MERVE YİĞİTCAN
Küresel pazarlardaki daralma ve finansman maliyetlerindeki artışa rağmen elektrik-elektronik sektörü, bu yılı 20 milyar dolara yakın bir ihracat hacmiyle kapatmaya hazırlanıyor. Elektrik ve Elektronik İhracatçıları Birliği (TET) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kavaklıoğlu ile bir araya gelerek, sektörün mevcut performansını, küresel pazarlardaki gelişmeleri, Çin tehdidini ve sanayinin yeni büyüme modelini konuştuk. Elektrik-elektronik sektörünü; tüketici elektroniği, beyaz eşya, elektrik ekipmanları ve kablo olmak üzere 4 ana grupta ele aldıklarını belirten Mehmet Kavaklıoğlu, bu dönemde alt sektörlerin performans açısından birbirinden belirgin şekilde ayrıştığını vurguladı.
Beyaz eşya ve tüketici elektroniğinde küresel ve yerel şartların üreticiyi zorladığını ifade eden Kavaklıoğlu, “Beyaz eşya tarafını zorlayan en önemli faktörler yüksek üretim maliyetleri ve navlun. Navlun maliyetlerine bağlı olarak ithal hammadde girdilerinin yükselmesi maliyet baskısını artırıyor, bu da ihracatta ivme kaybına yol açıyor. Tüketici elektroniğinde ise küresel ölçekte dev oyuncularla kıyasıya bir rekabet var. Türkiye’deki yüksek finansman maliyetleri de eklendiğinde süreç zorlaşıyor” diye konuştu.
Şebeke yenileme yatırımları talebi artırdı
Buna karşın elektrik ekipmanları grubunda güçlü bir talep dalgası yaşandığına dikkat çeken Kavaklıoğlu, bunun gerekçelerini şöyle sıraladı: “Dünya genelinde elektrikli araç sayısı hızla artıyor. Veri merkezlerine (data center) yönelik devasa yatırımlar var ki bunlar yüksek enerji ihtiyacı olan alanlar. Diğer yandan gelişmiş ülkelerde, özellikle Avrupa’da 40-50 yıllık elektrik altyapısı ve dağıtım şebekeleri ömrünü tamamladı. Hem kişi başına düşen elektrik tüketiminin artması hem de şebekelerin yenilenme sürecine girmesi ciddi bir talep doğurdu. Güç trafolarında ve orta/yüksek gerilim kablolarında kapasiteler dolmuş durumda, yeni yatırımlar devreye giriyor. Bu talebin 2030 yılına kadar canlı kalacağını öngörüyoruz.”
Döviz bazındaki artış emtiadan kaynaklı
İhracat verileri analiz edilirken döviz bazındaki artış ile miktar bazındaki değişimin ayrıştırılması gerektiğinin altını çizen Kavaklıoğlu, “Döviz bazındaki ihracat artışımız yüksek görünse de miktar bazındaki artış aynı paralellikte değil. Bunun temel nedeni uluslararası emtia fiyatlarındaki artış; yani sattığımız ürünler artık daha pahalı. Elektrik ekipmanları ve kablolar tarafında reel miktar artışı yüzler 10’lar seviyesindeyken, değer bazındaki artış yüzde 20’lerin üzerinde gerçekleşiyor. Beyaz eşya ve tüketici elektroniğinde ise birim fiyatlar yükselmesine rağmen miktar bazında düşüş var. Dolayısıyla tablonun ve dengelerin çok doğru okunması gerekiyor” uyarısında bulundu.
Bakırda hurda paradoksu
Sektörün hammaddeye erişimindeki yapısal sorunlara değinen ve bakır sektöründeki çarpıcı tabloyu paylaşan Kavaklıoğlu, yerli üretimin ihtiyacın ancak yüzde 15’ini karşılayabildiğini hatırlattı. Geriye kalan yüzde 85’lik kısmın zorunlu olarak ithal edildiğini belirten Kavaklıoğlu, iç piyasadaki hurda sıkıntısına dikkat çekerek şunları söyledi: “Bizim hurda işleme tesislerimiz var ancak hurda yerli sanayide kalmak yerine Çin’e ihraç ediliyor. Çin devleti sübvansiyon verdiği için orada daha iyi fiyat sunuluyor. Sonuçta biz elimizdeki hurdayı ihraç edip, bu sefer üretimi sürdürebilmek için ham madde ithal etmek zorunda kalıyoruz. Bu kısıldığı ve hurda iç pazarda işlendiği takdirde katma değer ülkemizde kalacaktır.”
