DTL, banknotun dijital karşılığı mı yoksa farklı bir hukuki statüye sahip elektronik bir varlık mı olacak? Türkiye’nin önündeki en önemli gündem maddelerinden biri, DTL’yi açıkça tanımlayan, hukuki statüsünü belirleyen ve kullanıcı haklarını güvence altına alan kapsamlı bir mevzuat altyapısının oluşturulması. Hukuki hazırlığın, teknolojik hazırlığın gerisinde kalmaması gerekiyor.
Dijital Türk Lirası (DTL) projesi teknik açıdan önemli bir mesafe kat etti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yürütülen pilot çalışmalar devam ederken, kamuoyundaki tartışmalar büyük ölçüde teknolojik altyapıya ve siber güvenliğe odaklanıyor. Oysa DTL’nin tedavüle girdiği gün sorulacak ilk soru teknik değil hukuki olacak: Mevcut mevzuatımız bu dönüşüme hazır mı?
Para, bir değişim ve değer saklama aracı ve hesap birimi olarak işlev görür. Bugün yürürlükte bulunan hukuki çerçeve büyük ölçüde fiziksel para üzerine kurulu. TCMB Kanunu’nda banknot ihracı ve kanuni ödeme aracı niteliği ayrıntılı biçimde düzenleniyor; fakat “dijital Türk lirası” veya “dijital banknot” kavramlarına ilişkin bir tanım bulunmuyor. Bu durum, DTL’nin teknik olarak işler durumda olması ile hukuken para niteliği kazanması arasındaki boşluğu ortaya koyuyor.
Anayasa’nın 87. maddesi uyarınca para basma yetkisi TBMM’ye ait olup bu yetki kanunla TCMB’ye devredilmiş durumda. DTL’nin yasal bir ödeme aracı olarak kabul görmesi için bu anayasal güvence zincirinin dijital formu da kapsaması gerekiyor. Bunun yolu ise bir ikincil hukuki düzenleme değil, kanun seviyesinde açık bir tanımlama yapılması.
Bu tartışma yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Avrupa Komisyonu, Haziran 2023’te dijital Euro’nun fiziksel Euro ile aynı hukuki statüye sahip bir kanuni ödeme aracı (legal tender) olarak tanımlanmasını öngören bir yasa teklifi yayımladı. Benzer şekilde İngiltere’de Bank of England ve Hazine, herhangi bir dijital sterlin uygulamasının ancak Parlamento’dan geçecek birincil mevzuatla (primary legislation) hayata geçirilebileceğini açıkça ifade ediyor. Her iki örnekte de odak yalnızca ihraç yetkisi değil; kullanıcı hakları, veri mahremiyeti ve dijital cüzdanlardaki varlıkların hukuken korunması.
Türkiye açısından temel soru şu: DTL, banknotun dijital karşılığı mı yoksa farklı bir hukuki statüye sahip elektronik bir varlık mı olacak? Bu tercih yalnızca ihraç yetkisini değil; dijital paranın işletilme şeklini, saklanmasını ve aracılık edecek kuruluşların yükümlülüklerini de kapsayacak bir düzenleme gerektiriyor. Ayrıca, Türk Borçlar Kanunu’na göre bir para borcunun Türk lirası ile ifası mümkün; ancak DTL ile yapılan ödemeyi alacaklının kabul etmek zorunda olup olmayacağı, DTL’nin kanuni ödeme aracı olarak tanımlanmasına bağlı. Benzer şekilde dijital cüzdanların haczi, DTL bakiyelerinin mirasçılara intikali veya şirket tasfiyelerinde dijital varlıkların dağıtımı gibi konular da doğrudan DTL’nin hukuki statüsü meselesine dayanıyor.
Mevcut sistemde TCMB’nin banknot ihraç tekeli açık biçimde düzenleniyor. Ancak dijital para ihracının hangi hukuki yetkiye dayanacağının ve DTL’nin dağıtımında rol üstlenecek banka ve ödeme kuruluşlarının hukuki sorumluluk rejiminin ayrıca belirlenmesi gerekiyor. Dijital paranın doğası gereği işlem anonimliği ortadan kalkıyor veya sınırlanıyor. İşlemlerin hangi ölçüde izlenebileceği, hangi kamu kurumlarının verilere erişebileceği ve saklama süresi gibi hususlar açık kanuni dayanaklara bağlanmalı. Aksi hâlde finansal suçlarla mücadele ile bireylerin mahremiyet beklentisi arasındaki dengeyi kurmak zorlaşabilir.
Sonuç olarak, DTL artık yalnızca bir teknoloji projesi değil. Tedavüle girdiği gün ortaya çıkacak soruların büyük bölümü yazılım kodlarıyla değil, hukuk kurallarıyla cevaplanacak. Türkiye’nin önündeki en önemli gündem maddelerinden biri, DTL’yi açıkça tanımlayan, hukuki statüsünü belirleyen ve kullanıcı haklarını güvence altına alan kapsamlı bir mevzuat altyapısının oluşturulması. Hukuki hazırlığın, teknolojik hazırlığın gerisinde kalmaması gerekiyor.
Stj. Av. Deniz Onuk’un katkılarıyla