Dr. ALİ TOPÇUBAŞI
Son 10 yıldır hormonlu kalkınma hızımızın bile beklentilerimizin altında kalması, Cumhuriyet’in ilk 15 yılında yüzde 5-6 okuma oranıyla ve Osmanlı borçlarını bile ödeyerek yüzde 8,5 kalkınma oranını tutturmuş olmamız, uygulanan sistemi tekrar gözden geçirmemiz gerektiğini anlatmaktadır. Program aşağıdaki gibi uygulanmıştır.
Bileşik büyüme mucizesi: Dünyanın en büyük ekonomisi olmak
Ekonomi biliminde bileşik büyüme etkisi, uzun vadede geometrik bir etki yaratarak küçük farkları devasa sonuçlara dönüştürür. Türkiye, 1938 sonrasındaki dönemde İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği zorunluluklar ve seferberlik harcamaları nedeniyle bu yüksek büyüme hızını sürdüremedi. Ancak bir senaryo analizi olarak, Türkiye’nin bugün küresel ekonomik sistemde nerede olabileceğini inceleyelim: 1923-1938 arasındaki yıllık ortalama %8,5’lik reel büyüme hızının kesintisiz sürdürülmesi hâlinde, günümüzde Türkiye’nin nominal millî gelirinin yaklaşık 38 trilyon dolar seviyesine ulaşması gerekirdi. Bu teorik büyüklük, ülkeyi günümüz küresel ekonomisinde şu konuma yükseltirdi:
Küresel liderlik: Bu senaryoda Türkiye, dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’nin millî gelirini geride bırakır; Çin ve 18 trilyon dolar civarında olan Avrupa Birliği ekonomisini de geride bırakarak açık ara dünyanın en büyük ekonomik gücü hâline gelirdi. Türkiye, 1938 sonrasındaki dönemde İkinci Dünya Savaşı’na girmemiş olsa da (1929-1936 döneminde ABD sanayi üretimi yüzde 46 oranında azalırken Almanya’da yüzde 41, Fransa’da yüzde 36, Birleşik Krallık’ta yüzde 11 azalmıştır), bugün küresel teknoloji ve finans merkezlerinin Türkiye’de konumlandığı bir 21. yüzyıl süper gücü olabilirdi.
Küresel liderlik (ABD ve Çin): Günümüzde dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’nin millî geliri 28 trilyon dolar, Çin’in ise 18 trilyon dolar civarındadır. Bu projeksiyon, Türkiye’nin hem ABD hem de Çin’i toplamda geride bırakan devasa bir ekonomik güç seviyesine ulaşabileceğini ortaya koymaktadır. Yine G. Kore, Hong Kong, Tayvan ve Singapur’un da geriden gelerek bizi fersah fersah geçtiğini dikkate almamız gerekmektedir.
Finansal egemenlik: Bu ekonomik güç, küresel ticaret ve uluslararası finans piyasalarında Türk Lirası’nı temel rezerv para birimi yapardı. Türk şirketleri küresel teknoloji ve finans piyasalarına hâkim konumda olarak küresel GSYİH’nin en büyük payını ellerinde bulundururdu. Küresel refahın en temel belirleyicisi konumunda olurdu.
2020’li yılların dünyasında erken Cumhuriyet modelini günümüze uydurmak
Bugün, 2020’li yılların dünya ekonomisi, küresel tedarik zincirlerinin kırılması, bloklaşma eğilimleri ve teknolojik dönüşüm (yapay zekâ, yeşil enerji) ile yeniden şekillenmektedir. Erken Cumhuriyet dönemi modeli, günümüz dünyasının bu yeni gerçekliklerine uyarlanarak modern bir devlet stratejisine dönüştürülebilir. Bu doğrultuda, küresel rekabet ortamında yeni bir “Neo-Devletçilik” yaklaşımıyla ABD ve Avrupa Birliği, stratejik çip fabrikaları, batarya tesisleri ve yenilenebilir enerji altyapılarını devlet eliyle veya yoğun devlet yönlendirmesiyle kurmaktadır.
Bu durum, dünya genelinde potansiyel süper güçlerin büyük adımlar attığı kararlı bir zemine oturmaktadır. Türkiye’nin günümüz dünyasındaki konumunu büyük bir sıçramayla yeniden yükseltebilmesi için erken Cumhuriyet’in “Devletçi Sanayileşme” modeli modern ekonomik dinamiklerle birleştirilerek uygulanmalıdır:
Stratejik alanlarda kamu girişimciliği (dijital ve teknolojik devletçilik): 1930’larda tekstil, demir-çelik ve şeker fabrikaları neyse, bugün de yapay zekâ, kuantum bilgisayarlar, yarı iletken teknolojileri, biyoteknoloji ve uzay sanayii odur. Devlet, kritik teknolojilerde doğrudan yatırımcı ve sermaye sağlayıcı rolü üstlenerek yüksek teknoloji odaklı kalkınmayı hızlandırmalıdır.
Kurumsal itibar ve mali disiplin: Cumhuriyet’in ilk dönemindeki sıkı bütçe ve güçlü planlama vizyonu, günümüz maliye politikalarına rehberlik etmelidir. Merkez Bankası ve kamu mali kurumlarının kurumsal bağımsızlığı pekiştirilerek enflasyonist baskılar kontrol altına alınmalı ve Merkez Bankası’nın küresel güvenilirliği en üst düzeye çıkarılmalıdır. Türk Lirası’nın uluslararası alanda istikrarı yeniden tesis edilmelidir.
Üretim odaklı eğitim ve iş gücü mühendisliği: Erken Cumhuriyet’in en büyük başarılarından biri olan ve sanayinin ihtiyaç duyduğu teknik iş gücünü yetiştiren eğitim seferberliği modeli (Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezleri vb.), bugün yazılım mühendisliği, veri analitiği, robotik ve yapay zekâ gibi alanlarda “Nitelikli İş Gücü Seferberliği” olarak yeniden tasarlanmalıdır.
Sonuç: Geleceği inşa etmek
1923-1938 dönemi, Türkiye’nin genetik kodlarında büyük bir ekonomik güce dönüşme potansiyelinin ve zekâsının var olduğunu kanıtlayan tarihsel bir laboratuvardır. Kesintisiz %8,5’lik büyümenin sürdürülemediği tarihsel bir gerçekliktir. Ancak bu modelin modern dünya dinamiklerine tam uyumla aktarılması, geçmişte kaçırılan bu büyük fırsatı gelecekte yakalamamızı sağlayacaktır.
Türkiye, sahip olduğu jeopolitik avantaj, genç nüfus ve üretim deneyimiyle, 21. yüzyılın yeniden şekillenen küresel tedarik zincirinde ve teknoloji yarışında rol alan bir ülke olmanın ötesine geçerek tarihsel köklerinden aldığı güçle liderlik konumuna ulaşabilir. Unutulmamalıdır ki planlı, mali disipline ve stratejik devlet yatırımlarına dayalı büyüme modeli, Türkiye’yi sadece bölgesel bir güç değil, küresel ölçekte en büyük ve en güçlü ekonomik aktörlerden biri yapmanın tek ve en büyük anahtarıdır.
Cumhuriyetimizin ilk 15 yılındaki yüzde 8,5’lik büyümemizin günümüze kadar sürdürülebilmesi zor da olsa, 45 yıl önce çok fakir bir ülke olan Çin’in 1980-2025 yılları arasında yüzde 7,8 büyüme ile gelirini 102 kat artırma başarısı göstermesi, bize yine aynı başarıyı gösterebileceğimizi göstermektedir.