Türkiye ile Almanya yeni bir “bahar havasına” hazırlanıyor olabilir. Almanya’nın Başbakanı olması beklenen Kuzey Ren-Vestfalya Başbakanı Hendrik Wüst’ün haftalar önce yaptığı Türkiye ziyareti, eyalet ziyaretinin ötesinde bir protokole sahne oldu. Verilen mesajlar son derece sıcaktı. Önceki gün TOBB’un ev sahipliğinde Alman Türk Ticaret Odası (AHK) işbirliğiyle gerçekleşen 4. Türk-Alman Ekonomi Konferansı’nda ilişkilerin “ilerleyeceğinin” en büyük göstergesi savunma sanayii işbirliğine yönelik çok güçlü mesajlar verilmesi oldu. Türkiye ve Almanya öteden beri savunma sanayiinde yoğun işbirliği içinde. TSK başta Leopard tankları olmak üzere çok sayıda Alman platform, sistem, alt sistemlerinin kullanıcısı. Geçmişte, özellikle 90’lı yılların başında en büyük krizlerden biri de bu alanda patlak vermiş, Almanya, bazıları hibe kendi tanklarının ve bazı ürünlerinin terör örgütüne karşı yurt dışı operasyonlarda kullanımını engelleyip ambargo koymuştu. Yine tank temelli güç paketi sorunu (her ne kadar şirket çok uluslu görünse de) da hafızalarda. Türkiye AB temelli Avrupa savunma sistemine Yunanistan ve Rum Kesimi engellemesi nedeniyle tam entegre olamıyor. Gelecekte de olamayacak. Diğer yandan başta Doğu Avrupa ülkeleri, İspanya ve İtalya önemli programlarda Türkiye ile çalışmaya başladı. Almanya’nın bir başka gündemi enerji. Türkiye’nin sürekli masasındaki konu “enerji bağımsızlığı” ve “arz güvenliği” her zaman Almanya’nın da gündeminde. Yenilenebilir enerjiyle başlayan Almanya’nın teknoloji girişimleri bugünlerde hidrojen teknolojileriyle ilerliyor. Bir dönem tamamen kapatılması için çalışılan nükleer santraller de yeni yatırımlarla gündemde.
Almanya Türkiye’nin tarihi olarak en büyük ticaret partneri. Bazen kriz aşamasına kadar ulaşan bozulmalar olsa da her iki taraf da birbirine uzun süre küs kalamayacağının bilincinde. Taraflar, çıkarların ortaklaştığı anda tüm dişlilerin hemen çalışmaya başlaması gerektiğinin de farkında. Türkiye’nin siyasal iklimindeki “sınamalar” için AB’nin yeniden bir çıpa ve standart olması pekala mümkün. Avrupa’nın özgürlükler yönünde irtifa kaybettiği, kendilerince büyük olarak niteledikleri tehditlere verdikleri bazıları aşırı tepkiler nedeniyle dünyaya hediye ettikleri demokratik standartlardan uzaklaşma, hatta bunları umursamadan siyasal-diplomatik ilişkiler geliştirme yönünde eğilim görülse de Almanya başta olmak üzere yine özgürlükler ve demokrasi temelli bir AB gündemi pekala mümkün. Almanya’nın başını çekeceği böyle bir Avrupa, Türkiye için de iyi olabilir.
