Fonzi’deki mesele kuralların yeterince sıkı olmaması mı? Eğer önüne gelene portföy yönetim lisansı verirseniz ve toplam portföy yöneticileri arasında dolandırıcı oranının artmasına göz yumarsanız, sonradan ne tedbir alırsanız alın, duvara toslamanız sürpriz olmaz.
Geçtiğimiz hafta Dubai’den Tel Aviv’e giden bir Flydubai uçağında film gibi olaylar yaşandı. Apple TV’de yayınlanan İdris Elba’nın oynadığı Hijack dizisinin ilk sezonunu izlediyseniz yaşananları zihninizde canlandırabilirsiniz. Emirates’in yan markası Flydubai’ye ait uçağın iki pilotundan biri Hintli, diğeri Ummanlı. Hintli pilotun olaydan sonraki ifadesine kulak verelim:
- Uçak kalktıktan bir süre sonra Ummanlı pilot namaz kılacağını söyledi. Körfez Bölgesi’nden gelen pilotlar için normal bir davranış olduğu için aklıma ters bir şey gelmedi. Rahatsız etmemek için arkama hiç bakmadan uçağı idare ediyordum.
- Birden kafama balta ile vurmaya başladı (kokpitlerde acil durumlarda camı kırmak için balta oluyor). Yere düştüm. Bu sırada Ummanlı pilot uçağın irtifasını hızla alçaltmaya başladı.
- Kokpitin kapısı kurallar gereği kilitli olduğu için kimse içeri giremiyordu. Kapı koluna hamle yapınca bir darbe daha yedim. Son anda tüm gücümü toplayıp kapıyı aralamayı başardım. Bu sırada bazı yolcular zaten kapıya gelmişti. Hemen içeri girip diğer pilotu etkisiz hâle getirdiler.
Olay sırasında Suudi Arabistan hava sahasında bulunan uçak acil iniş yaptı. Uçakta çoğunluğu oluşturan İsrailli yolcuların bir yere bağladıkları Ummanlı pilot, Suudi makamlarına teslim edildi. Böylelikle büyük bir felaket atlatılmış oldu.
Terör amaçlı uçak korsanlıkları 1970’lerde yaygınlaştı. Başı çekenler ise Filistinliler ve Avrupa’daki aşırı sol terör örgütleriydi (meraklıları bu ilginç hikâyeleri Jason Burke’nin geçen sene yayımlanan The Revolutionists kitabından okuyabilir). Beraber hareket eden bu gruplar, neredeyse her ay İsraillilerin bulunduğu bir uçağı kaçırıp yolcuları rehin alarak İsrail ile pazarlık masasına oturuyordu. Zaten uçaklara binişlerde ilk ciddi kimlik kontrolleri ve güvenlik önlemleri de bu dönemde başladı.
Uçuş güvenliğindeki esas sıkılaşma ise 11 Eylül saldırılarından sonra oldu. 11 Eylül’de korsanlar, ilk defa uçaktakileri rehin almak yerine uçakları silah haline getirip önemli binalara saldırdılar. 11 Eylül’den önce ABD’de güvenlik kontrollerini havayollarının kendisi yapıyormuş. 11 Eylül’den sonra ise ABD’de bu iş için yeni bir devlet dairesi kuruldu. Yolcuları didik didik eden arama yöntemlerinden sıvıların uçaklara alınmaması gibi düzenlemeler zamanla hep buradan çıktı.
11 Eylül’den sonra alınan en önemli güvenlik tedbirlerinden biri de kokpite dışarıdan girişin şifreye bağlanmasıydı. Bu nedenle artık uçakların kokpit kapıları dışarıdan açılamıyor. Tabii, bu kuralı koyanların aklına gelmeyen bir ihtimal vardı: pilotun kendisinin korsan olması! Daha önce kafayı üşütüp uçağı düşüren pilotlar olmuştu, ama pilotun kendisinin hava korsanı olduğu ilk vaka geçen haftaki Dubai-Tel Aviv uçuşunda görüldü.
