Türkiye, 2026-2029 dönemini kapsayan Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ile yeşil yatırımlara giden paranın kurallarını, verisini ve araçlarını yeniden düzenlemeye hazırlanıyor. Plan; finans sektöründe iklim risklerinin daha görünür hale gelmesinden yeşile boyamanın önlenmesine, KOBİ’lerin finansmana erişiminden sigorta ve emeklilik sisteminin dönüşümüne kadar geniş bir yol haritası sunuyor. Ancak başarının asıl ölçüsü, 45 eylemin ne kadarının gerçek yatırım akışına dönüşeceği olacak.
Türkiye’nin yeşil dönüşümünde uzun süredir eksik kalan halkalardan biri tamamlanıyor: Finansmanın hangi kurallarla, hangi veriye dayanarak ve hangi araçlarla yönlendirileceğine ilişkin ulusal yol haritası. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı 2026-2029, finansal sistemi yalnızca yeşil projelere daha fazla kaynak sağlayan bir yapı olarak değil, iklim risklerini ölçen, fiyatlayan ve yatırım kararlarının içine yerleştiren bir mekanizma olarak yeniden kurguluyor. Planın çıkış noktası şöyle tanımlanıyor: Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi, yalnızca kamu kaynaklarıyla finanse edilemeyecek kadar büyük bir dönüşüm gerektiriyor. Belgede Dünya Bankası verilerine dayanılarak, Türkiye’nin dayanıklı net sıfır patikasını hayata geçirebilmesi için 2022-2030 döneminde yaklaşık 68 milyar dolarlık ek yatırıma ihtiyaç duyduğu, bu tutarın yaklaşık yarısının özel sektör tarafından karşılanmasının beklendiği belirtiliyor.
Bu nedenle plan, yalnızca “daha fazla yeşil kredi” ye odaklanmıyor. Asıl hedef; özel sermayenin harekete geçebileceği, yatırımcının neyin gerçekten yeşil olduğunu anlayabildiği, risklerin karşılaştırılabildiği ve uluslararası kaynaklara erişimin kolaylaştığı güvenilir bir finansal altyapı kurmak.
3 amaç, 11 hedef, 45 eylem
Strateji, 2026-2029 döneminde uygulanmak üzere üç ana amaç, 11 hedef ve 45 eylemden oluşuyor. İlk amaç, şeffaf ve ölçülebilir bir yeşil finans ekosistemi için gerekli altyapının kurulması. Bu başlık altında sektörel düzenlemelerin geliştirilmesi, danışmanlık, doğrulama ve güvence sistemlerinin güçlendirilmesi, merkezi veri altyapısının oluşturulması, ortak raporlama standartlarının geliştirilmesi ve yeşile boyamanın önlenmesine yönelik mekanizmaların kurulması yer alıyor. Bu bölüm, planın en kritik ayağı olarak öne çıkıyor. Çünkü bugün yeşil finansın önündeki temel sorunlardan biri, şirketlerin ve finans kuruluşlarının aynı kavramları farklı biçimde kullanması. Ortak tanım, taksonomi, veri ve doğrulama mekanizması olmadan, yeşil finans piyasasının büyümesi yatırımcı güvenini artırmak yerine yeni tartışmalar yaratabiliyor. İkinci amaç, kurumsal kapasite ve insan kaynağının güçlendirilmesi. Bankacılık, sigortacılık ve sermaye piyasalarında yeşil finans konusunda uzman personel yetiştirilmesi; kamu kurumlarının sürdürülebilirlik raporlaması kapasitesinin artırılması ve reel sektörün yeşil finans araçlarına erişim konusunda bilgilendirilmesi planlanıyor. Eğitimlerin yalnızca finans sektörüne değil, reel sektöre de yayılması hedefleniyor. Özellikle enerji verimliliği yatırımlarının bankalar tarafından doğru değerlendirilebilmesi, şirketlerin yeşil borçlanma araçlarına erişebilmesi ve sürdürülebilirlik raporlamasında yapılan sınıfl andırma hatalarının azaltılması amaçlanıyor.
Üçüncü amaç ise yeşil finansı büyütecek piyasa mekanizmalarının oluşturulması. Bu başlık; bankacılık, sermaye piyasaları, sigortacılık, emeklilik sistemi ve yeni finansal teknolojiler üzerinden yeşil yatırımlara kaynak akışını hızlandırmayı hedefliyor. Planın bu bölümü, yeşil finansın yalnızca birkaç büyük şirketin tahvil ihracıyla sınırlı kalmaması açısından önem taşıyor. KOBİ’lerin, enerji verimliliği yatırımlarının, iklim uyum projelerinin ve dönüşüm sürecindeki sektörlerin de finansmana erişebilmesi için yeni ürün ve mekanizmaların devreye alınması bekleniyor.
