Ekonomik ömrü daraldığı için çöp olma riski taşıyan gıda, tekstil, kırtasiye ürünleri… açlıkla sınanan, üstüne başına harcama yapabilme imkanı bulunmayan, okul gereçlerini karşılayamayan toplumlarla buluşssa ne olur? “Nasıl bir soru bu? Tabii ki, çok güzel olur!” demeyin. İhtiyaç sahipleri başkalarının fazlasıyla eksiklerini kapayabilsinler diye yazıyorum bu yazıyı.
Fazla, bu köprüyü kuran bir etki firması ve misyonu teknoloji geliştirerek hizmet olarak sunmak. Fazla kurucu ortağı ve CEO’su Olcay Silahlı’yla Türkiye’nin COP31 ev sahipliği yapmasına birkaç ay kala; açlık – israf – fazla – teknoloji gibi birbirleriyle zıt ya da alakasız görünen başlıklarda konuştum. Söyleşiyi Youtube kanalımdan izleyebilir, Spotify’dan dinleyebilirsiniz. Ev sahipliği yapacağımız zirvenin anafikrinin sıfır atık olduğunu da unutmayalım.
Green washing ne demek?
Bu COP zirvesinin son yıllarda eleştiri okları alan diğerlerine benzemeyeceğini düşünmek istiyorum. Malum petrol zengini ülkeler deyim yerindeyse parayı bastırıp, dünyayı kirlettiğini düşündüğümüz fosil yakıt cennetlerinde temiz enerji konuşmuşlardı. Temiz yaşam, organik üretim konseptlerini dillerinden düşürmeyen özellikle Batılı ülkeler pek küçümsedikleri Doğu’nun bu konseptlere sahip çıkmasına ses çıkarmayıp teşvik ettiler. Kafamız çok karışık. Bizde nasıl olacak?
İddiam şu; herhangi bir haberi düz okuduğunuzda eksik ve aldatıcı oluyor. Gelin biraz etrafından dolanmayı öğrenelim. Bu kez kendimize “fazla” konusunu seçelim.
Açlık azalmıyor
Dünyada açlık azalıyor gibi görünüyor. Rakamlar sarsıcı: 2024’te yaklaşık 673 milyon insan açlıkla karşı karşıyaydı. 2,3 milyar kişi orta veya ciddi düzeyde gıda güvensizliği yaşadı. 2,6 milyar insan ise sağlıklı bir beslenme düzeninin maliyetini karşılayamadı. Küresel nüfusun neredeyse üçte biri, karnını doyurmakla sağlıklı beslenmek arasındaki mesafeyi kapatamıyor.
Türkiye’de ne oluyor?
Türkiye’deki tabloyu güncel ve kapsamlı bir veriyle tarif etmek daha zor. Fazla CEO’su Olcay Silahlı, enflasyonun ve tüketim alışkanlıklarının sert biçimde değiştiği son yıllarda, Türkiye’nin gerçek gıda israfı miktarını gösteren yeni bir çalışmanın bulunmadığını söyledi. Silahlı’nın aktardığına göre ülkede kayıtlı ihtiyaç sahibi sayısı 11 milyonun üzerinde. Fazla’nın Türkiye’deki ağı ise ayda yaklaşık 1,7 milyon kişiye gıda, kırtasiye, tekstil ve temel tüketim ürünleri ulaştırabiliyor. Bu rakam Fazla’nın kendi operasyon kayıtlarına dayanıyor.
Güvenlik yalnızca silahla mı sağlanır?
Türkiye 2026’da birkaç ay arayla iki büyük uluslararası zirveye ev sahipliği yapmış olacak. Neresinden bakarsanız büyük bir başarı.
İlki, 7–8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’ydi. Zirvenin merkezinde savunma yatırımları, askerî kabiliyetler, savunma sanayisi üretimi ve ittifakın güvenliği yer aldı.
İkincisi 9–20 Kasım tarihlerinde Antalya’da yapılacak COP31. İklim zirvesinin resmî yaklaşımı, taahhütleri ölçülebilir uygulamalara dönüştürmek. Sıfır atık, döngüsel ekonomi, gıda sistemleri ve iklim direnci bu uygulama alanlarının içinde bulunuyor.