İhtimal dünyasının en önemli kuralı bence “Bayes kuralı”dır. Maalesef üniversitede istatistik dersi alan birçok kişi bu kuralı tam anlamadan mezun oluyor. Bayes kuralı, atalarımızın “her gördüğün sakallıyı deden sanma” diye ifade ettikleri hususun istatistiksel formülü. Bayes’e göre gördüğünüz sakallı bir kişinin dedeniz olma olasılığını hesaplamak için dedenizin sakallı olma olasılığı ile herhangi bir kişinin dedeniz olma olasılığının çarpımını, karşınıza çıkan herhangi bir kişinin sakallı olma olasılığına bölmeniz gerekir. Diyelim ki o gün sokakta gördüğünüz kişinin dedeniz olma ihtimali binde bir. Dedenizin sakallı olduğunu biliyorsunuz. Bu ikisinin çarpımı 1/1000 x 1 = 1/1000 ediyor. Sokaktaki kişilerin %20’si de sakallı olsun. 1/1000’i buna bölünce 5/1000 olasılık buluyorsunuz. Yani, bir sakallı görürseniz o kişinin dedeniz olma olasılığı binde 5. Şimdi sokaktaki sakallıların oranının %50 olduğunu varsayalım. O zaman da 1/1000’i 0,5’e bölersek binde 2 çıkar. Yani, sakallıların sayısı ne kadar artarsa gördüğünüz bir sakallının dedeniz olma olasılığı o kadar düşüyor.
Atasözü “gördüğün her sakallıyı terörist sanma” da olabilirdi. Bayes kuralını bilince, havaalanlarında her sakallıya “özel ihtimamla” güvenlik araması yapılmasının pek de verimli olmadığını anlamak kolaylaşıyor. Benzer şekilde, 19 Temmuz 2025 günkü yazımda, Türkiye’de fintek üzerinden iş yapan herkesi dolandırıcı olarak görüp finansal regülasyonun aşırı sıkılaşmasının inovasyonu sınırlama riskini anlatmıştım.
Bayes kuralının bir diğer mesajı ise olasılıkların yeni gelen bilgiler ışığında sürekli güncellenmesi gerektiğidir. Örneğin, geçen haftaki olaydaki Ummanlı pilot, aşırı dinci görüşleri nedeniyle daha önce çalıştığı Umman Havayolları’ndan atılmış. Benzer istihbari bilgiler, pilotun daha önce yaşadığı Avustralya’da da varmış. Ancak bu bilgiler asla Flydubai’ye ya da kendi ülkesine uçan her pilotu en derinlemesine araştıran İsrail istihbaratına ulaşmamış veya dikkate alınmamış. Demek ki neymiş? Terörizmle mücadelenin özü güçlü istihbaratmış! Eğer istihbaratınız güçlü değilse, elinizdeki risk olasılığı bilgilerini sürekli güncellemiyorsanız, hatalı olasılıklarla hareket ettiğinizde yanlış alarm çalar; gerçekten alarmın çalması gereken yerde de riski göremezsiniz.
Gelelim Fonzi skandalına… Fonzi’deki mesele kuralların yeterince sıkı olmaması mı? Mesela sıkılık ölçütünüz asgari sermaye yeterliliğiyse, en çok sermaye dolandırıcılarda olduğu için yanlış ölçütü kullanmış olursunuz. Eğer önüne gelene portföy yönetim lisansı verirseniz ve toplam portföy yöneticileri arasında dolandırıcı oranının artmasına göz yumarsanız, sonradan ne tedbir alırsanız alın, duvara toslamanız sürpriz olmaz. Devlet kurumları arasında istihbari bilgi paylaşımı ne denli artıp bu bilgiler ne denli karar süreçlerine entegre edilebilirse risk de o denli azaltılır. Devlet kapasitesi, herkesi şüpheli kabul etmek değil; kimi neden şüpheli kabul edeceğini bilen bir sistem kurabilmektir.