Fon krizinde kaybın 20 milyar dolar düzeyinde kalması halinde büyüme üzerindeki doğrudan etkinin sınırlı olması bekleniyor. Ancak düzenleme ve denetim sistemine yönelik güven kaybı, döviz talebinden sermaye hareketlerine kadar uzanan kanallarla enflasyon ve büyüme üzerinde daha kalıcı sonuçlar doğurabilir.
Fon rezaletinin enflasyon ve büyümeye etkisi hakkında yorumlar yapılıyor. Pazartesi günü enflasyonun açıklandığı dakikalarda bir ekonomi kanalında enflasyonu düşürücü yönde bir işlev görüp görmeyeceği bana da soruldu. Öncelikle belirtmek gerekir ki ortalık toz duman içinde. İşin büyüklüğünü bilmiyoruz. Oysa bu soruları yanıtlayabilmek için fonda buharlaşan para miktarı için bir büyüklüğe ihtiyaç var. Olay ilk patlak verdiğinde 15-20 milyar dolarlık bir olası zarardan söz edildi. Büyüklük bu kadar mı bu kadarsa bu miktarın ne kadarı geriye alınıp, fon katılımcılarının zararları azaltılabilir; bilmiyoruz. Büyüklüğü şimdilik bir tarafa bırakıp, rezaletin ve sonucunda ortaya çıkan fon katılımcılarının kaybının enflasyonu ve büyümeyi hangi kanallardan etkileyeceğine odaklanayım.
Enflasyon açısından iki ana kanal söz konusu. Birincisi talep kanalı. Zarara uğrayan fonlardan fon alanlarının gelirlerindeki azalma, onların tüketim harcamalarını düşürürse, enflasyonu azaltıcı bir etki ortaya çıkar. İkincisi ise güven kanalı. Bu da en azından iki ayrı yoldan enflasyonu etkiler. İlki, duyulan güven kaybı ile yerleşik tasarruf sahiplerinin dövize ve döviz cinsinden mali varlıklara yönelmeleriyle kurda oluşacak yukarıya doğru baskı. İkincisi, rezaletin, finans piyasalarındaki düzenleme ve denetleme hakkında oluşturabileceği olumsuz düşünce nedeniyle Türkiye’ye sermaye girişinin azalması ve mevcutların bir kısmının da geldikleri gibi gitmesi. Bu da kuru artırıcı yönde çalışır. Enflasyonu düşürücü yönde çalışması beklenen ilk kanalın etkisi fonun büyüklüğüne bağlı. İkinci kanal olan güven kanalı ise büyüklükle ilgili değil ve enflasyonu artırıcı yönde işlev görür. Kovuşturma-hesap sorma-sorumluları yargı önüne çıkarma ne kadar şeffaf ve inandırıcı biçimde yapılırsa, bu kanalın etkisi o kadar az olur. Büyüme üzerine olası etkilerin de bu kanallar yoluyla oluşması beklenir. Fonlarda gelirlerini kaybedenlerin tüketim harcamalarını kesmeleri, büyümeyi olumsuz etkiler. Güven kanalı da aynı yönde çalışır.
Şimdi işin büyüklüğüne gelelim. Varsayalım ki 20 milyar dolarlık bir zarar söz konusu. Orta Vadeli Program’da yer alan 2026 GSYH tahminin yüzde 1,2’si, 2027 tahmininin ise yüzde 1,1’i. Özel tüketim harcamalarının GSYH’deki payı ise yüzde 55 civarında. Demek ki özel tüketimin yüzde 2,1’ine denk gelen bir zarardan söz ediyoruz. Birebir tüketime yansısa, yüzde 2,1’lik olumsuz bir şok anlamına gelir. Oysa fon katılımcıları dışında kalan bir dolu tüketici var; özellikle de asgari ücrete yakın ücretle çalışanlar ve çoğu emekli. Onları ilgilendiren bir durum yok. Onların gelirleri düşüyor olsa, tüketim harcamalarını birebir azaltır. Fon yatırımcılarının zararlarının ise fon yatırımcılarının tüketim harcamalarını birebir azaltması söz konusu değil. Böyle bakıldığında, birincisi tüketim harcamaları yapanların sadece bir kısmının tüketimlerine ilişkin bir durum söz konusu. İkincisi, o kısmın gelirlerinden tüketime ayırdıkları pay diğer grubun ki kadar yüksek değil. Sözü edilen büyüklük 20 milyar dolar düzeyinde kalırsa, bu durumda büyümeye önemli bir olumsuz etki beklenmez; etki evet olumsuz olur ama oldukça sınırlı kalır.
Dolaysıyla, rezaletin enflasyona ve büyümeye etkisinin ne kadar olacağı güven kanalına bağlı. Bu açıdan asıl önemli olan ise enflasyon ve büyümeye olacak geçici etki değil; bu rezaletin nasıl olup da yaşandığı. Neden iş büyümeden önlenemediği / önlenmediği. Bunca düzenleyici ve denetleyici kurumun varlığına rağmen bunun nasıl gerçekleştiği ve aynı kurumların bir daha bu tür bir rezaletin olmasını engelleyip engelleyemeyecekleri.