NATO ile COP aynı şey değil. Bununla birlikte iki zirvenin arasında geçişken bir güvenlik tanımı var. Bir toplumun güvenliği yalnızca sınırlarını koruyabilmesine bağlı değil. İnsanların yeterli gıdaya erişemediği, temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı, tarımsal üretimin yarısının tüketiciye ulaşmadan kaybolduğu bir düzende de güvenlik açığı oluşuyor. Gıda, su, enerji, sağlık ve dayanıklı tedarik zincirleri, bugünün güvenlik denkleminden çıkarılamaz.
Fazla diye bir şirket
Fazla, 2016’da doğmuş. İlk operasyon bir mağazanın fazla gıdasını ihtiyaç sahiplerine ulaştırmakla başlamış. Şirket bugün gıdanın yanı sıra tekstil, kırtasiye, ambalaj ve kimyasal ürünlerle de çalışıyor. Türkiye’de anonim şirket statüsünde faaliyet gösteriyor; aynı zamanda B Corp sertifikasına sahip bir etki girişimi.
Fazla’yı bağış platformu olarak tanımlamak yapısını anlatmaya yetmiyor. Şirket, satılamayan veya kullanılmayan ürünleri bağış, indirimli satış, hayvan yemi, geri dönüşüm ya da enerji gibi farklı kanallara yönlendiren yazılım ve danışmanlık altyapısı sunuyor.
Atıksız dünya nasıl olurdu?
Önce ezberlediğimiz kalıpların anlamlarını içselleştirelim. “Atıksız dünya” ilk bakışta basit bir çevre hedefi gibi görünüyor. Oysa atığın hiç oluşmadığı bir dünya “geri dönüşüm” yapan bir dünya demek değil. Doğru üretim planlayan, gereksiz stok yaratmayan, satın alma verisi değerlendiren, ürünü bozulmadan taşıyan, raf ömrünü yöneten ve ihtiyaç fazlasını zamanında başka bir kanala aktaran dünya demek.
Gıda geri kazanım hiyerarşisinin tepesinde kaynağında önleme var. Önce gereksiz üretimi azaltmak; ürün yine de ortaya çıktıysa satılabilecek bir kanala yönlendirmek; bu mümkün değilse ihtiyaç sahibine ulaştırmak gerekiyor. İnsan tüketimine uygun değilse hayvan yemi, endüstriyel kullanım, enerji veya geri dönüşüm seçenekleri devreye giriyor. Çöpe atmak son basamak. Bu açıdan atık, yanlış tahminin, eksik verinin, kötü lojistiğin, plansız üretimin ve geciken kararın fiziksel sonucu. Fazla’nın hedefi ürünün atığa dönüşmesini önleyen sistemi kurmak. Başarı, yönetilen çöp miktarından çok önlenen kayıpla ölçülüyor.
Bir domatesin güvenlik bilançosu
Bir domates hesabıyla Türkiye’nin gıda israfını anlatacağım. Bana da Silahlı aktardı.
Türkiye’de üretilen her iki domatesten biri tüketiciye ulaşmıyor, kayboluyor. Türkiye’nin domates israfı, domates ihracatından daha büyük. Ne acı değil mi?... Silahlı, Türkiye için yıllık 26 milyon ton civarında gıda kaybı ve israfı tahminleri kullanıldığını hatırlattı: “Hesaplar güncel değil. Son yıllardaki enflasyon, fiyat artışları ve tüketim değişimleri sonrasında gerçek miktarın ne olduğunu bilmiyoruz. Bu veri boşluğu da israfın bir parçası.”
Ölçmediğiniz şeyi yönetemiyorsunuz. Ne kadar domatesin tarlada kaldığını, ne kadar domatesin soğuk depoya ulaşamadığını, ne kadarının açık kasalı araçlarda bozulduğunu, ne kadarının market rafından erken çekildiğini bilmiyorsanız kaybın hangi aşamada başladığını da göremiyorsunuz.
Domates bir tarım ürünü olabilir; ama içindeki suyu, kullanılan enerji, gübre, işçiliği görmezden gelebilir miyiz… finansman kredisi, nakliye giderlerini?... Çöpe giden her domates, kaynak kaybı.
