OKAN KONYALIOĞLU - Askon Demir Çelik & Mechanics & Design Center Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı
Çin’de “ölçek” yeniden tanımlanmış ve ölçeği artık bir üstünlük değil, üstüne kalite, hız, teknoloji ve ağ kabiliyeti bindirilmesi gereken bir zemin olarak yeniden kurgulanmış.
Çin’de ölçek her yerde hissedilmekte; nüfusta, şehirlerde, tren istasyonlarında, fuarlarda, fabrikaların yerleşim alanlarında, üretim kapasitesinde, nadir toprak elementleri ve değerli maden rezervlerinde, limanlarda, e-ticarette ve devletin planlama ve uygulama becerisinde. Fakat 2026 ziyaretimizin asıl dikkat çekici tarafı, ölçeğin artık Çin için tek başına yeterli görülmemesi. Çin’de “ölçek” yeniden tanımlanmış ve ölçeği artık bir üstünlük değil, üstüne kalite, hız, teknoloji ve ağ kabiliyeti bindirilmesi gereken bir zemin olarak yeniden kurgulanmış.
Bugün itibarıyla Çin'in en büyük stratejik risklerinden birisinin ABD ile rekabet veya ticaret savaşları yanında hızlı yaşlanan nüfus olacağını söylemek çok yanlış olmaz. Çin hükümeti bu riski de yönetmek zorunda. Çünkü, Çin’de de nüfus artışı dünya ortalamasının altında ve son 3 yıldır azalmaya devam ediyor. Bugün 1,405 milyar civarında olan nüfusun 320 milyonu (% 23) 60 yaş üstünde. Mevcut doğurganlık hızını da dikkate alan akademik çalışmalara baktığımızda, nüfusun 2050’lerde 1,3 milyar civarında olacağı, 2100’lere gelindiğinde 800 milyonun altına ineceği öngörüleri kuvvetli şekilde karşımıza çıkıyor. 2050’ye gelindiğinde 60 yaş üstü nüfus oranının %40 seviyesine geleceği öngörüsü, bugünkü çalışma çağındaki nüfus oranını %60-63 seviyesinden %50 seviyesine çekecek. Başka bir ifadeyle Çin’de toplam nüfus 2050’ye gelindiğinde yaklaşık % 8-9 küçülürken, yaşlı nüfusu yaklaşık %60–70 büyüyecek. Bu nedenle Çin tüm küresel gelişmeleri kendi nüfus yapısıyla birlikte izlemek zorunda. Özellikle nüfusun azalmasından ziyade nüfusun yaşlanmasıyla ilgili tedbirleri bugünden alması gerektiğinin de farkında olduğunu düşünüyorum. Neticede, bu tehlikeyi Çin hükümeti de yakından görüyor. Bu yüzden; robotik, yapay zekâ, otomasyon, bedenlenmiş yapay zekâ ve insansı robot teknolojilerini yalnızca teknolojik üstünlük amacıyla değil, gelecekte oluşacak iş gücü açığını kapatmak ve üretimde katma değeri korumak/artırmak amacıyla da stratejik öncelik haline getirdiğini değerlendiriyorum. Böyle bakınca, nüfustaki bu yapısal değişim öngörüsünün Çin sanayi politikalarının arka planındaki önemli itici güçlerden biri olduğunu da görebiliyorum.
NOT: Nüfusun kendini koruyabilmesi için gereken doğurganlık oranı 2,1. Güncelde dünya ortalaması 2,2; Çin’de bu oran 1,0 civarında. Bu arada ülkemizde de 1,48 civarında olan doğurganlık hızı sorunsal bir alan oluşumuna doğru ilerliyor. Bu konunun, ülkemizde de uzun dönem stratejilerle tedbir geliştirilmesi gereken bir tehdit olarak algılanması gerektiğini değerlendiriyorum.
