik içerikle dolduran yapay zekanın domine ettiği ortamda gerçekleşti.
Bu hayatta kalmayı başarmak değil, nadir olanın, gerçek olan ve simüle edilemeyenin değerli olduğunun işareti olarak görülebilir. Bazı televizyon programları kısa süreliğine yükseldi ve algoritmik sisin içinde kayboldu. Yayın platformlarındaki hit diziler bir ay içinde izlendi, fenomen haline getirildi ve unutuldu. Başka hiçbir şey ilgiyi artırmadı, gerçek olan ilgiyi arttırdı.
İnsanların neden hala canlı performans izlemek için statlara, tiyatrolara, konser salonlarına ve televizyona, işinin ehli ve tecrübeli meslek sahiplerine gittiği gerçeği olduğu yerde duruyor. Bunlar size gerçek olan, insanlar için kritik olan veya duyguların önemli olduğunda nerede yer aldıklarını ve bu nedenle her şey bol, ucuz ve unutulabilir hale gelirken, değerin nerede yoğunlaşacağını söylüyorlar.
Bu durumun on yıl öncesine göre şimdi daha önemli olmasının nedeninin, üretken yapay zekâ olduğunu söyleyebiliriz. Yaratıcı olduğu için değil, kıtlığı ortadan kaldırdığı için yani içeriği endüstriyel bir yan ürüne dönüştürüyor.
Hollywood, tüm stüdyoları bir araya getirse bile, yılda sadece yaklaşık 15.000 saat yüksek kaliteli senaryolu içerik üretiyor. Bu bir zamanlar altın standarttı, sermaye, emek ve dağıtım tarafından dayatılan, kısıtlı bir lükstü. Bu kıtlık, muazzam değerlemeleri haklı çıkarıyordu. Fakat teknolojik gelişmeler bu hegomonyayı sarsmaya başladı. Piyasalar sonsuz arzla pazarlık yapamaz. Nadir olan, benzeri üretilemeyenlerin değeri artarken gerisinin fiyat düşer. Değer buharlaşır. İçerik arka plan simülasyonu haline gelir.
Yeniden üretilemezlik değerlidir. Sonsuz arz dünyasında, değerini koruyan ve arttırabilen tek şey nadir olan, yaşamsal olan, binlerce yıldır değerini korumuş olan taklidi üretilemeyen olarak karşımıza çıkar.
Her şey sentetik hale gelirken, insan unsuru lüks bir mal haline geliyor deniliyor fakat gerçekler yeniden üretilemediği için bu arz şokunun dışında kalır. Canlı bir Super Bowl'u yapay zekâ ile üretemezsiniz. Piyasaları da üretemezsiniz. Günün sonunda her şeyi gerçek zamanlı olarak simüle edemezsiniz. Sonucu yeniden yaratamazsınız. Sonuç bilinmiyor, an tekrarlanamaz ve makine olsun insan olsun herkes aynı anda izliyor. Bu geri döndürülemezlik de gerçeğin değeridir. Yapay gerçeği öldürmez, onu geliştirir.