Güngör Urası’ı ve yazılarını eminim hepiniz çok özlemişsinizdir. Kendi adıma ben arşivimdeki yazılarını zaman zaman okuyorum. Çok da keyif alıyorum. Güngör ağabey ile konuşuyormuşuz gibi geliyor.
Türkiye’nin en çok okunan ekonomi yazarlarından Prof. Dr.Tevfik Güngör Uras, 19 Ağustos 2018’de yaşama veda etti. Tam 8 yıl oldu. Eksikliği, ekonomi yazarlığındaki boşluğu doldurulamadı. O’nun kadar sade, yalın, anlaşılır yazan ne yazık ki pek yok. Ekonomi genellikle döviz-faiz-borsa üçgeninde konuşulurken, Güngör ağabey yaşamın her alanı ile ilgilenir, tarımı, gıdayı, yemeği de yazar, sanayideki gelişmeleri, ticareti, kentlerin ekonomisini de yazardı. En çok da vatandaşın yakından ilgilendiği çarşı pazarı yazardı. O’nu okuyunca her şeyden haberiniz olurdu.
Genç ve O’nu gazetede okuyamayanlar için kısaca hatırlatayım. Prof. Dr. Tevfik Güngör Uras, Dünya gazetesinde Tevfik Güngör, Milliyet gazetesinde Güngör Uras adıyla yazılar yazardı. Milliyet’te ayrıca Ali Rıza Kardüz adıyla yemek yazıları yazardı. Ekonomi muhabirliğine başladığım 1988 yılından aramızdan ayrıldığı 2018 yılına kadar 30 yıl O’nun yazılarını okudum. Okul gibiydi, çok şey öğrendim. Tarım konusunda yazı yazacağı zaman mutlaka telefon eder bana bazı görevler verirdi. Ben araştırıp yazdıktan sonra yazımı kaynak göstererek özellikle Milliyet’teki yazılarında yer verirdi. Tarım yazılarımın daha geniş bir kitleye ulaşmasında çok büyük katkısı oldu.
Bu yıl, Güngör ağabeyden sizin için iki yazı seçtim. Birisi 26 yıl önce, diğeri 9 yıl önce yazılmış. Rakamlar dışında ikisi de büyük ölçüde güncelliğini koruyor. Yıllar geçse de unutulmayacak, yazıları, kitapları, radyo ve televizyon programları ile hep bizlere ışık olacak Güngör ağabeyi saygıyla anıyorum. İyi okumalar.
***
Çiftçi ile mi uğraşacağız?
(Baksın başının çaresine...)
Güngör Uras
Şimdi biz IMF destekli istikrar arayışındayız... İşçi ile mi uğraşacağız?.. Baksın başının çaresine... Memur ile emekli ile mi uğraşacağız?.. Baksın başının çaresine... Önümüzdeki günlerde çiftçiler de başlayacak kıpırdanmaya... Hiç kıpırdanmasınlar... Çiftçi ile mi uğraşacağız?.. Onlar da baksın başının çaresine!..
İyi de abicim... Biz ne yapmak istiyoruz? Biz neyi, nasıl düzeltmek istiyoruz? İşçinin, çiftçinin, memurun, emeklinin mutsuzluğuna dayalı olarak biz nereye varacağız? Kimleri mutlu edeceğiz? Bütün bu çabalar kimin için?
IMF destekli politikalar çerçevesinde Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri Kanunu değiştirildi. Birlikler "özerk" hale getirildi. Devlet ile parasal ilişkileri kesildi. Bir tüccar gibi çalışacaklar. Para bulurlar ise alacaklar. Zarar ederlerse batacaklar. Çok güzel... İdeali bu... Amma velakin, altmış beş yıldır bu ülkede işleyen bir çark var. Bu çark dönerken, pattttt diye durur arkada biriken su bu çarkı kırıp, parçalamaz mı?
Çark şöyle işliyordu: Çiftçinin buğdayını Ofis, tütününü Tekel alıyor, kalan ürünlerin alımını birlikler yapıyordu. Birlikler hükümetin ilan ettiği taban (en düşük) fiyattan çiftçinin getirdiği tüm ürünleri (kalitesine, satış imkanına bakmadan) satın alıyor, depoluyordu. Bu işin parası devletten geliyor, zararı devlet üstleniyordu. 1995 yılına kadar birlikler devlet adına bu işi yaptı. Daha sonra alımlar birlikler adına yapıldı. Alım paraları Hazine kaynaklı yüzde 50 faizli Destekleme Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) kredileri ile karşılandı.
