WBCSD’nin 2026 Business Breakthrough Barometer araştırmasına bu yıl ilk kez Türkiye de dahil edildi. Sonuçlar, Türk şirketleri için sürdürülebilirliğin artık bir imaj ya da uyum başlığı olmaktan çıktığını; rekabet gücü, ihracat devamlılığı, finansmana erişim ve risk yönetimi açısından stratejik bir zorunluluğa dönüştüğünü gösteriyor. Küresel iş dünyası jeopolitik gerilimler ve ekonomik belirsizliklere rağmen iklim yatırımlarından geri adım atmazken, Türkiye’de şirketlerin tamamı sürdürülebiliriliği rekabet avantajı olarak görüyor.
Türkiye iş dünyasının küresel sürdürülebilirlik yarışındaki yeri artık daha görünür. Bir yanda COP31’e ev sahipliği hazırlıkları, diğer yanda uluslararası alanda giderek daha fazla karşılık bulan Sıfır Atık yaklaşımı… Bu tabloya şimdi bir gösterge daha eklendi. Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi’nin (WBCSD) her yıl yayımladığı ve küresel şirketlerin net sıfır dönüşümü, yatırım tercihleri ve rekabetçilik stratejilerini analiz eden Business Breakthrough Barometer araştırmasında bu yıl ilk kez Türkiye’ye özel kapsamlı bir değerlendirme yapıldı.. Sürdürülebilir Kalkınma Derneği Türkiye’nin, PwC Türkiye ev sahipliğinde gerçekleştirdiği Türkiye lansmanı, Türk iş dünyasının küresel dönüşümde kendisini nasıl konumlandırdığına ilişkin önemli bir fotoğraf sundu. SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, sürdürülebilirliğin artık şirketler açısından yalnızca bir uyum başlığı değil, rekabet gücü ve uzun vadeli büyümenin temel belirleyicilerinden biri haline geldiğine dikkat çekti. Toplantının konuk konuşmacısı olan COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş ise Türkiye’nin COP31 sürecini yalnızca bir iklim zirvesi olarak değil, iş dünyasının dönüşümünü hızlandıracak stratejik bir fırsat olarak değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi (WBCSD) 2026 Business Breakthrough Barometer raporu, sürdürülebilirliğin artık sadece çevresel bir konu olmaktan çıkıp, rekabet avantajı ve dayanıklılık stratejisi olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.
Şirketlerin yüzde 92’si sürdürülebilirliği rekabet avantajı olarak görüyor
Bu yıl 50 ekonomiden 500’ün üzerinde üst düzey yöneticinin görüşleriyle hazırlanan araştırmaya göre şirketlerin yüzde 89’u iklim dönüşümüne yönelik yatırımlarını artırıyor ya da mevcut seviyesini koruyor. En dikkat çekici sonuçlardan biri ise şirketlerin yüzde 92’sinin sürdürülebilirliği doğrudan rekabet avantajı olarak görmesi. Bu tablo, son yıllarda özellikle bazı ülkelerde sürdürülebilirlik politikalarına yönelik siyasi tartışmalara rağmen reel ekonomide farklı bir dinamik yaşandığını gösteriyor. Şirketler için sürdürülebilirlik artık yalnızca karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik bir uyum süreci değil; tedarik zinciri güvenliği, enerji maliyetleri, yatırımcı beklentileri ve yeni pazarlara erişim açısından stratejik bir rekabet unsuru haline geliyor.
Belirsizlik yatırım iştahını azaltmadı
Raporun dikkat çektiği bir diğer nokta küresel belirsizlik ortamı. Jeopolitik riskler, ticaret politikalarındaki değişimler ve finansman maliyetlerindeki artışa rağmen şirketlerin büyük bölümü uzun vadeli iklim yatırımlarını durdurmuyor. Çünkü yöneticilere göre dönüşümü ertelemenin maliyeti, dönüşüm yatırımının maliyetinden daha yüksek. Özellikle enerji verimliliği, temiz enerji, dijitalleşme ve düşük karbonlu teknolojiler şirketlerin öncelikli yatırım alanları arasında yer alıyor.
Yeni rekabet tanımı
Araştırmanın verdiği ikinci önemli mesaj ise iş dünyasının devletten beklentisi. Şirketler teknolojiye yatırım yapmaya istekli. Ancak yatırım kararlarının hızlanabilmesi için uzun vadeli ve öngörülebilir politika çerçeveleri, finansman mekanizmaları ve net düzenleyici sinyaller talep ediyor. Rapor, özel sektörün dönüşüm iradesinin tek başına yeterli olmadığını; kamu politikalarının da aynı hızda ilerlemesi gerektiğini vurguluyor. Business Breakthrough Barometer’ın ortaya koyduğu tablo, küresel ekonomide yeni rekabet tanımını ortaya koyuyor. Şirketler artık yalnızca fiyat, kalite veya verimlilik üzerinden yarışmıyor. Karbon yoğunluğu, enerji güvenliği, iklim dayanıklılığı ve sürdürülebilir tedarik zinciri de rekabetçiliğin temel göstergeleri arasına girmiş durumda. Bu nedenle sürdürülebilirlik artık CEO’nun ana gündemi.
