İklim gündeminde artık yeni bir aşamaya geçtiğimizi uzun zamandır duyuyorsunuz. Bugün odağımızda artık defalarca verilmiş olan sözler değil, taahhütleri nasıl uygulamaya dönüştüreceğimiz ve bunun için gerekli finansmanı nasıl harekete geçireceğimiz sorusu var.
COP31 Türkiye Başkanlığı’nın geliştirdiği Climate Implementation Bridge – BRIDGE (İklim Uygulama Köprüsü) bu sorunun kesişim noktasında ortaya çıkıyor. BRIDGE’in temel amacı, ülkelerin iklim ve kalkınma öncelikleri ile yatırım ve finansman kaynakları arasındaki boşluğu kapatmak. Daha açık ifadeyle, iklim hedeflerini yalnızca politika belgelerinde bırakmayıp, somut, ölçeklenebilir ve finansmana hazır proje portföylerine dönüştürmek.
Bu yaklaşım, COP31’in temel mesajıyla da örtüşüyor. Yeni taahhütlerden çok, mevcut taahhütlerin hayata geçirilmesi. COP31 Başkanlığı BRIDGE’i bu nedenle bir “uygulama köprüsü” olarak konumlandırıyor.
Sorun para mı, proje mi?
İklim finansmanı tartışmalarında genellikle kaynak yetersizliğine odaklanıyoruz. Oysa son dönemde giderek daha görünür hale gelen ve daha önceki yazılarımda da ele aldığım sorun, finansman ile yatırım yapılabilir proje arasındaki kopukluk. Zira küresel sistemde sermaye mevcut. Temel sorun bu sermayeyi uygulanabilir iklim ve kalkınma projeleriyle buluşturmaktaki zorluklar. Gelişmekte olan ülkelerde finansman maliyetlerinin çok daha yüksek olması ise bu sorunu daha da büyütüyor. Dolayısıyla finansmanı doğru projeye, doğru risk paylaşımıyla ve doğru zamanda buluşturmak temek hedef olmalı. Projelerin teknik, finansal ve kurumsal açıdan tam olarak hazır olması son derece önemli. Yatırımcının önüne konulabilecek nitelikte proje yoksa, mevcut finansman kaynaklarının varlığı tek başına dönüşümü sağlayamıyor.
BRIDGE’in farkı?
BRIDGE’i önemli tarafı, yeni bir iklim fonu veya yeni bir finansman kurumu yaratmayı hedeflememesi. Aksine, mevcut iklim finansmanı ekosisteminin daha etkin çalışmasını sağlamaya odaklanan bir proje. Kamu kaynakları, kalkınma bankaları, iklim fonları, uluslararası finans kuruluşları ve özel sermaye arasında daha güçlü bağlantılar kurulması, gerektiğinde karma finansman ve risk paylaşımı araçlarının kullanılması hedefleniyor.
Burada üç alan özellikle kritik; proje hazırlama kapasitesi, ulusal uygulama kapasitesi ve finansmana erişim. BRIDGE, NDC ve Ulusal Uyum Planlarında ortaya konan öncelikleri yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmeyi, bankalara yönlenebilir, standartlaştırılabilir ve ölçeklenebilir proje hatları geliştirmeyi ve kamu kaynaklarının özel sermayeyi harekete geçirecek şekilde kullanılmasını desteklemeyi amaçlıyor.
Aslında bu yalnızca iklim finansmanı açısından değil, kalkınma modeli açısından da önemli. Zira doğru tasarlandığında iklim yatırımları enerji dönüşümünü, sanayi politikasını, teknolojik gelişmeyi, istihdamı ve rekabet gücünü aynı anda etkileyebilir.
İlk pilotlar açıklandı
BRIDGE bir kavramsal çerçeve olmaktan da çıkarak, COP31 Başkanlığı tarafından ilk beş pilot ülke -Etiyopya, Fiji, Endonezya, Pakistan ve Özbekistan- açıklandı. Amaç, bu ülkelerde iklim ve kalkınma hedeflerini finansmana hazır proje portföyleriyle buluşturmak ve elde edilen deneyimi daha geniş bir uygulama için ölçeklendirmek.
Bu gelişme önemli. Zira BRIDGE’in gerçek başarısı bundan sonra sahadaki sonuçlarla ölçülecek. Kaç proje hazırlanacak? Kaçı finansmana ulaşacak? Ne kadar özel sermaye harekete geçirilecek? Daha önemlisi, bu yatırımlar ülkelerin iklim ve kalkınma hedeflerine ne ölçüde somut katkı sağlayacak? Bunlar önümüzdeki dönemin gerçek performans göstergeleri olacak.
Türkiye için fırsat alanı
BRIDGE’in Türkiye açısından bir başka anlamı daha var. Türkiye, COP31 Başkanlığını üstlenirken yalnızca küresel iklim müzakerelerine ev sahipliği yapmıyor, aynı zamanda iklim finansmanının uygulama, yatırım ve kalkınma gündemiyle birlikte ele alındığı yeni bir döneme liderlik ediyor. 4 Eylül’de İstanbul’da gerçekleştirilen İklim Finansmanı Zirvesi’nde UNDP’nin BRIDGE’in uygulama ortağı olarak açıklanması ve İstanbul Bildirisi ile çok tarafl ı kalkınma bankaları, finans kuruluşları, iklim fonları ve özel sektör arasında daha güçlü iş birliği çağrısı yapılması bu açıdan önemli.
Daha önemlisi İstanbul’daki iklim finansmanı politika diyaloğunda finansal düzenleme ve taksonomiden yeşil finansman araçlarına, bankalanabilir proje havuzlarından karma finansmana, özel sermayenin mobilizasyonundan sürdürülebilirlik raporlaması ve güvenilir iklim verisine kadar altı temel çalışma alanının belirlenmesi, Türkiye açısından da gündemin artık daha somut bir zemine taşındığını gösteriyor. Bu noktada, Türkiye için fırsat, yalnızca finansman çekmek değil, finansmana hazır proje üretme kapasitesini güçlendirmek.
İklim finansmanında yeni paradigma
BRIDGE’in mesajı; İklim hedeflerinin değeri ne kadar iddialı oldukları kadar, ne ölçüde uygulanabildikleriyle belirlenecek. Bunun için yalnızca finansmana değil doğru projelere, güçlü kurumlara, güvenilir veriye, etkin yönetişime ve sermayeyi riske göre doğru biçimde yönlendirebilecek finansal yapılara ihtiyaç var.
İklim finansmanında yeni paradigma: “Taahhütleri projelendirmek, projeleri finansmanla buluşturmak ve uygulama aşamasına geçmek, nihayetinde etki ve değer yaratmak”.
Bridge’in bunları birbirine bağlayacak bir köprü görevi göreceğini umuyoruz.