Elektrik talebinin yapay zekâdan veri merkezlerine, sanayiden ulaşıma kadar hızla arttığı yeni dönemde ABB, büyüme stratejisini elektrifikasyon, otomasyon ve enerji verimliliği üzerine kuruyor. ABB Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Başar Vural, Türkiye’deki üretim tesislerini büyütmek ve ihracat kapasitesini artırmak için merkezden yatırım onayı aldıklarını söylüyor.
Dünyada sürdürülebilirlik adına konuşulan hemen her başlık, bir noktada elektriğe bağlanıyor. Yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması, sanayinin karbonsuzlaşması, elektrikli ulaşım, akıllı binalar, veri merkezleri ve dijitalleşme. Bütün bu dönüşüm alanlarının ortak ihtiyacı daha fazla, daha temiz ve daha iyi yönetilen elektrik.
ABB Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Başar Vural da şirketin gelecek stratejisini bu dönüşüm üzerinden anlatıyor: “Dünyada sürdürülebilirlik adına ne konuşuyorsak, bunun önemli bir bölümü elektriğin yaygınlaşması ve doğru yönetilmesiyle ilgili. Bu nedenle ABB’nin odak noktasında elektrifikasyon ve otomasyon bulunuyor.”
ABB, son yıllarda portföyünü yeniden şekillendirirken kaynaklarını elektrifikasyon, otomasyon, dijitalleşme ve endüstriyel yazılım gibi daha yüksek katma değerli alanlara yönlendiriyor. Şirket, mühendislik ve dijitalleşme yetkinliklerini bir araya getirerek sanayinin daha üretken, verimli ve düşük karbonlu çalışmasını hedefliyor. ABB bu yaklaşımını “Engineered to Outrun” yani “Öne geçmek için mühendislikle tasarlandı” olarak tanımlıyor.
Türkiye için yatırım onayı alındı
ABB’nin Türkiye’deki geçmişi 1965 yılına uzanıyor. Şirket bugün iki üretim sahası, beş servis atölyesi, dokuz satış ve bölge ofisi ile faaliyet gösteriyor; yaklaşık 900 kişiye istihdam sağlıyor. Dilovası’ndaki alçak ve orta gerilim üretim tesislerinden 100’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren ABB Türkiye, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika pazarları arasında stratejik bir üretim ve çözüm merkezi olarak konumlanıyor. Şirket, 2024 yılında Türkiye’den yaklaşık 150 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Vural’ın gündemindeki en önemli başlıklardan biri de Türkiye’ye yeni yatırım çekmek.
ABB’nin Türkiye’deki mevcut sanayi tesislerini büyütmek ve üretim kapasitesini artırmak için İsviçre’deki merkezden gerekli onayları aldıklarını açıklayan Vural, şu değerlendirmeyi yapıyor: “ABB bir ülkeye yatırım yaptığında orada kalıcı oluyor. Türkiye’de bulunduğumuz sanayi tesislerini büyütmek, kapasitemizi ve ihracatımızı artırmak istiyoruz. Merkezden yatırım onaylarını aldık. Önümüzdeki temel sorunlardan biri organize sanayi bölgelerine ilişkin mevzuat ve uygun yatırım alanlarına erişim.”
Planlanan yatırımların alçak ve orta gerilim teknolojilerine odaklanması bekleniyor. Amaç, Türkiye’nin yalnızca iç pazara ürün sağlayan değil, bölge ülkelerine ve ABB’nin küresel operasyonlarına hizmet veren daha güçlü bir teknoloji üssüne dönüşmesi. Vural’a göre deglobalizasyon eğilimi Türkiye açısından önemli bir fırsat yaratıyor: “Türkiye, dışa bağımlılığının görece düşük olması, üretim kabiliyeti, insan kaynağı ve ticaret yollarına yakınlığıyla öne çıkıyor. Avrupa, Orta Doğu ve Afrika arasında stratejik bir köprü konumunda. Bu avantajı daha fazla katma değerli üretime dönüştürmemiz gerekiyor.”
Her şey şebekeye bağlanacak
Enerji dönüşümünün yalnızca daha fazla yenilenebilir enerji santrali kurmak anlamına gelmediğine dikkat çeken Vural, kritik konunun üretilen elektriğin güvenli, kesintisiz ve verimli şekilde sisteme aktarılması olduğunu söylüyor: “Her şey şebekeye gelecek. Elektrikli araçlar, fabrikalar, veri merkezleri, akıllı binalar ve yeni dijital altyapılar aynı elektrik sisteminden beslenecek. Bu nedenle şebekenin güçlenmesi, akıllanması ve esnek hale gelmesi gerekiyor.”
ABB’ye göre elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payının 2030’a kadar yaklaşık yüzde 20’den yüzde 30’a yükselmesi bekleniyor. Bu artış, yalnızca üretim kapasitesinin değil, enerji dağıtım altyapısının da hızla yenilenmesini zorunlu kılıyor. Vural, önümüzdeki dönemde özellikle veri merkezlerinden kaynaklanacak elektrik talebine dikkat çekiyor. Yapay zekâ uygulamalarının, bulut teknolojilerinin ve dijital hizmetlerin büyümesi, veri merkezlerini enerji altyapısı açısından en hızlı büyüyen müşteri gruplarından biri haline getiriyor. ABB’nin küresel verilerine göre bugün dünyadaki her dört veri merkezinden biri şirketin teknolojilerinden yararlanıyor.
