Piyasa sistemi, uzmanlık yaratma, uluslararası ticareti geliştirme, rant tahsil etme, bilgi işleme, ölçü koyma ve hakça dağıtım sağlama gibi işlevleriyle yaşamı yönlendiren önemli araçtır. Piyasanın ortak iyiyi çoğaltan işlevlerini kavrarsak onu fetiş haline getirme yerine yarar üretmesini sağlarız.
İnsan doğasının boşlukları “ faydalı olanın” yollarına engeller oluşturmaya yatkın olduğu kadar, çarenin tükenmezliği bilinciyle çözümler üretme için de olağanüstü potansiyele sahiptir. İnsan doğasındaki boşlukların alabildiğine istismar edilen alanlardan biri de “piyasa ve planı” araç olmaktan çıkarıp, amaca dönüştürmedir.
Bir hafta önceki yazımızda erken sanayisizleşme gibi olgularla başa çıkabilmek için Çin’in yürürlüğe koyduğu planlara gönderme yaparak, planın önemli araçlardan biri olduğu anlatamaya çalıştık: “Sanayisizleşmeyi engellemenin sırrı: Planlama” başlıklı yazıda plan mekanizmasına sahip çıkılması çağrısı yaptık. Bu yazınının merkez düşüncesi de, “piyasa mekanizmasını iyi anlamadan etkili bir sanayileşme yaratılamaz” varsayımını sorgulamadır.
“Güç hayvanlar dünyasında esastır”
Piyasa dediğimiz olgunun bileşen ve bağlamlarını zihinlerimizde netleştirmeliyiz.
Halil İnalcık piyasa mekanizmasını tanımlarken iki ilkeyi hatırlatır: Biri, Darwin’in ünlü kuramında anlattığı gerçekliktir: “Canlıların uzun ömürlü olanları, en güçlüleri olmadığı gibi, en akıllıları da değildir. Uyum yeteneği yüksek olanlarıdır”. Evrim sürecinin üreme, mutasyon, ayıklama, yalıtım ve işbirliğine dayalı ilerlemesinin özellikle “ ayıklama ve yalıtım” yönüne bakmalıyız. İnalcık, “Güç hayvanlar dünyasında bir esas ve var olma koşuludur. Aynı durum, ulusların var olmalarının da koşuludur” yargısını paylaşır. Piyasa kavrayışı bağlamında bir de modern Batı uygarlığının değerler sistemiyle ilgili yönüne dikkat çeker. İnalcık, “ Batı uygarlığı dendiği zaman, aklı her şeyin üstünde tutan, örgütlenmelerin hareketini akla göre düzenleyen bir toplum anlamına gelir” tanımlamasıyla piyasanın ögeleri ve değerlerinin etkilerini açıklar.
Özge Öner de, piyasanın mal ve hizmet alışverişi işlevini yerine getirmesinin ötesinde “uygarlık geliştirilmesinde en kritik eşik” olma işlevini anımsatır: Piyasanın, “tarımsal fazlayı dağıtmak, rantı tahsil etmek, uzak coğrafyaları birbirine bağlamak” işlevine değinerek, “piyasanın sadece iktisadi değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve siyasi bir fenomen haline gelmesine” işaret eder.
Piyasalar yerel ölçeklerde olduğu kadar, küresel ölçekte de sosyolojik gelişmeleri, tarihsel oluşumları, düşünce sistemlerini, inançları, kullanılan araç gereçleri bütün olarak kültürü belirler.
Piyasalar platformlardır
Piyasalar belli bir mekânda oluşur; mekân ritmi piyasanın dayandığı kaynakların özelliğine, piyasaya katılımın yaygınlık, yoğunluk ve derinliğine göre oluşur. Bütün piyasalar, mal ve hizmetleri, fikirleri bir araya getiren platformlardır. Özellikle sayısal teknolojilerin yarattığı bağlantı, eletişim, rekabet ve işbirlikleri potansiyelleri, fiziki mekânlar kadar sayısal ortamlarda da piyasa platformları oluşur.
Fiziki ve sayısal mekânlarda oluşan platform yapılarını kavramadan, piyasanın değişik işlevlerini derinliğine anlamak, yönlendirmek ve yaratmak istediğimiz sonuca ulaşmak zorlaşır. Piyasadaki platformlar, sadece alış-veriş, değiş-tokuş alanları değildir. Platformlarda üreticiler, tüketicilerin, değer üretenlerin, veri sağlayanların, geribildirimlerle sapmaları belirleyenlerin, ara yüz oluşturanların, sahiplerin, fikri ve sınai mülkiyeti kontrol edenlerin, kimin hangi koşullarda platformlara katılacağını ve ayrılacağını belirleyenlerin, yurttaşın hak ve çıkarlarını koruma adına düzenleme yapan yetkililerin bir arada bulundukları ortamlardır.