Bu arada; Çin’de sosyal uyum ve aile ekonomisi de özel bir sosyal-ekonomik hassasiyetle yönetiliyor. Sokaklarda bir yanda yaşlı nüfusun çoğunlukta olduğu klasik süpürge ile yol ve parkları elle temizleyen insanlar ve bir yanda da taksi, otobüs, temizlik kamyonu ve kargo kamyonetlerinde yollarda sıklıkla karşılaştığımız otonom araçlarda 6G ve akıllı bağlantılı sistemler.
Çin, dünya ham çelik üretiminin yaklaşık yarısını gerçekleştiriyor
Ölçekle ilgili ekonomik verilere tekrar döneyim. Dünya Çelik Birliği verilerine göre Çin 2025 yılında 960,8 milyon ton ham çelik üretmiş, dünya toplamı ise 1.849,4 milyon ton. Bu rakamlar Çin’in küresel ham çelik üretiminin yaklaşık yarısını tek başına gerçekleştirdiğini göstermekte. Ancak aynı veri seti, Çin’in 2025 üretiminin 2024’e göre %4,4 gerilediğini de ortaya koymakta. Bu iki veri birlikte okunduğunda; Çin çok büyük olmaya devam ediyor; fakat büyüklüğü daha seçici, daha nitelikli ve uluslararası rekabeti yönetebilecek yapılarla yönetmeye çalışıyor. Çin’de devlet söylemi de stratejik hedeflere paralel olarak değişmiş. Firmalar da devlet gözünde “kapasitede doygunluk” oluştuğunun ve devletin bu yeni durumu farklı bir stratejiyle yönetmek istediğinin çok farkında.
Çin devleti, her sektörün her yerde ve firmaların kendi çabalarıyla kontrolsüz büyümesini değil, kümelenme mantığında ve kontrollü bir şekilde, ülkenin makro-hedeflerine uyumlu bir yapıda ve uluslararası pazarda güç kazanmasını istiyor. Devlet aklı, uluslararası rekabette güçlü kalamayacakların devlet destek ve teşvikleriyle desteklenmeyeceğini, bu firmaların doğal yollarla oyundan çekileceğini vurguluyor. Bu yüzden de Çin’de devlet, mevcut kapasiteyi artırarak değil, mevcut kapasiteyle daha güçlü olabilecek yatırımların önünü açacak bir destek ve teşvik sistemi planlıyor. Çin Devleti; 15’i nci Beş Yıllık Planı’nda yer alan gelişen endüstrilere ve geleceğin sektörlerine katma değer yaratacak alanlar ve destek verilecek başlıklar olarak bakıyor. Bu yeni stratejiyi ben şöyle okuyorum; “İç ve dış talebe yönelik ihtiyacın karşılanması için belirlenen ve önceliklendirilen sektörlerde kapasite geliştirmeye Çin yıllarca büyük kaynak tahsis etti. Bundan böyle öncelik, kapasite / ölçek büyütmek değil, katma değeri çoğaltmak olacak. Buna uyumlanamayan ve belirlenen endüstrilere ve sektörlere yatırım yapmayan, ölçekte büyük kalmayı tercih edeceklere ise destek verilmeyecek ve bu firmalar doğal yollardan kaybolacaklar.”
Çin’in hız anlayışı da farklı okunmalı. Bizler imalat sanayiinde rol aldığımız için hızı çoğunlukla üretim bandının hızı ile tanımlayabiliyoruz. Çin’e baktığımızda hızı; karar alma hızı, müşteriye dönüş hızı, müşteriyle ürünü ve istenirse ürünün üretildiği yeri buluşturma hızı, prototip geliştirme hızı, üretme hızı, fuar alanına ulaşma hızı, fuardan siparişe geçiş hızı, teslimat hızı, limandan tren bağlantısını kurma hızı, kara-deniz-demiryolu entegrasyonu ile ulaşım hızı, serbest bölgeler marifetiyle ticaret hızı, devletin yazılı stratejik planlarından sahadaki uygulamaya geçiş hızı gibi çok kriterli ve çok katmanlı olarak değerlendirmemiz gerektiğini de bu ziyarette çok net deneyimlemiş olduk.
