Hizmet ihracatında asıl mesele artık oran değil, uygulamadır. Özellikle dijital ekonomide “münhasıran yurt dışında yararlanma” şartının nasıl yorumlanacağı netleşmeden, %100 indirim uygulamada beklenen etkiyi tam olarak doğurmayabilir.
24 Nisan’da açıklanan yatırım paketi, Türkiye’nin yatırım ortamını güçlendirmeye yönelik önemli başlıklar içeriyordu. Pakette; hizmet ihracatı, yurt dışı iştirak kazançları, İstanbul Finans Merkezi, bölgesel yönetim merkezleri, ihracatçı ve imalatçı ihracatçılar için yeni vergi oranları gibi birçok düzenleme başlığı yer aldı.
Bu açıklamaların ilk somut adımlarından biri, 30 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 11257 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile atıldı.
Karar, özellikle hizmet ihracatı ve yurt dışı iştirak kazançları açısından önemli oran değişiklikleri getirdi.
11257 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile iki temel değişiklik yapılmıştır. İlk değişiklik, yurt dışından elde edilen kâr payı ve iştirak kazançlarına ilişkindir. Bu kapsamda, daha önce gerçek kişilerde yurt dışı kâr payı istisnası, kurumlarda ise yurt dışı iştirak kazancı istisnası bakımından aranan %50 iştirak oranı, yeni düzenleme ile %20’ye düşürülmüştür. Kurumlar vergisi tarafında ayrıca, yurt dışı iştirak kazancı istisna oranı %50’den %80’e çıkarılmıştır.
İkinci değişiklik ise hizmet ihracatı indirimine ilişkindir. Hem gelir vergisi mükellefleri hem de kurumlar vergisi mükellefleri bakımından, hizmet ihracatından elde edilen kazançlara uygulanan indirim oranı %80’den %100’e yükseltilmiştir. Böylece, gerçek kişiler yönünden GVK m.89/1-13, kurumlar yönünden ise KVK m.10/1-ğ kapsamında uygulanan hizmet ihracatı indirimi aynı yönde artırılmıştır.
Karar, 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemlerine ilişkin gelir ve kazançlara uygulanmak üzere yürürlüğe girmiştir.
Bu yönüyle düzenleme, sadece 2026 yılı gelir ve kurumlar vergisi planlaması bakımından değil, aynı zamanda geçici vergi dönemleri bakımından da doğrudan dikkate alınması gereken bir değişikliktir. Özellikle 2026 yılı birinci geçici vergi dönemine ilişkin beyan sürecinin yaklaştığı bu günlerde, hizmet ihracatı ve yurt dışı iştirak kazançları bulunan mükelleflerin yeni oranları ve şartları şimdiden değerlendirmesi önem taşımaktadır.
Hizmet ihracatında %100 indirim ne anlama geliyor?
Kararın en dikkat çekici yönü, Gelir Vergisi Kanunu’nun 89/1-13 maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10/1-ğ maddesi kapsamında uygulanan hizmet ihracatı indiriminin %80’den %100’e çıkarılmasıdır.
Bu düzenleme; yazılım, mimarlık, mühendislik, tasarım, tıbbi raporlama, çağrı merkezi, veri analizi, ürün testi, sertifikasyon ve benzeri hizmet alanlarında faaliyet gösteren mükellefler için önemli bir avantaj sağlayabilir.
Özellikle yazılım, oyun, mobil uygulama, dijital tasarım, mühendislik ve veri analitiği gibi yüksek katma değerli hizmet alanlarında Türkiye’den yurt dışına hizmet veren kişi ve şirketler açısından bu değişiklik olumlu bir adımdır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel husus şudur: Hizmet ihracatında sorun sadece oran sorunu değildir.
Oranın %80’den %100’e çıkarılması önemli olmakla birlikte, uygulamada asıl mesele hangi kazancın bu indirim kapsamına gireceğidir.
Asıl sorun hâlâ “münhasıran yurt dışında yararlanma” şartı
GVK m.89/1-13 ve KVK m.10/1-ğ kapsamındaki indirimden yararlanılabilmesi için hizmetin Türkiye’de verilmesi ve bu hizmetten münhasıran yurt dışında yararlanılması gerekmektedir.
Klasik hizmet modellerinde bu şartın tespiti nispeten kolaydır. Örneğin Türkiye’deki bir mühendislik firmasının Almanya’daki bir şirkete proje hizmeti vermesi veya Türkiye’deki bir yazılım şirketinin ABD’deki bir müşteriye özel yazılım geliştirmesi daha anlaşılabilir örneklerdir.
Ancak dijital ekonomide durum bu kadar basit değildir.
Bugün bir mobil uygulama Türkiye’de geliştirilebilmekte, App Store veya Google Play üzerinden dünyanın birçok ülkesindeki kullanıcılara sunulabilmektedir. Bir oyun şirketi gelirini global platformlardan elde edebilmekte, bir SaaS şirketi farklı ülkelerdeki kullanıcılardan abonelik geliri tahsil edebilmektedir.
