Avrupa Birliği, sanayi politikasından savunmaya, bütçe önceliklerinden karar alma mekanizmalarına kadar yeni bir döneme hazırlanıyor. “Made in Europe”, SAFE ve teknoloji yatırımlarıyla ekonomik ve stratejik kapasitesini güçlendirmeye çalışan AB’nin bu dönüşümü, Gümrük Birliği üzerinden Avrupa ekonomisine güçlü biçimde bağlı Türkiye açısından da yeni bir dönemin habercisi oluyor.
Avrupa Birliği’nin gündemindeki değişim var.
Brüksel. karar alma mekanizmalarından bütçe önceliklerine, sanayi politikasından savunmaya kadar Birliğin işleyişini yeniden şekillendiriyor. “Made in Europe” ile üretim kapasitesini güçlendirirken, SAFE ile savunma yatırımlarını artırıyor; yeni bütçede teknoloji, rekabetçilik ve güvenliğe daha fazla ağırlık vermeye hazırlanıyor.
Bu değişimde, AB’nin büyümeye devam etmesi, ancak bu büyümenin özellikle stratejik meselelerdeki karar alma mekanizmasındaki kilitlenmesinin engellenmesi amacı öne çıkıyor.
Avrupa sanayisinin tedarik zincirlerinin parçası olan, Gümrük Birliği üzerinden Tek Pazar’a güçlü biçimde bağlı Türkiye açısından bu dönüşümün önemi çok büyük. AB içindeki bu değişim eğilimi, Türkiye’nin bugüne kadar Avrupa ile yürütmeye çalıştığı “ekonomi ayrı, siyaset ayrı” yaklaşımının alanı daraltmaya aday; Eğer AB öngördüğü değişimi hayata geçirebilirse, Avrupa ile ekonomik bütünleşme artık yalnızca ticaret ve pazar erişimi üzerinden değil; sanayi politikası, teknoloji, yatırım, tedarik zincirleri ve güvenlik başlıklarıyla birlikte ele alınacak. AB sistemini değiştirirken, Türkiye ile ilişkilerinin çerçevesini de kaçınılmaz olarak yeniden tanımlayacak.
Daha büyük Avrupa, ancak farklı kurallar…
AB’deki değişim eğiliminin ana hattı karar alma mekanizmasına odaklanmış durumda; 27 üyeli Birliğin daha da genişlemesi halinde özellikle dış politika, yaptırımlar ve güvenlik gibi alanlarda oybirliği kuralının yaratacağı tıkanıklık Brüksel’in temel sorunlarından biri olacak gibi duruyor.
Bu nedenle antlaşmalardaki “köprü hükümlerinin” kullanılması, bazı alanlarda nitelikli çoğunlukla karar alınması ve yeni üyeler için belirli geçiş mekanizmaları tartışılıyor.
Bunun Türkiye açısından önemi, AB’nin üyelik ile üyelik dışı arasındaki ilişkiyi de yeniden tarif etmeye başlaması. Tartışılan yeni sistemde, Türkiye açısından tam üyelikten önce enerji, ulaştırma, araştırma ve sanayi gibi alanlarda kademeli entegrasyon imkânları genişleyebilir. Bu model Türkiye’ye ekonomik ilişkileri üyelik sürecinden bağımsız geliştirmek için alan açabilir. Ancak bunun da kritik bir “bedeli” ortaya çıkabilir; Türkiye, Avrupa’nın tek pazarında kalmak karşılığında bugüne kadar dış politikada izlediği özerkliği kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilir.
“Made in Europe” ve Türkiye…
AB içindeki ikinci değişim unsuru, Avrupa’nın artık yalnızca serbest ticareti değil, kendi üretim kapasitesini de korumaya çalışmaya başlaması.
Çin ile rekabet, kritik hammaddeler, enerji maliyetleri, teknoloji bağımlılığı ve tedarik zincirlerinin güvenliği Avrupa sanayi politikasının merkezine yerleşti. “Made in Europe” yaklaşımı da bu dönüşümün önemli araçlarından biri.
AB Komisyonu’nun sanayi politikası önerileri, belirli stratejik sektörlerde Avrupa üretimine kamu alımları ve kamu destekleri üzerinden avantaj sağlamayı hedefliyor.
Türkiye burada sıradan bir üçüncü ülke değil. Otomotiv, beyaz eşya, makine, metal ve çeşitli teknoloji alanlarında Avrupa üretim zincirlerinin parçası. Bu nedenle Avrupa’nın kendi üretimini güçlendirme politikası Türkiye için hem fırsat hem de yeni bir rekabet alanı yaratıyor. Türkiye’den gelen ürün ve bileşenlerin belirli koşullarda “Made in EU” kapsamında değerlendirilmesine yönelik yaklaşım, Gümrük Birliği’nin bu açıdan hâlâ önemli bir avantaj olduğunu gösteriyor.
Ancak özellikle kamu ihaleleri ve stratejik sektörlerde uygulamanın nasıl şekilleneceği henüz kesinleşmiş değil. Bu açıdan bakınca, Türkiye açısından mesele yalnızca Avrupa’ya daha fazla mal satmak değil, Avrupa’nın yeni sanayi politikasında hangi statüyle yer alacağını belirlemek üzerinde düğümleniyor.