Sistem kötü idi. Giderek kötüleşiyordu. Çiftçinin satılamayacak ürünlerinin alımı gerekiyordu. Birlikler malları koyacak depo bulamıyordu. Aldığını satamıyordu. Sattığını ucuz satıyordu. Ziraat Bankası'na borcunu ödeyemiyordu. Zararlar devletçe karşılanıyordu... Bütün bunlar bir gerçek... Ama sistemin kötülükleri düzeltilecek yerde "ani tesir kati netice" arayışında birlikler ile tüm ilişkiler kesildi. Bu yıl Ziraat Bankası birliklere DFİF'den kredi vermeyecek. Birliklerin zararını devlet karşılamayacak. Birlikler para bulursa mal alacak...
Kağıt üzerinde çok güzel bir karar... Bravvoooo... Ama geliniz görünüz ki, "evde evlad - ı ayal var"...
Ali Ekber Yıldırım, Dünya gazetesinin "Tarım Dünyası" sütununda yazar. Çiftçilerin sorunlarını en iyi izleyen ekonomi yazarıdır. Ali Ekber Yıldırım, "Tarımda zor dönemece giriliyor" diye uyarısını yaptı.
Ali Ekber Yıldırım'dan temin ettiğim bilgilere göre:
(1) Türkiye'de 16 birlik var. Bunlar 733 bin çiftçinin ürününü satın alıyor, pazarlıyor.
(2) Türkiye'de tarımsal üretimde, pamuğun yüzde 25'ini, fındığın yüzde 27'sini, çekirdeksiz kuru üzümün yüzde 30'unu, ayçiçeğinin yüzde 43'ünü, zeytinin yüzde 15'ini birlikler satın alıp pazarlıyor. Gülçiçeği, fıstık, mercimek, kırmızı biber, incir ürünlerini de birlikler topluyor.
(3) Birlikler 1998/99 ürün döneminde 1.4 milyar dolarlık ürün satın almak için 1.2 milyar dolar kredi kullandı. 1999/2000 ürün döneminde birlikler 337 milyon dolar alım için 569 milyon dolar kredi kullandı.
(4) Önümüzdeki günler pamuk ve fındık alımları başlayacak. Geçen yıl Fiskobirlik 153 trilyon liralık alım için 147 trilyon lira kredi kullanmıştı. Bu yıl kredi yok. Sadece politikacıların yuvarlak lafları var, "Çiftçinin malını tarlada bıraktırmayız..."
Sayın okuyucularım, bozuk sistemi, yumuşak geçişi düşünmeden işlemez hale getirmekle bir yere gidilemez. Bu yıl çiftçi perişan olur. Ürününü satamaz. Veya tüccara maliyetinin altında satar ise gelecek yıl üretim yapmaz. Pamuğu, ayçiçeğini, zeytinyağını dışarıdan satın almak zorunda kalırız. Tarımsal üretimi düşen Türkiye fakirleşir. Çiftçi şehre göçe zorlanır. (06 Ağustos 2000/Milliyet)
*****
Fındıkçının sorunu ‘sahipsiz’ olması
Güngör Uras
Her yıl bu aylarda “Fındık üretimi ne kadar olacak? Fındık fiyatı ne olacak? Devlet fındık üreticisini nasıl koruyacak?” tartışması yapılır.
Üretim tahmini önemli. Çünkü üretim yüksekse, fiyat düşüyor. 2017-2018 sezonu için alıcıların tahmini 600 bin ton kabuklu fındık. Üreticilerin tahmini en fazla 550 bin ton kabuklu fındık.
Bütün mesele, arz talep meselesi. Talep belli de, arz belli değil. Ne kadar fındık üretileceği veya üretildiği konusundaki söylentiler ve bu söylentilerin gerçeği yansıtmaması, devamlı olarak alıcının kazanmasına, üreticinin kaybetmesine neden oluyor.
Geçen sezon başında kabuklu fındığın kilosu 20 TL’ye kadar yükseldi. Sonra 10 TL’nin altına indi.
Eskiden fındık sadece 3 ilde yetiştirilirdi. 1960-1965 döneminde 3 ilin üretimdeki payı yüzde 87 idi. 1975-1980 döneminde yüzde 70’e düştü. Şimdi toplam üretimde bu 3 ilin payı sadece yüzde 50 oranında.
400 bin aile üretici
Fındık yetiştirilen il sayısı 3’ten 39’a, fındık ekim alanı 220 bin hektardan 700 bin hektara, yıllık fındık üretimi 80-90 bin tondan 600-650 bin tona yükseldi. 400 bin aile fındık parasıyla geçiniyor.
Şimdilerde Türkiye’nin batısında düz ve sulak yerlerde fındık yetiştiriliyor. Karadeniz yamaçlarında dönümde verim 80-100 kg iken, Batı’da düz ve sulak arazilerde verim 150-200 kg.
İki kilo kabuklu fındıktan bir kilo iç fındık çıkıyor. Yılda 600-650 bin ton kabuklu, 300-325 bin ton iç fındık üretimi gerçekleşiyor. İç tüketim 50 bin ton dolayında. Her yıl en az 250 bin-275 bin ton iç fındık ihraç ediyoruz. Fındık ihracatından 2.0-2.5 miyar dolar döviz geliri elde ediyoruz.