Yeşil boyamaya karşı ortak veri
Planın en dikkat çekici unsurlarından biri, yeşil finansın güven sorununun açık biçimde ele alınması. Şirketlerin çevresel performansına ilişkin verilerin eksik, karşılaştırılamaz veya doğrulanamaz olması, yeşil finans piyasasının büyümesinin önündeki en önemli engellerden biri. Strateji bu soruna merkezi veri altyapısı, ortak raporlama standartları, doğrulama ve güvence sistemleriyle yanıt vermeyi amaçlıyor. Bu yaklaşım, finansal kuruluşların kredi ve yatırım kararlarında yalnızca şirketlerin beyanlarına değil, ölçülebilir verilere dayanmasını sağlayabilir. Aynı zamanda sürdürülebilirlik iddialarının gerçekten çevresel sonuç üretip üretmediğinin izlenmesi açısından da önemli.
Ancak burada belirleyici olacak konu, toplanacak verinin niteliği ve kamuoyuna ne ölçüde açık olacağı. Veri yalnızca kurumlar arasında kullanılan teknik bir araç olarak kalırsa, yatırımcı güveni ve piyasa disiplini açısından beklenen etki sınırlı kalabilir.
İklim riski artık kredi riski
Stratejinin bir diğer önemli yönü, iklim değişikliğini finansal sistemin dışında bir çevre başlığı olarak değil, doğrudan finansal istikrar konusu olarak ele alması. Kuraklık, sel, yangın, aşırı sıcaklık ve su stresi gibi fiziksel risklerin şirket bilançoları ve teminat değerleri üzerindeki etkisi giderek büyüyor. Aynı şekilde karbon fiyatlaması, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve yeni çevre standartları da yüksek emisyonlu sektörler açısından geçiş riski yaratıyor. Plan, bankaların, sigorta şirketlerinin, yatırımcıların ve düzenleyici kurumların bu riskleri karar süreçlerine dahil etmesini hedefl iyor. Böylece iklim riski, yalnızca sürdürülebilirlik raporlarının konusu olmaktan çıkıp kredi maliyetini, yatırım kararını ve sigorta primini etkileyen bir değişkene dönüşecek. Türkiye’de BDDK’nın yeşil varlık oranı düzenlemesi, iklim bağlantılı finansal risk rehberi; KGK’nın Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları ve SPK’nın yeşil borçlanma araçlarına ilişkin çalışmaları zaten bu dönüşümün ilk adımlarını oluşturuyordu. Yeni strateji, dağınık ilerleyen bu çalışmaları ortak bir çerçeve altında toplamayı hedefliyor.
Asıl ihtiyaç uzun vadeli ve uygun maliyetli kaynak
Türkiye açısından en kritik konu ise yeşil finansman araçlarının sayısından çok, finansmanın vadesi ve maliyeti. Yeşil dönüşüm yatırımları çoğu zaman yüksek başlangıç maliyeti ve uzun geri ödeme süresi gerektiriyor. Mevcut makroekonomik koşullarda şirketlerin uzun vadeli ve uygun maliyetli finansmana erişememesi, teknik olarak uygulanabilir birçok projenin ertelenmesine yol açıyor.
Bu nedenle stratejinin başarısı, yalnızca yeni rehberlerin, standartların ve eğitimlerin yayımlanmasıyla ölçülemez. Uluslararası iklim fonlarından, çok tarafl ı kalkınma bankalarından ve özel yatırımcılardan gelecek kaynakların ne ölçüde harekete geçirileceği; bu kaynağın KOBİ’lere ve reel sektörün dönüşüm yatırımlarına ulaşıp ulaşmayacağı belirleyici olacak.
Planın vizyonu, Türkiye’yi adil, kapsayıcı ve yenilikçi bir yeşil finans ekosistemiyle sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen model ülke haline getirmek. Misyonu ise yurtiçi ve yurtdışı finansal kaynakları sürdürülebilir ekonomik faaliyetlere yönlendirecek bir ekosistem kurmak olarak tanımlanıyor. Yeşil finansın gerçek sınavı, finansal ürünlerin isimlerinde değil, finanse edilen yatırımların sahadaki etkisinde verilecek. Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca daha fazla “yeşil” etiketli finansman değil; emisyon azaltan, enerji verimliliğini artıran, iklim risklerine dayanıklılık sağlayan ve şirketlerin rekabet gücünü koruyan yatırım akışı.
