Dijital para gelecekte nakit paranın yerini alacak mı? Dijital para konulu yazı dizimize bu soru ile devam ediyoruz. Paranın binlerce yıllık serüveninin bugün kod satırlarına taşındığı bu köklü dönüşümde, Dijital Türk Lirası’nın (DTL) kağıt para ile olan rekabetini ve buna ilişkin uluslararası yaklaşımları ele alacağız.
Kağıt para, yaklaşık bin yıldır anonimlik ve fiziksel erişilebilirlik sağlaması nedeniyle finansal sistemin merkezinde yer aldı. Ne var ki basımı, saklanması, güvenli taşınması ve yıpranan kağıt paraların imhası, merkez bankaları için ciddi bir operasyonel maliyet oluşturuyor. Merkez Bankası Dijital Paraları (CBDC), bu maliyetleri ortadan kaldıran bir “dijital banknot” olarak tasarlanıyor.
Her ne kadar bankacılık sistemi nakit akışını büyük ölçüde dijitalleştirmiş olsa da kağıt paralar bu yapı içinde hâlâ önemli bir yer tutmaya devam ediyor. Dijital para ile kağıt para arasındaki rekabette en kritik ayrım “takip edilebilirlik” noktasında belirginleşiyor. Doğası gereği anonim bir ödeme aracı olan kağıt paranın takibi oldukça güç. CBDC’ler ise devletlere toplum içindeki para hareketlerini anlık olarak izleme ve yasadışı faaliyetlerle, özellikle kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile daha etkin mücadele etme imkânı tanıyor. Öte yandan bu imkân, bireyler için vazgeçilmez olan “finansal mahremiyet” ile devletin denetim yetkisi arasında hassas bir hukuki denge kurulmasını zorunlu kılıyor. Nitekim birçok merkez bankası, “privacy-by-design” yaklaşımını, yani veri minimizasyonu ve anonimlik derecelerini sistemin teknik altyapısının ayrılmaz bir parçası olarak inşa etmeyi tartışıyor.
Küresel ölçekte CBDC çalışmaları hız kazanmış durumda; güncel beklentiler, önümüzdeki üç yıl içerisinde dünyanın en büyük 10 ekonomisinden 5’inin kendi dijital parasını çıkaracağı yönünde. Bu alanda en ileri aşamada olan ülkelerden biri Çin. Çin, 2022 Kış Olimpiyatları’nda dijital yuanı uluslararası kullanıma sunarak nakit ve kredi kartına alternatif bu üçüncü ödeme yolunu başarıyla test etti. Öte yandan Bahamalar’da Ekim 2020’de piyasaya sürülen “Sand Dollar”, dünyadaki ilk canlı CBDC uygulaması olarak finansal kapsayıcılığı artırma hedefiyle öne çıkıyor. Avrupa cephesinde Avrupa Merkez Bankası “dijital euro” çalışmalarını hızlandırırken, ABD doların küresel rezerv para birimi rolünü korumak ve sınır ötesi ödemelerde verimliliği artırmak amacıyla dijital doların risk ve avantajlarını yakından inceliyor. Bu gelişmelere ek olarak, CBDC’lerin sınır ötesi ödemelerde kullanılmasına yönelik girişimlerin artması, dijital paraların yalnızca ulusal değil, jeopolitik rekabetin de bir unsuru haline gelebileceğine işaret ediyor.
Bu küresel eğilimler ışığında nakit paranın değer kaybını, paranın satın alma gücünün azalmasından ziyade bir ödeme aracı olarak ekosistemdeki kullanımının azalması ve itibar kaybı şeklinde değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım. Dijital paraların yaygınlaşmasıyla birlikte kağıt paranın hâkimiyetinin azalacağı açık. Nitekim Morgan Stanley tarafından yapılan bir çalışma, dijital euro uygulamasının bankalardaki mevduatları %8 oranında azaltabileceğini öngörüyor; bu da bankacılık sektörünün geleneksel rollerini ve komisyon yapılarını yeniden şekillendirmek zorunda kalacağı anlamına geliyor. Ancak bu gerileme homojen bir seyir izlemiyor: Genç kullanıcılar dijital araçlara daha hızlı yönelirken, belirli demografik gruplar için nakit hâlâ temel ödeme aracı olma niteliğini koruyor.
Dijital paranın kağıt para karşısındaki en büyük avantajı, ekonomiye sağlayacağı ekstra likidite ve hız olarak öne çıkıyor. Özellikle uluslararası alanda kolay ve düşük maliyetli kullanım imkânı, ilgili ülkenin parasına olan küresel talebi artırma potansiyeli taşıyor. Bununla birlikte, kağıt paranın tamamen ortadan kalkması kısa vadede beklenmiyor; zira dijital paranın başarısı, siber güvenlik risklerinin etkin yönetimine ve elektrik kesintisi gibi olağanüstü durumlarda çevrimdışı ödeme kapasitesinin ne kadar güçlü olacağına bağlı. Bu çerçevede, ilgili hukuki düzenlemelerin de hız kazanması bekleniyor.
Bu konudaki hukuki düzenlemelerin merkezinde hukuki güvence meselesi yer alıyor. Dijital Türk Lirası ve benzeri CBDC’lerin kağıt para karşısındaki konumunu belirleyecek temel unsur da bu olacak. Kağıt paranın sunduğu “fiziki mülkiyet” hissinin, dijital dünyada “veri güvenliği” ve “hak sahipliğinin korunması” ile ikame edilmesi gerekiyor. Bu doğrultuda CBDC tasarımı sürecinde, kullanıcıların kimlik mahremiyeti ile işlem mahremiyeti teknik ve hukuki açılardan garanti altına alınmalı. Merkez bankalarının şeffaflık, hesap verebilirlik ve veri yönetişimi ilkelerini açık şekilde ortaya koyması, kullanıcı güveninin tesis edilmesinde belirleyici role sahip olacak.
Son olarak, literatürde CBDC’lerin temel çıkış amacının kağıt parayı tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade onu tamamlayıcı bir araç olarak konumlandırmak olduğunun altı çizilmeli. Ancak gelecek dönemde kağıt para ile dijital para bir süre “hibrit” bir modelle bir arada yaşayacak olsa da dijitalleşmenin getirdiği hız, düşük maliyet ve programlanabilirlik avantajları, paranın geleceğinin kağıt paralarda değil güvenli dijital cüzdanlarda şekilleneceğine işaret ediyor.
Stj. Av. Deniz Onuk’un katkılarıyla