Atılana kadar atık değil
Silahlı, bir ürünün çöpe atıldığı anda atık olduğunu, atılana kadar o ürünün “fazla” olduğunu ifade etti;
“…Bir marketin deposunda bulunan çikolatanın raf ömrünün bitmesine dört ay kalmış olabilir. Şirketin kendi kalite kuralları, ürünün artık mağazalara sevk edilmesine izin vermeyebilir. Ürün bozuk anlamına gelmiyor, ticari sistemin dışında kaldığı söylenebilir.”
“…Bebek mamasından örnek vermek gerekirse, son kullanma tarihine bir ay kala raftan çekiliyor bu ürünler… Peynir günler kala satıştan kaldırılabilir. Ürünleri çöpe göndermek ile tüketim süresi dolmadan ihtiyaç sahibine ulaştırmak saatler içinde harekete geçilmesini gerektiriyor. Fazla, karar penceresini teknolojiyle yönetiyor.”
Fazla kamyoncu değil, teknoloji şirketi
Şirketin yazılımı, müşterilerinin stok ve envanter sistemleriyle entegre çalışıyor. Bir ürün satış dışına çekildiği anda bilgi Fazla platformuna aktarılıyor. Silahlı’nın verdiği örneğe göre market ürünü saat 17.00’de sistemden çıkarırsa, 17.01’de hangi kuruluşa yönlendirileceğinin ataması yapılabiliyor.
Başvuru beklenmiyor. Sistem ürünü, coğrafi konumu, raf ömrünü, taşıma ihtiyacını ve alıcı kuruluşun kapasitesini dikkate alarak bir coğrafyaya atıyor. Yerel kuruluşun şoförü mobil uygulamadan ürün kodunu, miktarı ve teslim alma saatini görüyor. Teslimat belgeleri, dağıtım kayıtları ve denetim verileri platforma yükleniyor. Yapay zekâ destekli sistem olağan dışı veya riskli bir işlem gördüğünde operasyon ekibini uyarıyor.
Fazla, Türkiye’de 6, İspanya’da 2 kişilik çekirdek ekiple çalışıyor. Teknoloji firmasından ne beklenir; her şeyle fazlasıyla mücadele edildiğini anlıyoruz. Hafife almayın derim… Az çalışana karşılık Türkiye’de 72 ile yayılan 204 ana partner yönetiliyor. Şirketin açıklamasına göre ayda yaklaşık 1,7 milyon kişiye ulaşılıyor. Teknoloji, çok sayıda şirketi, belediyeyi, derneği, depoyu, şoförü ve ihtiyaç sahibini aynı anda koordine edebiliyor.
COP31’in sınavı Antalya’nın mutfakları
COP31, dünyanın farklı ülkelerinden delegeleri ve iklim aktörlerini Antalya’da bir araya getirecek. Antalya aynı zamanda her şey dahil turizm modelinin en yoğun olduğu şehirlerden biri. Açık büfeler, yüksek üretim miktarları ve talep tahminindeki belirsizlik, otelleri gıda israfının görünür alanlarından biri haline dönüştürüyor.
Fazla’nın oteller için geliştirdiği “Akıllı Tabak” sistemi, mutfakta fazla üretilen veya tabaktan dönen yiyeceği tartıyor. Görüntü işleme teknolojisi ürünün ne olduğunu belirliyor. Sistem sesli komutla da veri alabiliyor. Şeflere ve satın alma birimlerine hangi yemekten ne kadar fazla üretildiğini gösteren raporlar sunuyor.
1 birim yatır, 8 birim tasarruf et
Silahlı, sisteme yapılan bir birimlik yatırım karşılığında otellerin en az sekiz birim tasarruf sağlayabildiğini ifade etti. Yerel otellerin önemli bir bölümünün sistemi yatırım değil masraf olarak gördüğünü de söyledi. Uluslararası zincirlerde benimseme oranı ve hızı daha kolay oluyormuş.
COP31 için Antalya’daki yaklaşık 50 otelin uluslararası konukları ağırlaması bekleniyor. Silahlı’nın sorusu basit: Bu oteller, “Atığımı ölçüyorum, raporluyorum ve azaltıyorum” diyebilecek mi? COP31’in “uygulama” iddiası, konferans salonundan önce otel mutfağında sınanabilir.