ERTA YÖNETİM KURULU BAŞKANI & CFGS KURUCU DİREKTÖRÜ PROF. DR. GÜLER ARAS:
Yeşil dönüşümün başarısı finansman, veri ve yönetişimin birlikte çalışmasına bağlı
Ulusal Yeşil Finans Stratejisi’nin uzun bir hazırlık sürecinin ardından tamamlanarak yayımlanmış olmasının son derece değerli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Güler Aras, “Strateji belgesi düzenleme, veri, raporlama ve kurumsal altyapı açısından önemli bir başlangıç noktası oluşturuyor. Bununla birlikte bu aşamada bu çerçevenin somut yatırım akışına nasıl dönüştürüleceği çok daha önemli. Yeşil dönüşüme ivme kazandırmak istiyorsak, bunun ancak sürdürülebilir finansman kaynaklarıyla mümkün olacağını biliyoruz. Türkiye›nin en temel ihtiyacı uzun vadeli, uygun maliyetli ve ölçeklenebilir finansmana erişim. Bu açıdan finansal mekanizmaların hızla devreye alınması ciddi önem taşıyor” diyor. Bu çerçevede üç alanının öncelikli olduğunu ifade eden Prof. Aras, şu bilgileri veriyor.
Gerçek bir yatırım akışı için 3 öncelikli alan
Birincisi, kamu destekli garanti ve risk paylaşım mekanizmalarının geliştirilmesi. Bugün yatırımların önündeki en önemli engellerden biri yüksek finansman maliyetleri ve risklerin yeterince paylaşılmaması. Özellikle enerji dönüşümü, sanayinin karbonsuzlaşması ve KOBİ yatırımlarında ilk kayıp garantileri, kredi garanti mekanizmaları ve karma finansman modelleri özel sektör sermayesini harekete geçirebilir. Kamu kaynaklarının burada temel rolü, özel sektörün tek başına üstlenmekte zorlandığı riskleri azaltarak yatırımları mümkün kılmaktır. İkinci önemli konu, Ulusal yeşil taksonominin tamamlanması ve güvenilir bir proje havuzunun oluşturulması. Yatırımcı açısından öngörülebilirlik ve standartlaşma, sermaye maliyetini doğrudan etkileyen unsurlar. Ancak finansmana erişebilecek nitelikte proje geliştirilmesi de en az kaynak yaratılması kadar önemli. Üçüncü öncelik ise, uluslararası iklim finansmanının daha etkin kullanılması. Çok taraflı kalkınma bankaları, iklim fonları, yeşil tahvil ve sürdürülebilirlik bağlantılı finansman araçları aracılığıyla sağlanacak uzun vadeli kaynaklar Türkiye’nin dönüşüm yatırımları açısından önemli bir kaldıraç etkisi yaratacak. Burada yalnızca finansmanın miktarı değil, finansmanın niteliği de önemli. Özellikle uluslararası yatırımcı açısından güvenin temelinde şeffaflık, karşılaştırılabilir veri ve hesap verebilirlik bulunuyor. Bu noktada entegre düşünce yaklaşımının önemi ortaya çıkıyor. Bir yatırımın yalnızca çevresel kriterlere uygun olması yeterli değil. Aynı zamanda şirketin stratejisi, iş modeli, risk yönetimi, kaynak tahsisi ve uzun vadeli değer yaratma kapasitesiyle nasıl ilişkilendiğinin de ortaya konulması gerekli. IFRS Vakfı’nın Entegre Raporlama ve değer yaratma yaklaşımını önemsemesi ve ISSB standartlarının önem kazanmasının temel nedeni de bu. Özetle, ulusal Yeşil Finans Stratejisi›nin başarısı yalnızca düzenlemelerin hayata geçirilmesine bağlı değil. Başarının temelinde mutlaka kamu, düzenleyici kurumlar, finans sektörü ve reel sektör arasında güçlü bir iş birliğiyle, sermayeyi dönüştürücü yatırımlara yönlendirecek “güvenilir bir finansal mimari”nin kurulması yer alıyor.”