Kalite anlayışı da Çin’de yalnızca ürün kalitesinde sıkışmış değil. Çin’de kalite; fabrika düzeni, süreç disiplini, fuar organizasyonu, ulaşım altyapısı, şehir estetiği, lojistik entegrasyon, tedarikçi takip hızı, paketleme, satış kanalı ve kullanıcı deneyimi ve memnuniyeti ile birlikte şekillenmiş. Bu yüzden Çin’i yalnızca “ürün kalitesi” üzerinden değerlendirmek doğru olmayacaktır. Kaldı ki ürün kalitesinde de çok şeffaf ve ileri seviyedeler. Bazı Avrupalı üretici ve OEM’lerin bu gerçeği göremez bir soğukkanlılıkla hala “bizim kalitemizi Çin’le karşılaştırmayın” yanılgısı ve hantallığı içerisinde olduklarını, bir çeşit körebe oyunu oynadıklarını da görüyoruz. Burada, Çin’in asıl yükselişinin biraz da ürün kalitesini sistem kalitesine dönüştürmüş olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Çin’le aramızda 5 saat zaman farkı olmasına rağmen yazılan e-posta veya mesajlara aynı gün en geç birkaç saat içerisinde cevap alırken, Avrupa’daki çözüm ortaklarımızda karar süreçlerinin yavaşlıkları yanında “bank holiday”, “out of office” gibi sürekli ötelemeler hepimizin karşılaştığı rutin durumlar haline geldi.
Çin, vize pratikliği ve uluslararası bağlantı çabasıyla da farklılaşıyor
İş insanları olarak bizler hem kendimiz hem de çalışanlarımızla Avrupa’da da, Çin’de de ticari etkinliklere katılıyoruz. Bazen toplantı, bazen fuar gibi farklı sebeplerle bu ziyaretleri yapma ihtiyacımız oluyor. Çin’de vize alma süreci azami 2-3 ay sürerken, Türk vatandaşlarının Schengen vizesi başvurularındaki yüksek ret oranları sıklıkla karşımıza geliyor veya uzun bir onay sürecine tabi oluyoruz. Almanya başta olmak üzere birçok AB ülkesinde, uzayan vize süreçlerinden dolayı etkinliğe planlanan arkadaşlarımızı zaman zaman gönderemedik. Avrupa’da fuarda stant kiralayıp, standın ücretini vermiş, ürünleri göndermiş, standın imalat ve kurulumunu tamamlamış olmamıza rağmen görevli arkadaş(lar)ımızı, vize başvurumuza cevap gelmediği veya geciktirildiği için fuar ülkesine gönderemediğimiz de çok oldu. Çin; vize onay süreçlerine getirdiği bu pratiklik ve uluslararası bağlantılarına ulaşılabilir olma çabasıyla da farklılaşmaya başlamış durumda.
Bu durum; aslında Türk sanayicisi olarak doğru muhakeme ettiğimizde, bir tarafta “Çin’e rağmen değil Çin’le birlikte neler yapabileceğimize”, diğer tarafta da Avrupa ve Amerika’da nasıl rekabet edeceğimize yönelik fırsat bağlamında önemli bir ışık da tutuyor. Çin bile ölçekte büyümeyi durdurmuşken, bizim ülke olarak önceliğimiz “daha ucuza üretmek” değil; “daha akıllı, daha kaliteli, daha inovatif, daha çevik ve daha güvenilir üretebilir ve zamanında sevk edebilir” olmalı. Böyle bakınca da, kapasite artışını değil; niş uzmanlık, hızlı karar alma, güvenilir teslimat, yakın coğrafya avantajı, mühendislik kabiliyeti, esnek üretim, Avrupa ile mevzuat uyumu ve müşteriyle daha yakın çalışma kültürü üzerinden farklılaşabileceğimizi devlet aklı ve gücü ile desteklememiz gerektiğini düşünüyorum.