Fiyatta alıcı etkili
Fındığın en büyük alıcısı, yurt dışındaki 8-10 yabancı firma ile içeride büyüklü küçüklü 800 dolayındaki tüccar. Alıcı sayısı sınırlı olduğu için bu alıcılar, üretim miktarını gözleyerek alım fiyatını belirliyorlar.
Arz ve talep tahminlerine dayalı olarak fındık piyasasında ortaya çıkan fiyat dalgalanmaları sadece fındık üreticisinin zarar görmesine neden olmuyor, Türkiye’nin ihracat geliri de azalıyor.
Her yıl tekrarlanan bir hikâye var: Fındık üreticisi sahipsizlikten kandırılıyor veya yanlış bilgilendirme sonucu zarar ediyor.
Bu yıl henüz üretim miktarı belli olmadan şikâyetler başladı. Geçen yıl zarar eden üreticinin bu yıl da zarar edeceği, yanlış bilgilendirme sonucu fiyatların önce yükseleceği, sonra gerileyeceği haberleri yayılır oldu.
Fındıkta olan biteni en iyi işleyenlerden tarım uzmanı Ali Ekber Yıldırım’dan öğrendiğime göre, fındığın büyük alıcısı yabancı firmalar, Türkiye’deki aracılarla alım yaparlarken, şimdilerde doğrudan alım yapıyorlar. Bu tür alımlar toplam alımların yüzde 60’ı dolayında. Sadece doğrudan alım yapmıyorlar, anlaşmalı üretime geçtiler. Fındık kalitesini yükseltmek için üreticiye yol gösteriyorlar.
Fiskobirlik önemli
Bir zamanlar fındıkta fiyat oluşumunda, ihracatta Fiskobirlik (Fındık Satış Kooperatifleri Birliği) hâkim durumdaydı. Fiskobirlik, üreticinin ürününü yok pahasına satmasını önlerdi.
Fiskobirlik 1938 yılında kuruldu. 50 fındık satış kooperatifinin birliğidir. Doğru-yanlış, fındık üretiminin, alım-satımının ihracatının içinde oldu. 200 bin ton kabuklu depolama kapasitesi vardı.
Karadeniz Bölgesi’nde 12 ilde 50 kooperatifi ve yaklaşık 250 bin fındık üreticisi aileyi şemsiyesi altında toplayan dev bir kuruluş haline gelmişti.
Dünya Bankası bir rapora dayalı olarak tarım satış kooperatiflerinin ve birliklerinin kapatılmasını emretti.
Bu emir üzerine, ana tarım ürünlerini pazarlayan birlikler çökertildi. Bu çerçevede hükümet, 2006 yılında Fiskobirlik’i devre dışı bıraktı, TMO’yu fındık alımıyla görevlendirdi. Bir süre sonra TMO da fındık alımlarını sonlandırdı.
Fiskobirlik, üretim tahmini yaparak, piyasa açılmadan kabuklu fındık fiyatını belirliyordu. Bu fiyat genelde piyasa fiyatını oluşturuyordu. Tüccar bu fiyatı vermezse, üretici fındığı Fiskobirlik’e satıyordu.
Fiskobirlik’ten sonra piyasa düzenleyicisi bir kurum veya kuruluş olmadığı için piyasayı ihracatçı ve tüccar yönlendirir hale geldi. Fındık üreticisi, bu durumda ihracatçı veya tüccarın fiyatını kabul etmek zorunda kaldı.
Satıcı ‘dağınık’
İlke olarak, fiyatın serbest piyasada oluşması normaldir. Normal olmayan, fındıkta üretici sayısının çok ve üreticinin güçsüz olmasına karşılık, alıcı sayısının az ve alıcının güçlü olmasıdır. Bunun sonucu olarak da alıcı istediği fiyatı dikte etme imkânını elinde tutmaktadır.
Şimdilerde üreticinin beklentisi, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin üreticiyi desteklemekle görevlendirilmesi, en düşük fiyatın 10-12 TL olarak belirlenmesi.
Gerçekçi olalım. Sorun fındıkta üreticinin teşkilatlanamaması, üretici birliklerinin kurulamamasıdır. Daha önce kurulan kooperatif sistemi yanlış işledi. Ama bu demek değil ki kooperatif sistemi kötüdür. Fındık üreticisinin geleceği doğru dürüst kooperatiflerin kurulmasına ve üreticinin kooperatif şemsiyesi altına girmesine bağlı. Fiyat dalgalanmaları sadece fındık üreticisinin zarar görmesine neden olmuyor, Türkiye’nin ihracat geliri de azalıyor. ( 10 Ağustos 2017/Milliyet)