En zayıf halka şirket seviyesindeki veri yönetişimi ve veri kalitesi sorunu
“Stratejisi’nin en güçlü ve değerli yönlerinden biri, yeşile boyamayı önlemek amacıyla ortak standartlar, merkezi veri altyapısı ve doğrulama mekanizmalarına özel önem vermesi. Ancak bana göre Türkiye’de güvenilir bir yeşil finans piyasası kurmanın en zayıf halkası şirket seviyesindeki veri yönetişimi ve veri kalitesi sorunu. Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’nın yürürlüğe girmiş olması önemli. Bununla birlikte, piyasa güveni yalnızca standartların varlığına bağlı değil. Uygulama çok daha önemli. Verinin şirket içinde nasıl üretildiği, nasıl kontrol edildiği ve karar alma süreçlerine nasıl entegre edildiği, güvence beyanı belirleyici temel faktörler. Sıklıkla vurguladığım gibi, raporlamanın ve sürdürülebilir finansın temelinde ‘ölçemediğinizi yönetemezsiniz’ yaklaşımı var. Güvenilir veri olmadan ne iklim riskleri doğru fiyatlanabilir ne de gerçekten yeşil olan yatırımlarla yeşile boyama örnekleri birbirinden ayrıştırılabilir. Ne de uluslararası fonlar için cazip bir yatırım alternatifi sunabiliriz. Bu nedenle sürdürülebilirlik verisinin finansal veri kadar disiplinli yönetilmesi gerekiyor. Öte yandan bu konu yalnızca teknik bir raporlama sorunu değil, aynı zamanda ciddi bir kurumsal yönetişim sorunu. Güvenilir bir yeşil finans piyasasının temelinde daha fazla veri üretmek değil, daha kaliteli, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir veri üretmek var. Çünkü sürdürülebilir finansın temeli güven, güvenin kaynağı ise kaliteli, güvenilir veri, güçlü yönetişim ve entegre düşüncedir. Bu anlamda özellikle daha çok uluslararası fon bekliyorsak Türkiye’nin artık uygulama kapasitesi, güvenilir veri üretimi ve çok paydaşlı yönetişim mekanizmalarını hayata geçirme ihtiyacı var. Yeşil dönüşümün başarısı finansman, veri ve yönetişimin birlikte çalışmasına bağlı.”
Koordinasyon şart
“Ulusal Yeşil Finans Stratejisi, dönüşümün yalnızca kamu politikalarıyla değil, finans sektörü ve reel sektörün birlikte hareket etmesiyle gerçekleşebileceğini açık biçimde ortaya koyuyor. Ancak özel sektörün dönüşüm finansmanındaki ağırlığı dikkate alındığında, başarının temel koşulu güçlü bir yönetişim ve hesap verebilirlik mekanizmasının oluşturulması olduğunu belirmek lazım. Stratejinin tüm süreçlerinin uygulaması, sorumlulukların takibi için ‘Ulusal Yeşil Finans Kurulu”nun oluşturulması gerekli. Diğer önemli konu ise, izleme sisteminin yalnızca çıktı göstergelerine odaklanmaması. Yönetmeliklerin yayımlanması, rehberlerin hazırlanması veya eğitim programlarının gerçekleştirilmesi önemli olmakla birlikte bunlar tek başına dönüşümün gerçekleştiğini göstermez. Asıl izlenmesi gereken, taksonomiyle uyumlu finansman hacmi, geçiş finansmanı, kamu kaynaklarıyla harekete geçirilen özel sermaye miktarı, finansmanın vadesi ve maliyeti, KOBİ’lerin finansmana erişimi, finanse edilen emisyonlar, portföylerin dönüşüm performansı ve iklim dayanıklılığı yatırımlarının gelişimi. Önemli bir nokta da, kamuya açık bir “ulusal yeşil finans ilerleme raporu” hazırlanması ve izlenmesi. Bu hem yatırımcı güvenini güçlendirecek hem de stratejinin hesap verebilirliğini artıracaktır.
Sonuçta yatırımcı güvenini sağlayan unsur tek başına stratejilerin varlığı değil, bu stratejilerin ne ölçüde uygulandığının ve nasıl bir etki yarattığının şeffaf biçimde ortaya konulabilmesi. Güçlü yönetişim mekanizmaları, Türkiye›nin uluslararası sürdürülebilir finans piyasalarındaki güvenilirliğini de önemli ölçüde artıracak. Şunu çok net ifade edebilirim ki, Ulusal Yeşil Finans Stratejisi›nin başarısı, stratejiyi uygulamaya ve güvene dönüştürebilme kapasitesiyle ölçülecek. Bu yolculukta başarının en temel kriteri tüm süreçler ve kurumların koordinasyonunu sağlamak. Koordinasyon şart."