Beş günde bir “tebliğ var mı?” diyerek sisteme girmek şeklinde bir zorunluluğun kimseye yüklenemeyecek olması sebebiyle SMS veya mail yoluyla uyarılmama halinde, tebligatın geçerli olmayacağına ilişkin düzenlemelere yer verilmesi bence şarttır.
Vergi Usul Kanunu’nda yer alan düzenlemelere dayanarak Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından oluşturulan ve gelir idaresinin yanı sıra gümrük idaresi, trafik idaresi, sosyal güvenlik kurumu tarafından da kullanılan elektronik tebligat sistemin yanlışlıklarını veya hatalarını ilk günden bu yana bu köşede sürekli yazdım, hukuka aykırılıklarını sergiledim. Nihayet Anayasa Mahkemesi tarafından kurulan sistemin dayanaklarını oluşturan Vergi Usul Kanunu’nun yetki düzenlemeleri iptal edildi. Söz konusu Anayasa Mahkemesi Kararını bu köşemde, 7 Nisan 2026 günlü EKONOMİ gazetesinde yer alan yazımda irdelemiş ve kararın olası sonuçlarını da gazetemizdeki 9 Nisan’da “Elektronik tebligat kararı ve sonuçları” başlıklı yazımda ele almıştım.
Kararın sonuçlarını değerlendirdiğim yazımda gelir idaresinin, kararın yürürlüğe gireceği tarihe kadar hukuka aykırılığı sabit bu sistemi kullanmaya devam edeceğini, bunun da karşımıza çeşitli olasılıklar çıkartacağını söylemiştim. Bu olasılıklar arasında da yargı mercilerinin, bu sistemden yapılan tebligatların iptali için açılacak davalarda, tebligatların iptaline kararı vermeleri olduğunu söylemiştim. Nitekim, dediğim çıktı.
İdari yargı anlayışı
Danıştay 3. Dairesi E.2024 K.2026/1632 sayı ve 6.4.2026 tarihli kararı ile Anayasa’ya aykırılığı hukuken sabit olmuş düzenlemelere yapılan tebligatın hukuki sonuçlar doğurmasının mümkün olmadığına karar vererek, elektronik ortamda tebliğ edilmiş ödeme emirleri uyarınca tatbik edilen hacizlerin kaldırılması gerektiğine hükmederek, aksi yöndeki istinaf mahkemesi kararını bozdu. Bence çok doğru ve hukuk devleti ilkeleri açısından yerinde bir karar.
Danıştay Dairesinin, daha önce benzer durumlar için verilmiş Danıştay Kararları ile uyumlu ve yerleşik içtihada uygun kararını önemli noktaları aşağıdaki şekilde karşımıza çıkmaktadır.
- Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin kuralla iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakları ve kamu düzeninin istikrarını korumak amaçlanmıştır.
- (Ancak) Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiği bilinen, Anayasaya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre davaların görülüp çözümlenmesi, Anayasanın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkeleri aykırı düşer.
- (Öte yandan) İptal kararının dokuz ay sonra yürürlüğe gireceğine karar verilmiş olması iptal edilen hükmün derdest olan davalarda uygulanmasına devam edileceği anlamını taşımamaktadır.
- (Dolayısıyla) Elektronik ortamda tebligat yapılmasına ilişkin düzenlemelere dayanılarak gerçekleştirilen elektronik tebliğ işlemlerinin hukuki sonuç doğurduğundan söz edilemez.
AYM kararından etkilenen tebligatlar
Danıştay Dairesi’nin yerleşik içtihada ve teoriye uygun bu kararı, elektronik ortamda yapılan tebligatların hukuki sonuç doğurmaya elverişli olmadığını ortaya koymaktadır.
Bu durumda iptal edilen düzenlemenin yerine yasa koyucu yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar benim mali idareye tavsiyem, hazinenin hak kaybına sebebiyet verilmemesi adına, tebligatlarını memur eliyle veya PTT aracılığı ile yapmasıdır. Zira açılacak bütün davalarda tebligatların geçersizliği ileri sürülecektir. Kaldı ki buradaki sorun sadece vergi ihtilafları ile ilgili de değildir. Anayasa Mahkemesi kararı bu sistem kapsamında yapılacak bütün tebliğler (gümrük idaresi, trafik idaresi, sosyal güvenlik kurumu tarafından yapılacak tebliğler) için önem taşımaktadır. Örneğin bu sistemden tebliğ edilecek trafik para cezaları veya gümrük cezalarına ilişkin tebligatlar da geçersiz olacaktır.
Yeni düzenlemede olması gerekenler
Bu nedenle yasa koyucunun Anayasa Mahkemesi’nin tanımış olduğu 9 aylık sürenin son günlerini beklemeden, bir an önce boşluğu giderecek düzenlemeleri yapmasıdır. Yapılacak düzenlemede konunun esaslarının kanuna yazılmasının yanı sıra ayrıca;
- Sistemin, tebliğ edilecek metni idarenin kendi sunucusuna koyup sonra gel bak demesi dolayısıyla ve özünde dairede tebliğ niteliğinde olduğu dikkate alınarak araya PTT A.Ş. gibi tarafsız bir kuruluşun konulmasına,
- Kişilerin kayıd-ı hayat koşulu ile mecbur bırakılmasının haksızlığı nazara alınarak mükellefiyetin sona ermesi ile birlikte sistem dışı kalınacağına,
- Kendisine tebliğ yapıldığı sms veya mail yoluyla bildirilmeyenlere e-tebligatların geçerli olmayacağına, böylece habersizce yapılan tebligat yolunun idareye kapatılmasına,
- Beş günde bir “tebliğ var mı?” diyerek sisteme girmek şeklinde bir zorunluluğun kimseye yüklenemeyecek olması sebebiyle SMS veya mail yoluyla uyarılmama halinde tebligatın geçerli olmayacağına ilişkin düzenlemelere de yer verilmesi bence şarttır.