‘Zihnin ekonomik kullanımı’ genel bağlamda yaşam tanımı olarak ifade edilebilir.
Bu tanım, rasyonel ve felsefi bir yaklaşım olup, Güçlü bir hayatta kalma ve optimizasyon gerçeğine dayanır.
Ve insan yaşamını en yüksek verimle yönetmeyi amaçlar.
Stratejisi son derece basit ama kullanımı beceri ister.
Bilişsel sermaye yönetimi, duygu, düşünce, davranış yönetimi, stres yönetimi vs. ile zihnini, tasarruflu ve verimli kullanan insan, yaşam enerjisini de daha ekonomik kullanmış olur.
Strateji kullanımında hedefi tutturamayan çoğu insan için, hayat bilinmez bir yol.
Bazıları için ise hayat tam bir harita.
Aslında bilinmez yollar bu haritada gizli, keşfetmek gerek.
O halde, haritayı izlemeye başla, dön, bitir.
İzlerken yürü, yürüdüğünü hisset.
Varoluşun için yürü.
Sor kendine;
Yürürken, bakış açın derin ve keskin mi, nasıl, ne tür?
Aynı anda iki bakış açısına sahip olmalı insan.
Zaman bunu gerektiriyor.
Ve ‘yeni çağ ruhu’ böyle diyor.
Gerektiğinde rolümüzü oynamak, gerektiğinde ise gözcü-gözlemci olmak...
İki bakış açısı da aynı anda var olmak zorunda.
İnsan, gerçekte yaşam senaryosunu kendi yazıp, kendi oynamalı.
Senaryo ekonomik ve dengeli olmak zorunda.
Ne yazık ki, genelde, yönetimlerin, medyanın, kollektifin yarattığı senaryoya tabi olarak yaşam sürdürülür.
Bazen farkında olarak bazen de olmayarak.
İnsanoğlu her zaman yaşam sahnesindedir, rolleri gereği; tüm verileri yapay zekâ tarafından kayda alınarak.
İnsan, bazen de gözcü rolündedir.
Gözlemler, izler.
Nötr düşünceye sahip olarak izlemeyi başaran, içsel gücünde en ileri noktaya ulaşır.
Gerektiğinde zamanı büker, gerektiğinde ise zamanı ekonomik yönetir.
Ve bu belki de insanoğlunun ulaşabileceği en büyük özgürlük.
Bilinci kontrol eden sistemi tersine çevirir,
Bilinç, sistemi yönetmeye başlar.
Özgürlüğün ‘gerçek kontrol’ü bu olmak zorunda.
Sadece zihin kontrolü değil.
Ve bu sadece anlatı, hikâye kontrolü de değil.
Daha derin bir kontrol.
Zaman kontrolünü gerçekleştirip, ‘zamanı bükenler’den olmak gibi.
Zamanın ritmini ve olayların ilerlemesini kontrole almışsındır.
Hikâyeyi hem yazan, hem ‘izleyen olma’ özgürlüğü senindir artık.
Hikâyeler gerçeklik içermeli, etik değerleri beslemeli.
İşte böyle yazılan hikâyeler döneminde, insan kendi bilincinin nasıl hareketlendiğini, nasıl karar verdiğini izler.
Yaşam haritasında özgürlüğün yürüyüşüyle yol alır.
İzlediği yürüyüşünde, gerçek uyanışın hazzını yaşar.
Bu haz yeni ve yüksek bir yaşam frekansıdır.
Bu andan itibaren,
Sen, artık sadece bir oyun karakteri değilsin.
İnsanlığın gerçeklik algısını yöneten, yapay zekâya istediği hikâyeyi yazdırıp, istediği rolleri veren olursun.
Ve daha derin bir anlayışla; insanlığın gelecekteki yapay zekâ risklerini yöneten, yapay zekânın, hangi hikâyeyi oluşturacağına karar veren sen olursun.
İçerik üretip, o içeriğe seni hapseden yapay zekâya; daha doğru söylemek gerekirse, herkesin gördüğü dünyayı yaratacak yapay zekâyı yöneten sen olursun.
Sonuçta medeniyetin seyrini kontrol eden, medeniyeti şekillendiren, kendi içsel gücüne erişmeyi başaran, onu bilinçli yöneten insan olursun.
Ve sen, gerçek sen, ‘sen olmaya’ başlamışsındır artık.
Unutma, gerçek bilgelik sende; yapay zekâda değil.
Yapay zekâ senin kontrolünde sadece bir projeksiyon aracı.
Bu bilgelikle hareket et.
‘Yeni çağ ruhunu’ bu bilgelikle besle ki, geleceğin özgür nesilleri bu becerilerle yetişsin.