Yakın zamanda katıldığım uluslararası akademik bir konferansda Yale Universitesinden Prof. Shyam Sunder ile birlikte organize ettiğimiz özel oturumunun çıkış noktasını bu başlık oluşturdu. London School of Economic den Prof. Prithwiraj Choudhury’unda yer aldığı farklı disiplinlerden araştırmacılarla birlikte tartıştığımız oturumun temel sorusu; yapay zeka yalnızca iş süreçlerini değil, kurumları, piyasaları ve yönetişim anlayışını yeniden tasarlayan yapısal bir dönüşüm mü yaratıyor? Böyle bir durumda, bu dönüşüme sadece teknoloji perspektifinden değil, ekonomi politik, kurumsal yönetişim ve sürdürülebilirlik perspektifinden de bakmak gerekiyor.
Kaos tehlikesi ve düzen oluşturma zorluğu
Oturumun asıl derinliğini artıran soru ise; yapay zeka, kendi başına insan-yapay zeka hibrit sistemlerinden üstün ya da egemen hale gelebilir mi? Eğer öyleyse, hangi koşullar altında insan katkısı olumsuz bir değişken haline gelebilir? Toplumların bu olumsuz sonucu engelleyecek kurumsal yapıları ve sağduyusu olacak mı? Önermemiz ise, uygun düzenlenmeler yapılmadığı takdirde yapay zekanın ciddi bir kaosa yol açabileceği.
Zira insanlık tarihinde hiçbir teknoloji, insan varoluşunun şeklini, iş yapma şeklini yapay zeka kadar değiştirme potansiyeline sahip olmadı. Sanayi Devrimi’nden bu yana her büyük teknolojik dönüşümde benzeri süreci yaşadık. Ancak bütün bu dönüşümlerde temel varsayım hiç değişmedi. Teknoloji kurumlara uyum sağladı ve kurumlar, yeni teknolojileri kendi işleyişlerine entegre ederek dönüşümü yönetti.
Kurumsal adaptasyon
Bugün ise ilk kez farklı bir durum söz konusu. Yapay zeka mı kurumlara uyum sağlayacak, yoksa kurumlar mı yapay zekanın çalışma mantığına göre yeniden şekillenecek? Bu önemli soru yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda ekonomik, yönetsel ve toplumsal bir dönüşümün başlangıcına işaret ediyor.
Yapay zekayı çoğu zaman operasyonel verimlilik sağlayan yeni bir araç olarak değerlendiriyoruz. Oysa yaşanan değişim bundan çok daha derin ve dönüştürücü. Yapay zeka sadece süreçleri hızlandırmıyor, karar alma mekanizmalarını, bilgi üretimini, risk analizini ve kurumsal koordinasyonu yeniden tanımlıyor. Bu nedenle temel sorun yeni bir yazılımın kullanım kararı değil, kurumların nasıl çalıştığına ilişkin temel varsayımların değişmesi.
Kararlardan kim sorumlu olacak?
Örneğin, geleneksel olarak şirketlerde kararlarlar üst yönetim tarafından alınır ve bu kararların sonuçlarından da karar alanlar sorumlu tutulur, kurumsal yönetim ilkeleri gereği karar veren ile hesap veren aynı taraftır. Bugün ise finansal kararlardan risk yönetimine, stratejik planlamadan kaynak tahsisine, iç denetimden sürdürülebilirlik konularına kadar birçok kritik süreç yapay zekâ destekli sistemler tarafından yönlendiriliyor. Yapay zeka henüz nihai karar verici olmasa da kararların nasıl şekilleneceğini belirleyen en önemli aktörlerden biri haline geliyor.
Bu noktada elbette algoritmanın önerdiği bir karar yanlış çıktığında sorumluluk kime ait olacak sorusu gündeme geliyor. Yöneticilere mi, sistemi geliştiren teknoloji şirketi mi, yoksa algoritmanın kendisi mi? Kurumsal yönetimin onlarca yıldır üzerine inşa edildiği “hesap verebilirlik” ilkesi, yapay zekâ çağında yeni bir yorum gerektiriyor.
Yapay zeka ile birlikte yapay zeka yönetişimi
Bu nedenle önümüzdeki dönemin en önemli gündemlerinden biri yalnızca yapay zeka kullanımı değil, Yapay zeka yönetişimi olacak. Kurumların tek başına finansal riskleri, operasyonel riskleri veya iklim risklerini değil, algoritmik riskleri, veri yönetişimini, etik ilkeleri ve yapay zekâ kaynaklı sistemik etkileri de yönetmesi gerekecek.
Unutmayalım ki bu dönüşüm yalnızca şirketlerin iç yapısını değil, piyasa ekonomisinin işleyişini de etkileme potansiyeline sahip. Bugüne kadar ekonomik koordinasyon büyük ölçüde fiyat mekanizması ve insan kararları üzerinden gerçekleşiyordu. Şu an yapay zeka destekli sistemler tahmin, optimizasyon ve otomatik karar alma kapasiteleri sayesinde piyasanın bilgi işleme fonksiyonunu kısmen üstlenmeye başlıyor. Bu durum yine oturumda da tartıştığımız önemli bir soruyu gündeme getiriyor. Yapay zeka piyasanın içinde çalışan bir araç mı olacak, yoksa zamanla piyasa mekanizmasının kendisini dönüştüren yeni bir koordinasyon modeli mi oluşturacak?
Yapay zekayı yönetmeye hazır mıyız?
Bu çerçevede düşündüğümüzde yapay zeka çağında rekabet avantajı sadece en gelişmiş algoritmalara sahip olmakla sağlanmayacak. Fark yaratacak olan, bu teknolojiyi hangi kurumsal ilkeler ve düzenlemeler çerçevesinde yönettiğimiz olacak. Önümüzdeki yıllarda başarılı sistemleri ve kurumları belirleyecek unsurda, yapay zekâyı en hızlı kullananlar değil, şeffaf, etik ilkelere uyumlu, hesap verebilir ve sürdürülebilir bir yönetişim anlayışıyla yönetebilenler olacak. Belki de bugün sormamız gereken temel soru; sistemin ve kurumların yapay zekayı yönetecek kadar hazır olup olmadığı. Bunun şu an için cevabı Henüz tam olarak hazır değiliz !