Türk firması Türk COP’de yok
Dikkat çeken bir çelişkiden söz etmeden geçemeyeceğim. Fazla, Türkiye’de kurulmuş, iki ülkede operasyon geliştirmiş, gıda israfı ve sıfır atık alanında teknoloji üreten bir şirket. Röportajın yapıldığı sırada COP31 hazırlıklarının resmî kurgusu içinde aktif bir yeri yoktu. Davet edilmemiş, sürece dahil değil.
Bu yalnızca bir konuşmacı daveti meselesi değil. Türkiye’nin iklim alanındaki yerli teknolojiyi, saha deneyimini ve ölçülebilir uygulamayı nasıl değerlendirdiğiyle ilgili. COP31’in hedefi taahhütleri uygulamaya dönüştürmekse, ülkede çalışan uygulama aktörlerinin masaya ne kadar erken ve hangi ölçütlerle alınacağı önem taşıyor.
İspanya’da kurulan ikinci ağ
Fazla’nın İspanya operasyonu yaklaşık 26 büyük kuruluş üzerinden 57 şehirde faaliyet gösteriyor. Mallorca, Ibiza, Kanarya Adaları ve Madrid bu ağın içinde. Türkiye’deki modele benzer şekilde yerel gıda bankaları, yardım kuruluşları ve şirketlerle bir ekosistem kurulmuş durumda.
İspanya’daki sistemin önemli farklarından biri dijital altyapı. Türkiye’de mevzuat nedeniyle bazı makbuz ve belgelerin fiziksel olarak yürütülmesi gerekirken, İspanya’da süreç dijital imza üzerinden kâğıtsız ilerleyebiliyor.
İkinci fark, mevzuat. İspanya’da gıda kaybı ve israfını önlemeye yönelik düzenlemeler işletmeleri plan yapmaya, ölçmeye ve uygun ürünleri farklı değerlendirme kanallarına yönlendirmeye zorluyor. Bu durum Fazla gibi şirketler için yalnızca toplumsal farkındalık değil, gerçek bir pazar yaratıyor.
Silahlı, Romanya ve Yunanistan gibi yeni ülkeleri de incelediklerini söylüyor.
Gönüllülükten düzenlemeye
Silahlı “Türkiye’de bağış ile imha arasındaki vergisel farkın azaltılması önemli bir adım oldu. Fakat bağış; eşleştirme, taşıma, belgeleme ve denetim gerektiriyor. İmha daha kolay olduğunda bazı şirketler kolay yolu seçmeye devam ediyor” dedi.
Silahlı artık belirli ölçekteki şirketler için önleme planı, ölçüm ve bağış süreçlerini zorunlu hale getiren bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu düşünüyor. Çünkü yalnızca iyi niyetle hareket eden şirketler sistemi dönüştürmeye yetmiyor.
Müşteri profilini öğrenmek istedim; “Fazla ile çalışan kurumların çoğu borsaya kote, yatırımcı baskısı hisseden, sürdürülebilirliği CEO düzeyinde sahiplenen şirketler. Üzerinde baskı, düzenleme veya güçlü liderlik bulunmayan kurumlar ise daha yavaş hareket ediyor” dedi.
Fazlanın maliyeti ne?
Bir yanda fazlalık büyürken diğer yanda eksiklik derinleşiyor. Fazla’nın anlattığı teknoloji bu iki alan arasında bir köprü kuruyor. Köprünün çalışması için ürünün zamanında sisteme girmesi, şirketin karar vermesi, örneğin otelin, ölçmeyi kabul etmesi ve kamunun uygulamayı teşvik etmesi gerekiyor.
Türkiye, NATO Zirvesi’nde savunma kapasitesini konuştu. COP31’de iklim kapasitesini anlatacak. “Güvenliği, elimizdeki kaynağı kaybetmeden yönetebilme kabiliyeti olarak da tanımlayabilecek miyiz?” Çünkü; ürün çöpe düştüğünde geç kalmış oluyoruz. Unutmayalım, ürün atılana kadar atık değil.