Gümrük Birliği’nin yeni sınavı
1995 tarihli Gümrük Birliği bu çerçevede Türkiye açısından çok büyük bir avantaj; Mevcut yapı ağırlıklı olarak sanayi ürünlerine dayanıyor. Tarım, hizmetler, kamu alımları ve dijital ticaret ise kapsamın önemli ölçüde dışında.
Oysa Avrupa’nın rekabet anlayışı değişti. Veri, dijital hizmetler, teknoloji, yatırım, kritik hammaddeler ve tedarik güvenliği artık ticaret politikasının ayrılmaz parçaları.
Gümrük Birliği’nin modernizasyonu bu nedenle Türkiye açısından stratejik önem taşıyor. Genişletilmiş/ modernleştirilmiş Gümrük Birliği, Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerine daha derin bağlanmanın yolunu açabilir. Ancak buradaki sorun ise, AB’nin yeni değişim sürecinde ekonomik ilişkileri dış politika, güvenlik ve stratejik bağımlılıklardan tamamen ayrı değerlendirmeme eğilimi. Dolayısıyla Gümrük Birliği modernizasyon görüşmeleri teknik olduğu kadar siyasi olmaya da aday bir yöne veriliyor.
Avrupa bütçesinin getirdiği yeni öncelikler…
Birliğin para politikası da değişiyor.
2028-2034 dönemi için önerilen yaklaşık 2 trilyon Euro’luk bütçede rekabetçilik, teknoloji, araştırma, güvenlik ve savunmaya daha fazla kaynak ayrılması planlanıyor. Buna karşılık tarım ve bölgesel kalkınma fonlarının geleceği konusunda üye ülkeler arasında pazarlık sürüyor.
Genişleme bu denklemi daha da zorlaştırıyor.
Yeni üyeler altyapı, tarım ve bölgesel kalkınma için kaynak isteyecek. Aynı anda Avrupa savunma ve teknoloji yatırımlarını artırmak istiyor.
Avrupa aynı bütçeden daha fazla stratejik hedefi finanse etmeye çalışıyor.
Türkiye açısından bunun anlamı, AB’nin gelecekte aday ülkelere ve ekonomik ortaklara sunacağı kaynakların niteliğinin de değişme ihtimali.
SAFE mekanizmasının dışında kalma tehlikesi
AB bütçesinde tarım sübvansiyonuna ayrılan kaynakların savunmaya aktarılması tartışması, aslında AB’nin savunma alanında yapmaya çalıştığı dönüşümün de işaretlerini taşıyor.
AB’nin 150 milyar avroluk SAFE mekanizması, ortak savunma tedarikini ve Avrupa savunma sanayiinin kapasitesini artırmayı amaçlıyor.
Türkiye ise, Rum-Yunan vetosu nedeniyle halen mekanizmanın dışında kalmış görünüyor.
AB kurallarına göre üçüncü ülke şirketlerinin SAFE kapsamındaki ortak alımlara katılabilmesi için ilgili ülkenin aday ülke olması veya AB ile bir Güvenlik ve Savunma Ortaklığı kurması ve gerekli anlaşmaların bulunması gerekiyor. Türkiye ile bu çerçevede gerekli düzenleme bulunmadığı için Türk şirketleri SAFE kapsamındaki ortak alımlara doğrudan katılamıyor.
Bu durum yalnızca savunma ihaleleriyle sınırlı değil.
Avrupa savunma yatırımlarını artırırken elektronik, yazılım, yapay zekâ, havacılık ve ileri üretim alanlarında da yeni bir teknoloji ekosistemi oluşturuyor. SAFE’nin dışında kalmak, Türkiye’nin bu ekosisteme erişimini sınırlayabilir.
Kısacası, Türkiye Avrupa sanayisinin tedarik zincirlerinde yer alırken, Avrupa’nın yeni savunma finansmanı mekanizmasının dışında kalma tehlikesiyle karşı karşıya.
Türkiye-AB pazarlığının yeni çerçevesi
Bütün bu başlıklar aslında aynı dönüşümün farklı yüzleri;
- Avrupa daha korumacı bir sanayi politikası izliyor;
- Stratejik sektörleri destekliyor;
- Savunma kapasitesini büyütüyor;
- Teknolojik bağımlılıklarını azaltıyor;
- Ve belki de en önemlisi, ekonomik ilişkileri güvenlik politikalarından eskisi kadar ayrı tutmuyor.
Türkiye ise Avrupa’nın ekonomik sistemine güçlü biçimde bağlı, fakat siyasi karar mekanizmasının dışında bir ülke.
Bu nedenle Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun, “Made in Europe” düzenlemelerinin ve Avrupa savunma sanayiiyle ilişkilerin artık birbirinden bağımsız dosyalar olarak ele alınabilmesi pek mümkün görünmüyor. Ankara daha fazla pazar erişimi ve ekonomik entegrasyon isterken Brüksel, ticaretin yanında düzenleyici uyum, yatırım güvenliği, stratejik tedarik zincirleri ve güvenlik alanlarında daha yakın iş birliği talep etme yoluna doğru giriyor.
Avrupa’nın yeni modeli Türkiye’ye kapıları tamamen kapatmıyor, fakat kapıların açılma biçimini değiştiriyor.
Dolayısıyla bundan sonra mesele sadece Avrupa pazarına erişmek olmayacak; Asıl pazarlık Türkiye’nin hangi kurallarla, hangi alanlarda ve hangi siyasi-stratejik çerçeve içinde Avrupa pazarında yer alacağı üzerine düğümlenecek…
