Oda ve borsa seçimleri sonrası:1
Siyasi irade, bürokrasi, iş dünyası ve onların sivil toplum örgütleri, emek örgütleri, medya mensupları ve diğerleri ekonominin belirleyici aktörleridir. Ekonominin başrol oyuncuları oda ve borsalar seçimlerini yaptı. Ülkenin en ince kılcal damarlarında yerini alan bu iş dünyası örgütlerine yeni seçilenler ve güven tazeleyenler oldu. Ülkemizin çok değişik topluluklarının temsil edildiği oda ve borsaların yeni gündemini sorgulamalıyız.
Bize göre, değişen koşullar, oda ve borsaların yeni bir gündem oluşturmalarını gerektiriyor. O gündemin önemli maddelerinden birinin de “sanayisizleşme” olduğunu söylersek abartılı bir değerlendirme yapmış olmayız.
Oda ve borsaları yönetenler “sanayisizleşme olgusunu” sorgularken imalat kesiminin görece gerilemesinin ciddi bir “eğilim” olduğunu gözlemleyecektir.
İmalat kesininin görece gerilemesi küresel ölçekte bir sorun. Daron Acemoğlu’nun yeni kitabı “Hangi Liberal Demokrasi” de sanayisizleşme süreciyle ilgili yeteri kadar rakamsal analiz var. Ülkemizin durumunu da EKONOMİ gazetesinde İsmet Özkul’un fikr-i takip disipliniyle izlediği ve paylaştığı yazılarından izlenebilir.
Bu yazılarda ”sanayisizleşme olgusunun” niteliksel yönlerini tartışmaya açalım istiyoruz. Biz, sürecin “eğilim” mi, yoksa gelip geçici “dönemsel oluşum “ mu olduğunu anlamanın izlerini sürmeyi deneyeceğiz. “Eğilim ve dönemsel oluşum” dediğimizde ne anladığımızı yazının dipnotunda özetleyerek paylaştık1.
Yönetmeye ihtiyacı var
Sanayisizleşme olgusunu iki yönüyle sorgulayabiliriz: Biri, eğilimlerin yarattığı fırsat ve tehlikelerin yönetilmesi. Diğeri, dönemsel bir olgu olarak algılama. Bu iki değişik bakış açısı anlamlandırmalarımızı derinden etkiler. Bakış açımız, üretilen politikaların, stratejilerin, taktiklerin, projelerin, uygulamaların, geribildirimlerin ve kendini yeniden üretme mekanizmalarının çerçevesini oluşturur; yaratmak istediğimiz sonuçları nasıl tanımladığımızı belirler.
Paylaşmak istediğimiz düşüncelerin merkezinde, “sanayisizleşme süreci dönemsel bir olgu değildir; güçlü bir eğilimdir. Süreci, evrenin, dünya ekosisteminin ve insanlığın derinliklerinden gelen eğilimler beslemektedir. Eğilimlerin yarattığı fırsatları en üst düzeyde değerlendirecek, maliyetleri de en düşük bedelle savuşturacaksak, uygun varsayımlarla yeni zihni modeller oluşturmalıyız,” varsayımı var.
Sanayisizleşme eğiliminin arka planını önemli ölçüde teknolojik gelişmeler etkiliyor.
Günümüzde yarıiletken teknolojinin diğer bütün teknolojilere girdi sağlayarak yarattığı kapasiteler etkili: Sayısal kapasite “kol gücü uzantısını zihin gücünün uzantısına ” dönüştürüyor; ölçme, ölçeklendirme, özendirme, ödüllendirme ve ödeşme koşullarını değiştiriyor. Teknolojik gelişmeler iş süreçlerini uçtan uca insan aklının denetimine açıyor. Süreçlerin uçtan uca ölçülmesi, sayısallaştırılması, görselleştirilmesi geleneksel teknolojilerdeki “verimlilik düzeylerini” aşan “yeni verimlilik” düzeyleriyle yüzleşiyoruz. Çıplak gücümüzle yapamadıklarımızı, aklımızı kullanarak geliştirdiğimiz araç-gereç ve metotlarla yapabiliyoruz. Yeni araç-gereç ve metotlar, süreç yapılarını, işlevlerini ve kültürünü değiştiriyor. Süreç değişmeleri bağlamında “iş süreçlerinin değişmesi” “işgücü profillerini” de yeniden tanımlamayı gerektiriyor. İşgücünün “teknik ve sosyal becerilerin sürekli geliştirmek” gerekiyor. İleri düzeyde nitelikli işgücü ihtiyacı ülkeler genelinde ve iş yerleri özelinde sürekli yatırım yapılmasını zorluyor.
