İhracat finansmanını yalnızca "kredi hacmi" üzerinden değerlendirmek yerine, bu kredilerin üretim yapısına, verimliliğe ve dış ticaret performansına katkısını da birlikte analiz etmek gerekmektedir.
Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyümesi açısından ihracatın artırılması stratejik bir öneme sahiptir. Bu doğrultuda bankacılık sektörü tarafından ihracatçı firmalara sağlanan finansman imkânları son yıllarda önemli ölçüde genişlemiştir. Ancak asıl cevaplanması gereken soru şudur: İhracata ayrılan finansman arttıkça, dış ticaret performansı da aynı ölçüde iyileşiyor mu?
Bu soruya cevap aramak amacıyla BDDK tarafından yayımlanan İhracat kredileri ile İhracat garantili yatırım kredileri toplamı esas alınmış, bu tutarın toplam nakdi krediler içerisindeki payı hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar, aynı dönemlerin TÜİK dış ticaret verilerinden hesaplanan ihracatın ithalatı karşılama oranı ile birlikte değerlendirilmiştir.
Tablo incelendiğinde dikkat çekici üç sonuç ortaya çıkmaktadır.
İlk olarak, 2011–2015 döneminde ihracat odaklı kredilerin toplam krediler içindeki payı %5,46 ile en düşük seviyesine gerilerken, ihracatın ithalatı karşılama oranı da %62,86 ile en düşük dönemlerden biri olmuştur.
İkinci olarak, 2016–2020 döneminde ihracat odaklı kredi payı %6,21'e yükselmiş, aynı dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı %76,35 ile incelenen dönemlerin en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu görünüm, ihracata yönelik finansmanın dış ticaret performansını destekleyebileceğine işaret eden olumlu bir tablo ortaya koymaktadır.
Ancak 2021–2025 döneminde farklı bir görünüm oluşmaktadır. İhracat odaklı kredilerin toplam krediler içindeki payı yaklaşık iki kat artarak %12,21'e yükselmesine rağmen, ihracatın ithalatı karşılama oranı %74,42'ye gerilemiştir.
Bu bulgu önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır:
İhracat finansmanının artırılması tek başına dış ticaret performansını belirlememektedir.
Çünkü dış ticaret dengesi yalnızca kredi miktarına bağlı değildir. İhracatın yüksek ithal girdi bağımlılığı, enerji ithalatı, küresel emtia fiyatları, döviz kuru gelişmeleri, uluslararası talep koşulları ve üretilen katma değer gibi birçok yapısal unsur da dış ticaret performansını doğrudan etkilemektedir.
Dolayısıyla ihracat kredilerindeki artış, gerekli bir politika olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan, bu finansmanın hangi alanlara yönlendirildiğidir.
Yüksek katma değerli üretimi destekleyen, yerli ara malı kullanımını artıran, teknoloji yoğun sektörleri geliştiren ve ithal girdi bağımlılığını azaltan yatırımların finansmanı, ihracat kredilerinin ekonomik etkisini önemli ölçüde güçlendirecektir.
Sonuç olarak, ihracat finansmanını yalnızca "kredi hacmi" üzerinden değerlendirmek yerine, bu kredilerin üretim yapısına, verimliliğe ve dış ticaret performansına katkısını da birlikte analiz etmek gerekmektedir. Türkiye'nin sürdürülebilir dış ticaret başarısı, yalnızca daha fazla kredi kullandırılmasına değil; bu kredilerin daha yüksek katma değer üreten sektörlere yönlendirilmesine bağlıdır.