HAKAN ATİS - [email protected]
Dünya haritasında ülkelerin kendilerine has egemenlik sınırları içinde var olabilmelerini sağlayan bazı unsurlar vardır. Bunlardan ilki, güçlü ve caydırıcı ordu; ikincisi üretken, rekabetçi, yenilikçi ve sağlam ekonomidir.
Türkiye’nin incisi Ege Bölgesi’ne ikinci pencereden baktığımızda, bir başka deyişle konuyu makroekonomik açıdan analiz ettiğimizde tablo nasıl görünüyor? Bu sorunun yanıtını Prof.Dr. Serpil Kahraman’ın görüşlerinde bulacaksınız. Yükseköğretim sektörünün yükselen yıldızı Yaşar Üniversitesi’nde ekonomi dünyasının geleceğine yön verecek gençleri yetiştiren değerli isimlerden biri olan deneyimli akademisyen, bilimsel çalışmalarını İşletme Fakültesi Ekonomi Bölümü’nde sürdürüyor. Bana gelince… Meslek hayatımda ülkemizde iz bırakan siyasi liderin çoğuyla dostluklarım oldu. Bu nedenle ekonomi ve siyaset dünyamızı yakından izlemeye devam ediyorum. Konuyu geçmişten günümüze haritalandırmam gerekirse şunları söyleyebilirim. Süleyman Demirel ve Turgut Özal, ekonomiyi siyasi kazanım için usta virtüözler gibi kullanırdı. Bülent Ecevit ile Prof.Dr.Erdal İnönü, tasarruf odaklı ve halka yönelik projeler söz konusu olunca kamu maliyesinin önünü derhal açardı. Beni tanıyanlar Tansu Çiller’i başarılı bulmadığımı bilir. Karadeniz’e benzettiğim rahmetli Mesut Yılmaz ise denge arayışına dikkat ederdi. Deniz Baykal değişkenliği, Necmettin Erbakan kendine has projeleriyle hafızamdadır. Rahmetli Türkeş ise yerli üretimi esas alan bakış açısına sahipti.
Günümüze gelirsek
Cumhurbaşkanı ve Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ise pragmatik, mevcut durumlara yönelik siyaset odaklı iktisadi politikalar geliştiren bir lider. Gerekli olduğuna inandığı an, her kitleye yönelik ekonomik adımı hızla atabiliyor. 2026’nın ikinci yarısı, özellikle de 2027 yılı bu değerlendirmemin doğruluğunu gösterecektir. CHP lideri Özgür Özel ise ekonomiye yönelik görüşlerini halka daha fazla duyurmak istiyor. Buna ihtiyacı var. Günümüzde yaşanan ekonomik sorunların farkında. Kamu kaynaklarının planlı ve dikkatli harcanmasından, gerçekçi projelerin aktive edilmesinden yana. Söylemlerinde önümüzdeki haftalarda ekonomiye daha fazla yer ayıracak. Şimdi… Yazımın bu bölümünde biraz da zamanın sisler bulvarında gezinelim mi? Ekonominin can suyu para kavramına bakarken şu notu da paylaşmakta yarar görüyorum. Tarihte ilk madeni paranın babası kabul edilen Lidya’lılar, coğrafi olarak Gediz ile Küçükmenderes nehirleri arasında, Manisa-Uşak hattında yaşadılar. Mısır’la ittifak yapan kralları Krezus’un Pers’lerin gücünü hafife alması sonucu (MÖ 546) ne yazık ki yok oldular.
Ancak, ekonominin can suyu ve yakıtı olan para insanlık tarihinde giderek daha da belirleyici oldu. Bu nedenle Türkiye’nin yükselen değerlerinden Yaşar Üniversitesi’nin kapısını çaldım. Prof.Dr.Serpil Kahraman’dan “2025 nasıl geçti, 2026’ya bakış nasıl?” sorusunun yanıtını aldım. Kendisi, Ege Bölgesi’nin geçen yılı küresel ve ulusal ölçekte belirginleşen yavaşlama eğiliminin gölgesinde, büyümeden çok dayanıklılığın ve mevcut kazanımların korunmasının öne çıktığı bir çerçevede tamamladığına dikkat çekti. T.C. Ticaret Bakanlığı verilerinden hareketle şu notu paylaştı: “2025 yılı, dünya ekonomisi açısından hızlı toparlanma beklentilerinin geride kaldığı; büyümenin hızdan ziyade sürdürülebilirlik, istikrar ve risk yönetimi üzerinden değerlendirildiği bir yıl oldu. Küresel büyümenin %2,5–3 bandına sıkışması ve dünya ticaret hacmindeki artışın sınırlı kalması, dış talebe duyarlılığı yüksek olan Ege Bölgesi üzerinde doğrudan etkili oldu. Özellikle Avrupa pazarındaki durgunluk ve küresel rekabetin sertleşmesi, bölgenin ihracat performansını nicelikten çok nitelik açısından tartışmalı hale getirdi. Ege ihracatı 2025 yılında mutlak hacim olarak korunmuş olsa da, artış hızının sınırlı kalması ve kârlılık baskılarının artması, bölge ekonomisinin temel kırılganlıklarını daha görünür hale getirdi.’’ Serpil Kahraman’ın yorumları elbette bunlarla sınırlı değil. Özetleyerek aktarıyorum. Çünkü, sırada 2026 var!
Yeni yıl
Deneyimli isim, bu senenin Ege Bölgesi’nde büyümeden çok dönüşümün, nicelikten çok niteliğin ve kısa vadeli dayanıklılıktan uzun vadeli yapısal güçlenmeye geçişin önem kazandığı bir dönem olarak geçeceğini düşünüyor. İhtiyatlı bakış açısına sahip bilim insanı, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Sanayide katma değeri yüksek üretime geçiş, enerji verimliliği ve yenilenebilir kaynakların daha etkin kullanımı, tarım politikaları ile finansmana erişimi kolaylaştıracak mekanizmaların güçlendirilmesi, bölgenin önümüzdeki dönemdeki ekonomik performansını belirleyecek temel unsurlar olacaktır. Bu adımların atılabildiği ölçüde Ege Bölgesi, 2026 yılında mevcut potansiyelini daha dengeli ve sürdürülebilir büyüme patikasına dönüştürme imkânına sahip olacak.”
Sözün özü, ufuk açıcı sohbetlerimizi ve dostluğunu özlemle, rahmetle andığım merhum Sakıp Sabancı’nın güzel deyişiyle ‘Çalışmak, çalışmak, daha da çok çalışmak lazım’. İş dünyası bunu başaracak azim, vizyon ve kapasiteye sahip. Yolları açık olsun. Şubat sayımızda yeniden buluşacağız. O güne dek esen kalın.