Bu durumda şu soru ortaya çıkmaktadır: Hizmetten nerede yararlanılmıştır?
Platformun bulunduğu ülke mi esas alınacaktır? Nihai kullanıcının lokasyonu mu dikkate alınacaktır? Ödemenin geldiği ülke mi belirleyici olacaktır? Türkiye’de tek bir kullanıcının bulunması, tüm geliri indirim dışı bırakacak mıdır?
İşte “münhasıran” şartı burada önemli bir uygulama sorununa dönüşmektedir.
Eğer bu şart çok katı yorumlanırsa, dijital hizmet gelirlerinde %100 indirim oranı kâğıt üzerinde güçlü görünür; ancak uygulamada mükellefler açısından ciddi tereddütler doğurur.
Pro-rata (oransal ayrıştırma) yöntemi değerlendirilmeli
Bana göre dijital hizmet gelirlerinde pro-rata, yani oransal ayrıştırma esasına dayalı daha makul ve uygulanabilir bir yöntem benimsenmelidir.
Dijital hizmet gelirlerinde, platform raporları, kullanıcı lokasyonu, fatura bilgileri, ödeme ülkesi, abonelik kayıtları veya benzeri objektif veriler esas alınarak yurt dışı kullanıcı gelirleri ile Türkiye kaynaklı gelirlerin oransal olarak ayrıştırılmasına imkân tanınmalıdır.
Bu durumda hizmet gelirinin tamamı tek kalemde “indirimden yararlanır” veya “yararlanamaz” şeklinde değerlendirilmez. Sadece Türkiye’de yararlanılan kısım indirim dışında bırakılır; yurt dışındaki kullanıcı veya müşterilere isabet eden gelir ve kazanç ise hizmet ihracatı indirimi kapsamında değerlendirilebilir.
Bu yaklaşım hem mükellef açısından öngörülebilirlik sağlar hem de idarenin denetim kapasitesini artırır.
Sonuç
30 Nisan 2026 tarihli 11257 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 24 Nisan’da açıklanan yatırım paketinin ilk somut adımlarından biridir.
Bu değişiklikler, özellikle hizmet ihracatı ve yurt dışı iştirak kazançları bulunan mükellefler açısından olumlu ve önemli adımlardır.
Ancak hizmet ihracatında asıl mesele artık oran değil, uygulamadır. Özellikle dijital ekonomide “münhasıran yurt dışında yararlanma” şartının nasıl yorumlanacağı netleşmeden, %100 indirim uygulamada beklenen etkiyi tam olarak doğurmayabilir.
Dijitalleşen ve küreselleşmenin artık ileri bir aşamaya ulaştığı günümüz ekonomisinde, esas katma değerin giderek hizmetler alanında oluşacağı açıktır. Yazılım, veri analitiği, mühendislik, tasarım, yapay zekâ destekli hizmetler, oyun, dijital platformlar ve uzaktan sunulan profesyonel hizmetler, gelişmekte olan ülkeler için sadece yeni bir gelir alanı değil; aynı zamanda cari açığın azaltılması bakımından da stratejik bir imkândır.
Bu nedenle, 24 Nisan paketi kapsamında yapılacak kanuni düzenlemelerde sadece indirim oranlarının artırılmasıyla yetinilmemeli; hizmet ihracatı uygulamasında uzun süredir tereddüt yaratan “münhasıran yurt dışında yararlanma” şartı da yeniden ele alınmalıdır. Bir taraftan yurt dışından Türkiye’ye gelecek kişilere yönelik vergi tatili ve benzeri cazip düzenlemeler planlanırken, diğer taraftan kendi ülkemizin yetişmiş insan kaynağını, yazılımcılarını, mühendislerini, tasarımcılarını ve girişimcilerini yurt dışına yöneltecek uygulama belirsizlikleri ortadan kaldırılmalıdır.
Kanaatimce, özellikle dijital hizmetler bakımından bu şartın mevcut haliyle korunması yerine, yurt dışı kullanıcı veya müşteri gelirlerinin objektif kriterlerle ayrıştırılmasına imkân veren daha esnek ve uygulanabilir bir sistem kurulmalıdır. Hatta kanuni düzenleme sürecinde “münhasıran” ibaresinin kaldırılması ve bunun yerine yurt dışında yararlanılan hizmet kısmına isabet eden kazancın indirim kapsamında değerlendirileceğinin açıkça yazılması, uygulamadaki birçok tereddüdü ortadan kaldıracaktır.
Türkiye hizmet ihracatında gerçekten güçlü bir merkez olmak istiyorsa, sadece oranları değil, bu oranların uygulanacağı kavramları da dijital ekonomiye uygun hale getirmelidir. %100 indirim ancak bu şekilde gerçek ve uygulanabilir bir teşvik haline gelebilir.