Sürdürülebilir bina betonla bitmiyor
Elektrifikasyonun bir diğer kritik alanı ise binalar. Türkiye’de sürdürülebilir yapı tartışmasının çoğu zaman inşaat malzemeleri üzerinden yürütüldüğünü söyleyen Vural, bir binanın çevresel performansını belirleyen asıl unsurlar arasında enerji yönetiminin, merkezi ısıtma-soğutma sistemlerinin, dijital izleme altyapısının ve otomasyonun bulunduğunu vurguluyor: “Sürdürülebilir bina betonla bitmiyor. Binanın enerjiyi nasıl kullandığı, soğutma ve ısıtmanın nasıl yönetildiği, tüketimin ölçülüp ölçülmediği çok önemli. Sürdürülebilirlik, ABB gibi şirketlerin sunduğu teknolojilerle hayata geçecek.” Akıllı binaların yaygınlaşmasında yalnızca teknoloji sağlayıcılarının ya da müteahhitlerin değil, son kullanıcıların talebinin de belirleyici olacağını ifade eden Vural, enerji verimliliğinin bireylere daha iyi anlatılması gerektiğini düşünüyor.
İlk talep çimento sektöründen geldi
Türkiye’de sanayinin yeşil dönüşüme yönelik ilgisi sektörler arasında farklılık gösteriyor. Vural’ın verdiği bilgiye göre ABB’ye enerji verimliliği ve emisyon azaltımı konusunda ilk yoğun talep çimento sektöründen geldi. İhracat yapan ve Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’ndan doğrudan etkilenmesi beklenen şirketler, enerji tüketimlerini ölçmek, süreçlerini otomatikleştirmek ve karbon maliyetlerini azaltmak için teknoloji yatırımlarını hızlandırıyor. Şöyle diyor Vural: “Çimentocular yeşilleşme hedefleri konusunda oldukça aktif. Demir-çelik tarafında ise henüz aynı yoğunlukta bir talep görmüyoruz. Ancak enerjiyi yoğun kullanan bütün sektörlerin yolu elektrifikasyon, otomasyon ve verimlilik teknolojilerinden geçmek zorunda.” ABB Türkiye bugün ulaşımdan altyapıya, su yönetiminden gıda ve içeceğe, otomotivden madenciliğe ve inşaata kadar yaklaşık 80 farklı sektöre çözüm sunuyor. Şirketin portföyünde enerji yönetim sistemleri, motorlar ve sürücüler, ölçüm teknolojileri, otomasyon sistemleri, akıllı güç çözümleri ve elektrikli araç şarj altyapıları yer alıyor.
Kendi emisyonlarında yüzde 79 düşüş
Sürdürülebilirliği yalnızca müşterilerine sunduğu çözümler üzerinden değil, kendi operasyonları açısından da ele alan ABB, 2030 yılına kadar Scope 1 ve Scope 2 emisyonlarını 2019 seviyesine kıyasla en az yüzde 80 azaltmayı hedefliyor. Şirket 2025 sonu itibarıyla bu emisyonlarda yüzde 79 azalma sağladı. ABB ayrıca 2025 yılında sattığı ürünlerin yaşam döngüsü boyunca müşterilerinde yaklaşık 80 milyon ton emisyonun önlenmesine katkıda bulunduğunu bildiriyor. Şirket, CDP’nin 2025 değerlendirmesinde hem iklim değişikliği hem de su güvenliği alanında A notu aldı. Vural’a göre teknoloji şirketlerinin önümüzdeki dönemdeki rolü yalnızca karbon emisyonlarını azaltan çözümler üretmekle sınırlı kalmayacak: “Ölçme konusu da çok önemli. Şirketler ne kadar enerji tükettiğini, hangi süreçte ne kadar kayıp yaşadığını ve emisyonun nerede oluştuğunu bilmeden dönüşümü yönetemez. ABB olarak ölçme, izleme ve yönetme tarafında da daha güçlü bir rol almak istiyoruz.”
26 bin patent sahibi
ABB’nin küresel büyüme stratejisinin temelinde Ar-Ge ve teknoloji yatırımları bulunuyor. Şirket 2025 yılında 33,2 milyar dolar gelir elde ederken, Ar-Ge yatırımları 1,3 milyar dolara ulaştı. Şirketin toplam patent sayısı ise 26 bin. Vural, ABB’nin yalnızca ekipman üreten bir sanayi şirketi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söylüyor: “Biz müşterilerimize sadece bir ürün vermiyoruz. Enerjinin nerede ve nasıl tüketildiğini ölçen, süreçleri otomatikleştiren, verimliliği artıran ve işletmelerin karbon ayak izini azaltmasına destek olan bir teknoloji altyapısı sunuyoruz.”