Makinelerin, makine-öğreniminin, algoritmaların ve modellerin desteğiyle “silikon beyin” kapasitesi yeni bir üretim yapılanması oluşturuyor. Bir de buna teknolojinin “doğrusal büyümeden katlanarak büyümeye ” geçiş gibi hızlanmanın artmasını ekleyince, geleneksel üretim yapısının omurgasını oluşturan “sanayileşmeye nereden bakacağımızı, sanayisizleşmeyi nasıl dengeleyeceğimiz” iş yönetiminin temel sorunlarından biri haline geliyor.
Yeni teknolojilerin “bağlantı, iletişim, yarışma ve işbirlikleri” alanlarında yarattığı kapasitelerin üretkenlik ve verimlilik üzerine etkileri hakkında “net bilgi” sahibi değilsek sanayisizleşmeyi dengelemek için önereceğimiz çözümler yaratmak istediğimiz sonuçlara bizi götürmez.
Veri-odaklı gelişme
Sanayisizleşme süreçleri, üretim, ulaşım ve iletişim sistemlerindeki gelişmelerin nedeni değil, sonucu. Bilim ve teknoloji bir yanıyla “sonsuz büyük” olan evrenin sırlarını çözüyor. Diğer yanıyla, fizik ve biyolojideki “sonsuz küçük” dinamikleri birer birer “bilinmez” olmaktan çıkıyor. 2026 yılı Nobel Ödülü ışıkla kontrol edilen iyon kanalları ve optogenetik alanındaki keşiflere verildi. ”Araştırmacılar, söz konusu keşiflerin korku, hafıza, uyku, iştah ve motivasyonla ilgili sınır devrelerini inceleyebiliyor. Keşifler bize öğretiyor ki, ışık canlılar için yalnızca görmeyi sağlayan bir enerji kaynağı değil; hücrelerimizde kimyasal kararları başlatan sinyal2” Bilim ve teknolojide yaygın değişmeler sağlıkta ve diğer alanlarda tedavi anlayışını, uzmanlık tanımlarını değiştiriyor. Bir başka yönüyle anlatırsak, teknolojinin “sonsuz büyüğe ve sonsuz küçüğe erişilebilirliğinin” hızlanması, yaşam biçimlerimizi ve yaşam tarzlarımızı yeniden tanımlayacak yeni ilişkiler ağları oluşturuyor, geliştiriyor ve çoğaltıyor. Uzmanlar kaliteli bir kalkınma yarmada “faydalı bilginin sermayeden daha önemli” hale geldiğine dikkat çekiyor. Sanayisizleşmeyi bir eğilim olarak algılamaz, fırsatlarını ve tehlikelerini bu bağlamlarıyla değerlendirmezsek yaratmak istediğimiz sonuçların yanından bile geçemeyiz.
Bilim ve teknolojide gelişmeler “ölçme, sayısallaştırma, görselleştirme, seslendirme, adlandırma, kavramsallaştırma, düşünme ve karar vermeyi” de dönüştürüyor. Teknolojinin hızlandırdığı “veri üretimi” istatistik biliminin temeli olan “Büyük Sayılar Yasası”nı gözden ırak tutmamayı gerektiriyor. Teknolojik gelişme kuram, model ve metotlar geliştirirken seçilmiş varsayımlar yerine çoklu varsayımları işleyebilmemizi sağlıyor. Günümüz dünyası iş insanlarının içselleştirmesi gereken şey “verinin, toprak, işgücü, sermaye ve teknoloji” gibi “üretim gücü” olma özelliğini pekiştirmesidir. “Veri merkezleri” ve “veri işleme sistemleri” en önemli yatırım alanıdır. Verinin üretim gücü olma eğiliminin güçlenmesini yeterince sorgulamayan bir iş dünyasının hedeflerine erişebilmesi çok zordur.
“Büyük veriyi” üretme kapasitesini artırması yanında “veri işlem kapasitesi” de artırınca üretim sistemleri hızla dönüşüyor. Genel yapay zekâ olgusu, yapay zekâ ajanlarının sorulara yanıt vermesi ötesinde işlevlerini hızla geliştirilmesi yakından gözlenmesi ve izlenmesi gereken bir eğilim. Yapay zekâ, internette araştırma yapabiliyor; araç-gereç kullanabiliyor. Daha da ileri gidebiliyor: Platform ve sistemlerle bağlantıya geçerek iletişim ve etkileşimde bulunuyor. Üstlendiği görevleri alt görevlere ayırabiliyor ve yaratılmak istenen sonuca götürecek “yol haritaları” belirleyebiliyor.
