MERVE YİĞİTCAN
İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) mayıs ayı olağan meclis toplantısı “Dünyadan ve Türkiye'den Ekonomik Görünüm, Sanayimizin ve Üretim Hayatımızın Rekabet Gücünü Koruyacak Öneriler” ana gündemi ile gerçekleşti. Meclisin açılış konuşmasını yapan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, zorlu bir dönemden geçildiğini söylerken, sanayicilere destek olmanın, sesine daha fazla kulak vermenin, sorunlarına çözüm üretmenin ülkenin yarınları adına çok önemli olduğunu dile getirdi. “Üç yıldır uygulanmakta olan istikrar programının bugün en çok zorladığı kesimin sanayi olduğu artık herkesin malumu” diyen Bahçıvan, İran ile ABD-İsrail arasındaki savaşın stagflasyonist etkiler yarattığını, savaş ile birlikte OVP hedeflerine dönük aşağı yönlü risklerin arttığını vurguladı. Sanayi sektörü için halihazırda zorlayıcı olan koşulların daha da ağırlaştığına işaret eden Bahçıvan, dış ve iç talepte eş zamanlı bir yavaşlamaya karşılık maliyet baskılarının çok hızlı bir biçimde arttığını, bunlara bağlı olarak da üretimin zayıfladığını ifade etti. İSO Türkiye İmalat PMI’ın nisanda Eylül 2024’ten sonraki en düşük değeri aldığını hatırlatan Bahçıvan, üretim göstergelerinin yanı sıra takipteki krediler gibi stres göstergelerini de önemsediklerini söyledi. “İmalat sanayi toplamında mevcut seviyeler tarihsel ortalamalara göre bakıldığında alarm verici olmayabilir” diyen Bahçıvan, “Ancak yaşanan yükseliş trendi, bu göstergelerin de yakından takip edilmesi gerektiğini gösteriyor. Sektörel kırılımlarda özellikle kimi emek yoğun ihracatçı sektörlerimizde stres birikiminin yüksek düzeyde olduğunu da düşünüyoruz” dedi.
"Tahminlere dönük belirsizlikler yüksek"
Enflasyonda da TCMB’nin yılsonu ara hedefine neredeyse yılın dördüncü ayında ulaşılmış olduğuna dikkat çeken Bahçıvan, önümüzdeki süreçte enerji fiyatlarının seyrine ek olarak, savaşın ikincil etkilerinin de belirleyici olacağını, bu noktada özellikle beklentiler ve fiyatlama davranışlarının seyrinin büyük önem taşıdığını kaydetti. Savaşın etkilerini en belirgin görüldüğü bir diğer alanın da dış denge olduğunu aktaran Bahçıvan, “Savaşın büyüme, enflasyon ve cari denge başlıklarında Türkiye ekonomisini OVP hedeflerinden uzaklaştırdığını görüyoruz. Bu tahminlere dönük belirsizlikler hayli yüksek” diye konuştu.
Ekonomi yönetiminin savaşın başlamasıyla beraber çok hızlı harekete geçtiğini ve oldukça yerinde adımlar atıldığını dile getiren Bahçıvan, “Şimdi ise aynı başarıyı savaşın daha uzun vadeli etkileri başlığında göstermek durumundayız. Bunun başında ise sanayimizin rekabet gücünü korumak geliyor” ifadelerini kullandı. “Türkiye’nin enflasyonla mücadeleyi bir kenara koymak gibi bir lüksü bulunmuyor” diyen Bahçıvan, şöyle devam etti: “Ancak bu süreçte Türkiye’nin üretim altyapısında kalıcı hasar yaşama lüksü de bulunmuyor. Küresel ekonomik sistemdeki tarihi dönüşüm ve içinde bulunduğumuz acımasız küresel rekabet koşulları yıllara dayanan, büyük fedakarlıklarla oluşturduğumuz sanayi ekosistemimizi titizlikle korumayı bir ulusal güvenlik meselesi boyutlarında önemli kılıyor. Nitekim, bölgesel gerilimlerin tedarik zincirlerini ve maliyetleri etkilediği bu dönemde, pandemi döneminde olduğu gibi Türkiye’nin bu coğrafyada üretimin güvenli limanı olma rolü daha da güçleniyor. Türkiye bu süreçten üretim, lojistik, enerji yolları, finans gibi birçok başlıkta küresel önemini artırarak çıkmak konusunda büyük bir potansiyel taşımaktadır. Bu doğrultuda Türk sanayisinin üretim ve rekabet gücünü korumak ve artırmak; hem ekonomik hem de stratejik bir zorunluluktur.”