Küresel pazarlardaki rekabet koşulları ve pazarların yapısı hakkında da bilgi veren TET Başkanı Kavaklıoğlu, sektör ihracatının yüzde 70’e yakınının Avrupa’ya yapıldığını hatırlattı. Avrupa’nın tüm dünyadan yaptığı toplam ithalata bakıldığında Türkiye’nin payının henüz istenen seviyede olmadığını ve o pazarda hala büyüme alanı bulunduğunu dile getiren Kavaklıoğlu, ABD pazarının ise devasa boyutlarına rağmen KOBİ’ler için oldukça zorlu bir arena olduğunu söyledi. ABD’deki ölçeklerin Avrupa’dan çok farklı olduğunu belirten Kavaklıoğlu, “Bizim sektörde 500 milyon dolar cirosu olan bir distribütöre ABD’de ‘küçük distribütör’ gözüyle bakıyorlar. Avrupa’da ise bu ölçek en büyük distribütör kabul ediliyor. Standartları almak, gerekli belgeleri tamamlamak ve malı orada tutacak organizasyonu kurmak ciddi maliyet. Bu nedenle ABD pazarında ancak 40-50 milyon dolar ve üzerinde ihracat yapabilen, belli bir güce sahip büyük ölçekli firmalarımız kalıcı bir başarı yakalayabilir” diye konuştu.
Çin’in küresel piyasalardaki baskısına da değinen Kavaklıoğlu, ham madde ve teknoloji ağırlıklı ürünlerde rakip olmakta zorlansalar da zayıf akım, fiber optik gibi işçilik değeri yüksek kalemlerde Çin tehdidinin artarak süreceğini kaydetti.
“Geriye dönmeyeceğiz, ucuz iş gücü modeli bitti”
Türkiye’nin sanayi ve ihracat politikalarında radikal bir zihniyet değişimine gitmesi gerektiğini vurgulayan Mehmet Kavaklıoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: “Artık Türkiye yeni bir modele geçmeli. Bizler ucuz iş gücü ve ucuz enerjiye dayalı ihracat artışı modelini terk etmeliyiz. Türkiye son 20-30 yılda Gümrük Birliği’nin de etkisiyle belli bir seviyeye geldi. Ancak sanayimizi birkaç basamak daha yukarı taşımak zorundayız. Bu da ancak daha nitelikli, stratejik ürünlerle ve verimli üretimle mümkündür. Ucuz ülke dönemi geride kaldı, bunu kabul edeceğiz. Bugün devalüasyon yapmak bir çözüm değil; sektörü 6 ay rahatlatır ama 6 ay sonra yine aynı gerçeklerle yüzleşiriz. Bizim tek çıkış yolumuz Ar-Ge, inovasyon, yeni ürün geliştirme ve verimliliğe yatırım yapmaktır.”
10 BİRİM GÜCÜ OLANIN 30 BİRİM BORCU VAR
Devletin teşvik mekanizmalarının günü kurtaran ve bölgesel kurgulardan çıkarılıp suistimallere kapalı, proje bazlı finansman desteğine dönüştürülmesi gerektiğini belirten Kavaklıoğlu, şirketlerin finansal dayanıklılığına ve borçlanma yapısına ilişkin uyarılarda bulundu.
Türkiye’de şirketlerin taşıyabileceğinin çok üzerinde borçlandığına dikkat çeken Kavaklıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Şirketlerin aktif büyüklüklerine ve risk yapılarına göre borçlanma rasyoları belirlenmeli. Bakıyorsunuz, firmanın 10 birim gücü var ama 30 birim borcu var. Piyasada anormal bir olumsuzluk yaşandığında bu yapılar sıkıntıya giriyor. Şirketlerimizin alacak sigortası mekanizmalarını geliştirmesi, parite ve faiz risklerini doğru hecelemesi gerekiyor. Diğer yandan sanayide kaliteli iş gücü krizimiz var. Mavi yakada tornacı, kaynakçı, elektrikçi gibi meslekler son derece kıymetli ancak yeni nesil bu alanları tercih etmiyor. Tornacının oğlu tornacı olmuyor, gidip hizmet sektöründe çalışıyor. Teknik kadro ve ara eleman sorununu çözmeden sanayide verimliliği yakalamamız mümkün değil.”