“Ülke dolusu dahi”
Dario Amodei’nin ileri sürdüğü gibi, “Bir veri merkezi içinde bir ülke dolusu dahi bulunacak.” Bardağın dolu yanından bakınca, “Bu dâhiler ileri insanlık sorunlarını çözmek için seferber edeceğiz. Fiziksel ve zihinsel hastalıklara, yoksulluğu ve savaşa çare bulacaklar; biz hayatın anlamını dönüştürmeye odaklanacağız3”. Bardağın boş yanına baktığımızda durum pek öyle görünmüyor; bir dizi yeni sorunla yüzleşeceğimiz çok açık.
Toplumsal deneyim ve birikimlere dayalı algı ve öğrenme alanlarının değişmesi günümüzün gerçekliği: İş süreçlerinde uzaktan komuta, otamosyan ve otonom uygulamalar yaygınlaşıyor. İşgücünün toplumsal yaşam hiyerarşisindeki yeri değişiyor. Daha derine bakıldığında, süreçlerin uçtan uca denetim ve gözetimine dayalı “sistem kontrolüne” geçişler hızlanıyor. Teknik ve sosyal beceri odaklı iş ve kariyer önem kazanıyor. Daha bir düzine gelişme “İmalat sistemlerinde gerileme, hizmet alanlarında yayılma” süreçlerini giderek güçlenen bir eğilime dönüştürüyor. Dönüşmelerin yönetilmesi de kendine özgü düşünce ve karar süreçleri gerektiriyor. “Eşitsizlikleri artıran ve kırılganlaşan bir toplumsal yapının” oluşmasını istemiyorsak ilgili aktörlerin gelişmeleri yöneterek fırsat değerlendirme ve tehlike savuşturma konusunda net bilgi, etkin koordinasyon ve odaklanma sorumluluğunu üstlenmesi gerekiyor.
Sanayisizleşme sürecini “eğilim” olarak tanımlamak ilk adım olmalı. İzleyen adımımız da “hizmet sektörünün gelişmesini hızlandıran yapısal ve ekonomik özelliklerin” iyi analiz edilmesi. İş dünyasının en yaygın mesleki örgütlerini yönetenlerin eğilimleri; eğilimlerin fırsat ve tehlikelerini, erişebilir olanakları, karşılaşılabilecek kısıtları sorgulama ivedi görevlerinden biri olduğunu düşünüyoruz. Bir sonraki yazımızda “hizmet talebindeki artışın nedenlerini” sorgulamak istiyoruz.
***
Kaynaklar:
(1) Eğilim ve dönemsel oluşum dediğimizde ne anlıyoruz?
Eğilim, belli bir zaman kesitinde, evren, dünya ekosistemi ve insanlığın oluşturduğu topluluk ve toplumları etkileyen yönelişlerdir. Eğilimler, çok değişik etkenlerin biriken etkileriyle oluşur. Bir fikir akımı, yenilik ve anlayış olarak gelişebilir. Eğilimlerin etkilerini fark ettikçe görülür, anlatılır, paylaşılır ve kavranır. Diğer olgular gibi eğilimler de oluşur, zaman içinde olgunlaşır, değişir ve etkilerini yitirir. Eğilimler çok değişik etki yaratır: Aidiyet, sosyal etki, yenilik merakı, statü ve kimlik, fayda ve ihtiyaç gibi.
Her popüler olguyu eğilim olarak algılamamak gerekir.
Eğilimler, dönemsel olgulara göre yaşamı daha uzun soluklu, daha derinden etkiler. Eğilimler fırsatlar kadar tehlikeler de yaratır. Eğilimlerin yarattıkları “fırsatları” en üst düzeyde değerlendirebilir “tehlikeleri” en düşük maliyetle savuşturabiliriz. İhtiyacımız olan şey eğilimler baskın hale gelmeden etkilerin kavramak, eğilimlerin etkilerini olanak ve kısıtlarımızla dengelemektir.
(2) Dr. Ayşegül Çorumlu, “ Işığın dili: Beyni Açıp kapatan Nobel ve cildimizdeki güneş fabrikası” Oksijen, S.:302
(3) Cem Say, “Yapay zekâ, bilim ve demokrasi” Oksijen, S 302
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
