Avrupa Birliği’nin iklim politikasında yeni dönem, “daha iddialı hedefler” kadar “daha yönetilebilir geçiş” arayışıyla şekilleniyor.
Reuters’ta yer alan habere göre Avrupa Komisyonu, 17 Temmuz’da açıklaması beklenen Emisyon Ticaret Sistemi reformunda sanayinin üzerindeki karbon maliyeti baskısını hafifletecek bazı adımlar üzerinde çalışıyor. Bunların başında, şirketlerin 2040’lı yıllarda da emisyon yayabilmesine imkân tanınması, sanayiye daha fazla ücretsiz karbon izni verilmesi ve karbon gelirlerinin daha büyük bölümünün dönüşüm yatırımlarına yönlendirilmesi geliyor.
Bu, ilk bakışta Avrupa Yeşil Mutabakatı’nda bir yavaşlama gibi okunabilir. Çünkü mevcut ETS yapısı, emisyonların 2039 itibarıyla fiilen sıfırlanmasına doğru ilerliyordu. Yeni taslak ise bu takvimi daha esnek hale getirmeyi, şirketlere daha uzun bir dönüşüm alanı açmayı hedefliyor. AB için burada söz konusu olan iklim hedefinden vazgeçmesi değil, bu hedefe giderken sanayi tabanını, üretim kapasitesini ve küresel rekabet gücünü korumaya çalışması.
“Sanayiyi Avrupa’da tutabilme” meselesi
Son birkaç yılda Avrupa iklim politikasının dili değişti. 2019 sonrası dönemde Yeşil Mutabakat daha çok iklim krizi, karbon nötrlük ve regülasyon ekseninde konuşuluyordu. Bugün ise aynı başlıkların yanına enerji güvenliği, Çin rekabeti, ABD’nin sanayi teşvikleri, jeopolitik kırılganlıklar ve yüksek enerji maliyetleri eklendi. Artık Avrupa için yeşil dönüşüm yalnızca “emisyon azaltımı” değil, aynı zamanda “sanayiyi Avrupa’da tutabilme” meselesi.
ETS bu dönüşümün merkezinde yer alıyor. Sistem, elektrik üreticileri, sanayi tesisleri, havayolları, denizcilik şirketleri gibi aktörleri saldıkları her ton CO2 için bedel ödemeye zorluyor. Teori basit: Kirleten öder, az kirleten avantaj kazanır. Fakat pratikte tablo daha karmaşık. Özellikle çelik, çimento, alüminyum, gübre, kimya gibi enerji yoğun sektörlerde karbon maliyeti, şirketlerin yatırım kararlarını ve üretim lokasyonlarını doğrudan etkiliyor.
Habere göre Komisyon, şirketlerin Avrupa’da karbonsuzlaşma yatırımı yapmaları karşılığında ETS maliyetlerini azaltacak ek ücretsiz izinler üzerinde çalışıyor. Hatta ısı üretimi ve yakıt kullanımına dayalı kurallarda yapılacak hızlı değişikliklerle şirketlere yaklaşık 6 milyar euro değerinde ek ücretsiz izin sağlanabileceği belirtiliyor. Bu noktada şu soru gündeme geliyor: Ücretsiz izinler dönüşümü hızlandırır mı, yoksa ertelemek için yeni bir alan mı açar?
Eğer ücretsiz izinler gerçekten yatırım koşuluna, teknoloji dönüşümüne, elektrifikasyona, enerji verimliliğine ve düşük karbonlu üretim kapasitesine bağlanırsa, Avrupa sanayisi için bir geçiş köprüsü olabilir. Ancak bu izinler yalnızca maliyet baskısını azaltan bir koruma mekanizmasına dönüşürse, karbon fiyatının verdiği asıl sinyal zayıflar.
SKDM nasıl etkilenecek?
Bir diğer önemli başlık ise Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM). AB daha önce, SKDM tam olarak devreye girdiğinde ETS kapsamındaki ücretsiz izinlerin kademeli olarak sona ereceğini söylüyordu. Mantık şuydu: Avrupa’daki üretici karbon maliyeti ödüyorsa, Avrupa’ya ihracat yapan üretici de benzer bir karbon maliyetiyle karşılaşmalı. Böylece hem karbon kaçağı önlenecek hem de Avrupa sanayisinin rekabet dezavantajı azaltılacaktı. Şimdi ise Brüksel, SKDM kapsamındaki sektörlere daha uzun süre ücretsiz izin verebilmenin yollarını arıyor.
Türkiye için iki anlama geliyor
Bu Türkiye için iki anlama geliyor. Birincisi, kısa vadede bazı sektörler üzerindeki karbon maliyeti baskısı beklenenden daha yavaş artabilir. Bu, özellikle çimento, demir-çelik, alüminyum ve gübre gibi SKDM kapsamındaki sektörlerde nefes alma alanı yaratabilir. İkincisi ve daha önemlisi, bu alan yanlış okunursa büyük bir stratejik hata doğurabilir. Çünkü Avrupa’nın verdiği mesaj “karbonsuzlaşma ertelendi” değil; “karbonsuzlaşma sanayi politikasıyla birlikte yönetilecek.”
Dolayısıyla Türkiye sanayisi için asıl mesele değişmiyor: Üretimin karbon yoğunluğu düşmek zorunda. Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji tedariki, elektrifikasyon, proses dönüşümü, düşük karbonlu hammadde, ürün bazlı karbon muhasebesi ve güvenilir veri altyapısı artık ihracat stratejisinin parçası olmak zorunda.
Avrupa’nın ETS reformu, Türkiye’ye zaman kazandırabilir. Ama bu zaman, beklemek için değil hazırlanmak için kullanılmalı. Çünkü AB’nin yavaşlattığı şey hedef değil, geçişin temposu. Yön değişmiş değil. Sadece yolun maliyeti, siyasi gerçekliği ve sanayi üzerindeki etkisi yeniden hesaplanıyor.