Kurumsal imaj için değil, geleceğin pazarlarında yer almak için
Araştırmanın Türkiye için en çarpıcı sonucu, Türkiye’de sürdürülebilirliğin artık bir “itibar projesi” olmaktan çıkması. Türk şirketlerinin tamamı (yüzde 100), sürdürülebilirlik çalışmalarının temel motivasyonunu rekabet avantajı olarak tanımlıyor. Bu oran küresel ortalamanın (yüzde 92) üzerinde. Benzer şekilde dayanıklılık ve risk yönetimi motivasyonu Türkiye’de yüzde 74’e ulaşırken, küresel ortalama yüzde 50’de kalıyor. Bu da Türk şirketlerinin jeopolitik riskler, iklim krizi, tedarik zinciri kırılmaları ve AB düzenlemeleri nedeniyle sürdürülebilirliği artık doğrudan iş sürekliliğinin bir parçası olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Negatif görünen ama aslında önemli olan iki veri daha dikkat çekici. Türkiye’de; müşteri talebi (yüzde 26) ve itibar (yüzde 19) küresel ortalamanın oldukça altında. Bu şu anlama geliyor: Türk şirketleri sürdürülebilirliği tüketici baskısı ya da kurumsal imaj için değil; rekabetçi kalabilmek, ihracatını sürdürebilmek, finansmana erişebilmek ve geleceğin pazarlarında yer alabilmek için yapıyor. Yani Türkiye’de sürdürülebilirlik artık ‘iyi görünmenin’ değil, oyunda kalmanın şartı olarak görülüyor.”
HÜKÜMETLERE 5 TEMEL MESAJ
WBCSD Business Breakthrough Barometer 2026, şirketlerin iklim dönüşümünü hızlandırmak için politika yapıcılara verdiği beş temel mesajı ortaya koyuyor.
1-Geri adım atmayın: Şirketler, sürdürülebilirlik yatırımlarının ekonomik belirsizlik dönemlerinde bile korunması gerektiğini vurguluyor. Çünkü yeşil dönüşüm artık maliyet değil, rekabet gücü ve dayanıklılık yatırımı olarak görülüyor.
2-Düşük karbonlu ürünler için Pazar oluşturun: En büyük ihtiyaç yeni hedefler açıklamak değil; düşük karbonlu ürünler için pazar oluşturacak mekanizmalar geliştirmek. Talep yaratacak düzenlemeler ve ortak standartlar yatırımların önünü açıyor.
3-Değer zincirini birlikte dönüştürün: Tek bir şirketin dönüşmesi yeterli değil. Üreticiden tedarikçiye, finansmandan son kullanıcıya kadar tüm değer zincirinin aynı yönde hareket etmesi gerekiyor.
4-Kamu ile birlikte yatırım yapın: Şirketler, büyük ölçekli dönüşüm projelerinde kamu ve özel sektörün birlikte hareket etmesini; sermaye, altyapı ve finansman modellerinin ortak geliştirilmesini öneriyor.
5-Sürdürülebilirliği ekonomi diliyle anlatın: Rapora göre iklim politikalarının başarısı; karbon yerine rekabetçilik, istihdam, dayanıklılık ve satın alınabilirlik üzerinden anlatılmasına bağlı. İş dünyası artık çevresel faydanın yanında ekonomik değerin de görünür olmasını istiyor.
Rapordan önemli rakamlar
● Şirketlerin yüzde 92’si sürdürülebilirlik stratejisinin önümüzdeki 5-10 yılda rekabet avantajı yaratacağını düşünüyor.
● Yüzde 89’u iklim, uyum ve dayanıklılık yatırımlarını son bir yılda korudu ya da artırdı. Yüzde 38’i iklim hedeflerini güçlendirdi; sadece yüzde 4 hedeflerini zayıflattı.
● Küresel sürdürülebilirlik yatırımlarındaki artışının başlıca nedenleri: müşteri talebi (yüzde 59), daha net/güçlü politika desteği (yüzde 42), düşük karbon teknolojilerinde maliyet düşüşü (yüzde 38).
● Yüzde 98’i düzensiz geçişi risk olarak görüyor. Düzensiz geçişin en büyük riskleri: Tedarik zinciri kesintisi (yüzde 42), ani politika değişimleri (yüzde 41), enerji/girdi maliyet oynaklığı (yüzde 38), enflasyon ve tüketici fiyat baskısı (yüzde 22.)
