NURCAN ÖNDER
Dijitalleşme çalışma hayatını yeniden şekillendiriyor. Akıllı telefonlar ve dijital platformlar üzerinden örgütlenen hizmet ekonomisi, geleneksel istihdam ilişkilerinin yerini yeni çalışma modellerine bırakıyor. Bu dönüşümün Türkiye'deki en görünür örneklerinden biri ise esnaf-kurye sistemi.
Gig ekonomisinin bir parçası olan bu model, ilk bakışta çalışanlara esnek çalışma saatleri ve kendi işini yönetme özgürlüğü sunuyor. Platform şirketlerinin "Kendi işinin patronu ol", "Mesai yok, müsait olduğunda çalış" gibi söylemleri de bu algıyı güçlendiriyor. Ancak bu parlak tablonun arkasında giderek büyüyen bir sorun var: Esneklik adı altında güvencesizliğin kurumsallaşması.
Kendi işinin patronu mu, sistemin görünmeyen işçisi mi?
Esnaf/kurye modelinde çalışanlar çoğunlukla kendi adlarına vergi kaydı açtırıyor, araçlarını kendileri temin ediyor ve platformlarla hizmet sözleşmesi imzalıyor. Böylece hukuken bağımsız çalışan konumunda değerlendiriliyorlar.
Ancak hukuki ilişkinin niteliğini yalnızca sözleşmenin adı belirlemiyor. Çalışma saatleri, sipariş dağılımı, ücretlendirme, performans ölçümü ve müşteri değerlendirmeleri büyük ölçüde platformların kontrolündeyse, burada gerçek anlamda bir bağımsızlıktan söz etmek ne kadar mümkün?
Üstelik bu statü, çalışanları İş Kanunu'nun sağladığı birçok korumanın dışında bırakabiliyor. İş güvencesi, ücretli izin, çalışma süreleri, sosyal güvenlik ve sendikal haklar bakımından ortaya çıkan boşluklar, esnaf-kurye modelini basit bir ticari sözleşme olmaktan çıkarıyor.
Platform şirketleri maliyetlerini azaltırken ticari ve operasyonel risklerin önemli bir bölümünü kuryelere devrediyor. Aracın bakımından yakıt giderine, sigortadan kazalara kadar pek çok yük çalışanın omuzlarında kalıyor.
Dünya çözüm arıyor, Türkiye bekliyor
Platform çalışanlarının hukuki statüsü artık küresel ölçekte tartışılan bir mesele. ABD, Avustralya ve Avrupa ülkelerinde mahkemeler ve yasa koyucular, dijital platformlarla çalışanlar arasındaki ilişkinin gerçek niteliğini belirlemeye çalışıyor.
Fransa, Almanya ve Avusturya gibi ülkelerde işçi ile bağımsız çalışan arasında konumlanan "işçi benzeri çalışan" kategorisi, ekonomik bağımlılığı dikkate alan alternatif bir koruma modeli sunuyor.
İtalya'da ise kuryelerin çalışma koşulları ve yaşanan ölümler, 2019 yılında yasal düzenlemelerin gündeme gelmesine yol açtı. Bu gelişmelerin ortak noktası açık: Bir çalışanın hukuki statüsü belirlenirken yalnızca imzaladığı sözleşmeye değil, fiilen nasıl çalıştığına ve platformun onun üzerindeki kontrolüne de bakılması gerekiyor.
Türkiye'nin de bu tartışmayı daha fazla erteleme lüksü yok.
Esnekliğin bedeli güvencesizlik olmamalı
Öncelikle platform çalışanlarının işçi mi yoksa bağımsız çalışan mı sayılacağını belirleyecek açık ve öngörülebilir hukuki kriterler oluşturulmalı. İşçi statüsünde değerlendirilmeyen çalışanlar için de asgari sosyal koruma mekanizmaları hayata geçirilmeli.
Özellikle kuryeler açısından trafik güvenliği, çalışma ve dinlenme süreleri, koruyucu ekipman, sigorta ve iş kazalarına karşı güvence öncelikli başlıklar olmalı. Sosyal güvenlik ve örgütlenme hakları da bu çerçevenin ayrılmaz parçası haline getirilmeli.
Üstelik hukuki belirsizlik yalnızca çalışanları değil, platform şirketlerini de riske atıyor. Bugün maliyet avantajı sağlayan bir model, yarın yargı kararları ve geriye dönük yükümlülüklerle ciddi bir hukuki ve ekonomik sorun yaratabilir.
Teknoloji değişir, çalışma hakkı değişmez
Dijital ekonominin gelişmesini engellemek mümkün değil. Ancak teknolojik dönüşümün, çalışma hayatında kazanılmış temel hakların aşındırılması için gerekçe oluşturmasına da izin verilemez.
Esnaf/kurye modeli, dijital ekonominin sunduğu fırsatlarla yeni nesil güvencesizlik arasındaki ince çizgide duruyor. Mesele, bu çalışma biçimini ortadan kaldırmak değil; onu adil, sürdürülebilir ve insana yakışır koşullara kavuşturmak.
Çünkü bir ekonominin başarısı yalnızca ne kadar büyüdüğüyle değil, yarattığı refahı nasıl paylaştırdığıyla da ölçülür. Dijital çağın gerçek sınavı, teknolojinin insanın yerini alması değil, insanın haklarını koruyarak ona daha iyi bir çalışma hayatı sunabilmesidir.