İklim değişikliğiyle mücadelede artık yeni hedefler açıklamanın ötesine geçmek zorunda olduğumuz tüm tarafların kabulü. Zira bugün dünyanın karşı karşıya olduğu temel soru, ne yapılması gerektiğinden çok, nasıl yapılacağı ve nasıl finanse edileceği. Özellikle gelişmekte olan piyasalar açısından önemli konu sermayeyi doğru alanlara, doğru projelere ve gerçek etki yaratacak yatırımlara yönlendirebilmek.
Bu nedenle sürdürülebilir finansa da artık yalnızca yeni finansal araçlar veya yeni düzenlemeler açısından değil, “sermaye ile dönüşüm arasında kurulacak güçlü bağ” üzerinden bakılması gerekiyor.
Sermaye nasıl harekete geçecek?
Geçtiğimiz haftalarda ERTA ve Principles for Responsible Investment (PRI) iş birliğinde, İstanbul Finans Merkezi’nde Vakıfbank ev sahipliğinde “COP31 Öncesi Sürdürülebilir Finans ve Yatırım Forumu” gerçekleştirdik. Özellikle gelişmekte olan piyasalarda iklim geçişi için sermayeye erişime odaklı toplantının temel mesajı, “finansman açığı”ndan önce “yatırım yapılabilirlik açığı”na odaklanmalıyız.
Yatırım yapılabilir proje yoksa sermaye beklemez
Uzun vadeli sermaye, yalnızca fırsat aramıyor, aynı zamanda öngörülebilirlik, güvenilir bilgi, ölçülebilir sonuç ve uygun risk-getiri dengesi arıyor. Bu yüzden iklim yatırımlarının ölçeklenmesi için “öngörülebilir politikalar”, “yatırım yapılabilir projeler” ve “güvenilir bilgi” birlikte olması gerekiyor.
Özellikle gelişmekte olan ekonomilerde “proje geliştirme kapasitesinin güçlendirilmesi” çok önemli. Son dönemlerde katıldığım tüm toplantıların ortak çıktısı bu. Teknik ve finansal açıdan iyi hazırlanmış, riskleri tanımlanmış, gelir modeli ve dönüşüm etkisi ortaya konulmuş projeler olmadan mevcut sermayeyi harekete geçirmek kolay değil. Aynı zamanda kamu politikaları, kalkınma finansmanı ve özel sermaye de bu noktada birbirini tamamlamalı ve sermayenin dönüşüm yatırımlarına daha etkin biçimde yönelmesi sağlanmalı.
Güvenilir bilgi, sermayenin rotasını belirliyor
Burada “güvenilir bilgi” çok daha büyük ihtiyaç olarak ortaya çıkıyor. Raporlamanın başarısı şirketlerin ne kadar çok bilgi açıkladığı ile değil, bu bilginin yatırım kararlarına ne ölçüde katkı sağladığında ortaya çıkıyor. Yatırımcı artık iklim risklerinin şirketin stratejisini, yatırımlarını, maliyetlerini, finansman ihtiyacını ve uzun vadeli değer yaratma kapasitesini nasıl etkilediğini görmek istiyor. Bu nedenle sürdürülebilirlik bilgisi ile finansal bilgi arasındaki bağ güçlenmek durumunda. Zira “bilgi”, “risk algısı”nı, risk algısı “sermaye maliyeti”ni, sermaye maliyeti ise “yatırım kararı”nı etkiliyor.
Yeşil finansmanın ötesinde: Geçiş finansmanı
İklim dönüşümünün önemli bir diğer boyutu ise “geçiş finansmanı”. Çünkü dönüşüm yalnızca bugün “yeşil” olarak tanımlanan yatırımların finansmanından ibaret değil. Enerji yoğun sektörlerin, sanayinin, ulaştırmanın ve altyapının da dönüşmesi gerekiyor. Bu nedenle güvenilir geçiş planları, ölçülebilir hedefler ve şeffaf ilerleme göstergeleri büyük önem taşıyor.
Kalkınma finansmanı kuruluşları burada yalnızca finansman sağlayan aktörler olarak değil, risk paylaşımını kolaylaştıran ve özel sermayeyi harekete geçiren katalizörler olarak değerlendirilmeli. Kamu kaynakları, kalkınma finansmanı ve özel sermayenin birbirini tamamladığı modelleri daha fazla geliştirmemiz gerekiyor.
Türkiye özellikle sürdürülebilir borçlanma araçları açısından önemli gelişme göstermekle birlikte aynı zamanda piyasanın derinliğine ve likiditesine de odaklanmamız gerekiyor. Daha geniş bir yatırımcı tabanı, ürün çeşitliliği, güçlü bir ikincil piyasa ve uzun vadeli yatırımcıların daha aktif katılımı sürdürülebilir finans piyasalarının gelişimi için önemli.
İstanbul›dan New York’a aynı mesaj
İstanbul’daki Forumun ardından New York Climate Week’teki gelişmeleri de takip etme fırsatı buldum. Farklı platformlarda yapılan tartışmalara baktığımızda ortak bir gündemin giderek güçlendiğini görüyoruz. İklim hedeflerini nasıl gerçek ekonomiye ve gerçek yatırımlara dönüştüreceğiz? COP31’e giderken tartışmayı yalnızca ne kadar finansmana ihtiyacımız olduğu sorusuyla sınırlamamak gerekiyor. Mevcut sermayenin yatırıma dönüşmesini sağlayacak koşulları nasıl oluşturacağımızı artık biliyor olmamız lazım.
Bu süreçte Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat var. İklim, enerji, sanayi, finans, teknoloji, ve rekabet gücü. birbirinden bağımsız değil, aynı dönüşüm hikâyesinin parçaları olarak ele almak gerekli.
İklim Uygulama Köprüsü
Özellikle “İklim Uygulama Köprüsü” yaklaşımı da bu nedenle önemli. İklim politikaları ile yatırım süreçlerini birbirinden ayrı düşünmek yerine, politika önceliklerini proje geliştirme, risk paylaşımı ve finansman mekanizmalarıyla buluşturmayı hedefleyen bir yaklaşım, uygulama açığını kapatmak açısından değerli bir zemin oluşturabilir.
Artık ölçü “uygulama” olmalı
İstanbul›daki Forumun ve New York’taki tartışmaların en güçlü mesajı, iklim dönüşümünün yeni sınavı hedef koymak değil, “uygulama kapasitesi”. Taahhütler yol haritasını gösterir, finansman yolu açar, ama dönüşümü gerçekleştiren şey yatırım ve uygulamadır.