"Savaşa yüksek enflasyonla yakalandık"
Fiyat istikrarı ile üretimin korunmasının birbiriyle çelişen hedefler olarak kurgulanmaması gerektiğine işaret eden Bahçıvan, “İçinden geçtiğimiz konjonktür bunu bir zorunluluk olarak dayatıyor. Türkiye maalesef savaş şokuna çok yüksek enflasyon ve sıkı para politikası koşullarında yakalanmıştır. İç ve dış talebin eş anlı zayıfladığı, buna maliyet baskılarında muazzam artışların eşlik ettiği bir ortamda bir de aşırı zorlayıcı finansman koşullarının söz konusu olması, sanayimizde, üretim kapasitemizde kalıcı hasar riskini de beraberinde getiriyor. Dezenflasyon sürecinin başarısı için üretim ayağının da güçlendirilmesi gerektiği son derece net ve açıktır” diye konuştu.
Bu noktada artık ekonomi programının mevcut şartların getirdiği yeni ihtiyaçlarla birlikte ele alınması gerektiğini belirten Bahçıvan, şu ifadeleri kullandı: “Ortaya çıkan yeni koşullar; programın üretim hayatını destekleyecek tamamlayıcı adımlarla güçlendirilmesini artık kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu güncellemenin, üretim paydaşlarıyla istişare içinde ve sahadaki gerçeklik dikkate alınarak yapılacağına inanıyoruz. Kalıcı fiyat istikrarına giden yol, üretim kapasitesini zayıflatmadan; verimlilik, teknoloji, finansman ve öngörülebilirlik başlıklarında sanayicinin desteklenmesinden geçmektedir.”
"Mevcut uygulamalarda yapılacak düzenlemelerle rahatlama sağlanabilir"
İSO Başkanı Bahçıvan, sanayinin yeniden ivme kazanabilmesi için finansmana erişimin kolaylaştırılması, maliyet baskılarının hafifletilmesi ve öngörülebilirliğin artırılması; teknolojik dönüşümü hızlandıracak, verimliliği yükseltecek ve yüksek katma değerli üretimi teşvik edecek yapısal adımların gecikmeden devreye alınması gerektiğini söyledi. Sağlanacak yeni destek ve kredilerin çok önemli olmakta birlikte olumlu etkilerinin orta ve uzun vadede görülebileceğine vurgu yapan Bahçıvan, mevcut uygulamalarda yapılacak bazı düzenlemelerin de firmaların kısa vadeli işletme sermayesine olan ihtiyaçlarında önemli bir rahatlama sağlayacağını ifade etti. Bunlara örnek olarak reeskont kredilerinde uygulanan teminat mektubu sistematiğinin değiştirilmesi gerektiğini öneren Bahçıvan, faiz giderinin 12 aya yayılarak muhasebeleştirilmesi, DİR’de zaman zaman tıkanıklıklar yaşanması gibi sorunların yeniden ele alınarak çözüme kavuşturulması gerektiğini ifade etti. Bahçıvan, “Üretim cephesinde yaşanan yavaşlama ile maliyet baskılarının eş zamanlı seyretmesi, ekonomi politikalarının sanayiyi, istihdamı ve ihracatı koruyan tamamlayıcı adımlarla desteklenmesini zorunlu kılmakta” diyerek sözlerini tamamladı.