Geleneksel piyasa platformlarının yapısal ve ekonomik özelliklerinin neler olduğunu, hangi yapı ve işlevlerinin modern platformlara taşındığını; piyasa ve platform yapılarındaki değişim ve dönüşümü kavrarsak, kaynakları etkin ve verimli değerlendirebiliriz. Kavrayışımızın yeterliliği bizi “topluluk için ortak iyinin” üretilmesinin önündeki engelleri aşmaya yönelik çabalara yönlendirebilir. Acemoğlu’nun belirttiği gibi, ortak iyi, eşitlik, özgürlük, adalete dayanan liberal temelde işlerse, piyasalar rekabetçiliği koruyabilir; güvenilir hukuk kurumlarının işlerliğini koruduğunda, insanların çıkarlarından nadiren ödün verecekleri düşünülür. Acemoğlu bu bağlamda “Birincil refah teorisinin” dayandığı varsayımları anımsatır: “Bireyler bencil ama rasyoneldir”, “piyasalar rekabetçidir”, “bilgi kusursuzdur” ve “dışsallık diye bir şey yoktur”. Birincil refah teorisinin karşısında şu varsayımları çıkarır: “ Tekeller her yerdedir”, “deneysellik ve öğrenme biçimleri dışsallık üretir”, “yeni mal ve hizmetler hakkında eksiksiz ve güvenilir bilgi yoktur. “Öğrenme, sosyal yanı ve topluluk temelinden ayrı düşünülemez.”
Herhangi bir konuda değerlendirme yaparak Hawking’in uyarısından yararlanırsak ortak iyiye erişebilmemiz kolaylaşır: “Gerçeklik diye bir şey yoktur; zihni modele göre gerçeklik vardır. Zihni modelinizin varsayımını değiştirseniz, gerçekliğiniz de değişir.”
Piyasa sistemindeki değişim ve dönüşümleri kavrayarak, ortak iyiyi çoğaltan etkenleri artırmamız, engelleyici etkilerini sınırlayabilmemiz için bildiklerimizin “tek doğru” olduğunu düşünme sapkınlığından uzak durmalıyız. Yaşam örgütlenmesinin çoklu alanlarını, giderek artan katmanlaşmanın yarattığı karışıklığı, kaliteli yönetim eksiklerinden türeyen karmaşayı, karmaşanın oluşturduğu belirsizlikleri artmasını, kimi zaman belirsizliklerin çaresizliğe dönüşmesini, yaşamın ikili yapısını, tehlike ile fırsatın, iyi ile kötünün, bilinmez olan bilebilmenin dengelerini kurmayı zihinlerimizde netleştirmeliyiz.
Piyasa ve plan dengesini kurmalıyız
Kaliteli yönetimle etkin ve verimli işler yapabilmemiz, plan ve piyasayı birbirinin karşıtı iki olgu gibi algılamamayı gerektiriyor. İki aracın güçlü ve zayıf yanlarını bilerek, birbirlerinin boşluklarını doldurabilecekleri kavrayışını yaygınlaştırma ve derinleştirme sorumluğumuz var.
Çin örneğinde olduğu gibi “piyasa ve plan dengesi” kaliteli kalkınmayı etkiliyor; yaratmak istediğimiz sonuçları belirliyorsa, her iki aracı kavrayarak ilerleme konusunda ödün vermemenin topluluklar ve toplumların yararına olduğunu söyleyebiliriz.
Piyasa sistemi fiyat mekanizmasıyla kurduğu disiplin, uzmanlık yaratma, uluslararası ticareti geliştirme, rant tahsili, bilgi işleme, ölçü koyma ve gelir dağıtımı gibi çoklu işlevleriyle yaşamı yönlendirir.
Önce piyasaların “vahşi gücünün” günümüze nasıl yansıdığına bakalım. EKONOMİ Gazetesi’nin gelenekselleştirdiği Dönüşen Liderlik toplantılarının beşincisi 3 Ekim 2026 günü yapıldı. Toplantıda konuşan dünyaca ünlü ekonomist Nouriel Roubini yaptığı değerlendirmede “piyasa disiplini” üzerinde durdu: Trump’ın tarifeler konusunda sistemin sınırlarını zorlayan kararlar aldığında, sisteminin dünyanın en güçlü ülkesinde yarattığı “düzeltici etkisini” Trump’a kabul ettirdiğini, makul bir tarife uygulaması için anlaşmalar yapmaya mecbur ettiğini belirtti. Hürmüz krizinin piyasaya yansımasının küresel düzeyde hepimizi etkileyen sonuçlarının, dağıtım sistemlerinde tıkanmalar yaratan geçitlerde meydana gelen çatışmaların bedelini piyasanın hepimize ödettiğini açıklayarak, sistemin bu gücünü her zaman dikkate almak gerektiği üzerinde durdu. Çok daha büyük etki arıyorsak, Çin gibi katı ideolojiyle yönetilen bir ülkenin bile katı plan uygulamalarını terk ederek iş dünyası ve eyaletler arasında yarattığı rekabetle piyasa disiplinden yararlandığını paylaştı.
Geçmişten ders alma tarih bilincinin temeli ise plan ve piyasayı fetiş haline getirme yerine, insan aklının kendi yararını artırmak için geliştirdiği akıl-odaklı değerler sisteminin sonucu olan plan ile doğal akışın gücünü kullanan piyasanın dengelenmesinin olumlu sonuçları hakkında yeterli deneyim ve birikim var.
Piyasaların çok değişik yapıları ve işlevlerinin tümünü gazete yazısında paylaşmak mümkün değil. Gelecek hafta piyasaların temel işlevlerinden bazılarını paylaşmayı sürdürerek sanayisizleşmenin olumsuz etkilerini azaltmada “faydalı piyasa bilgisinin” etkilerini değerlendirmeyi sürdüreceğiz.