Moda ve Hazır Giyim Federasyonu (MHGF) ile EKONOMİ Gazetesi'nin işbirliğiyle düzenlenen, Konfeksiyon Yan Sanayicileri Derneği (KYSD) ev sahipliğinde gerçekleşen çalıştayda üreticiler kapsamlı durum değerlendirmesi yaptı. Çalıştayda KYSD Başkanı Dr. Murat Özpehlivan, İSO 15. Grup Meslek Komitesi Başkanı Muharrem Özçelik, İSO Meclis Üyesi ve İSO 15. Grup Meslek Komitesi Üyesi Osman Sait Günteki, İSO 15. Grup Meslek Komitesi Üyesi Yaşar Sertkaya ve KYSD Üyesi Muharrem Erdoğan’ın görüşlerini aldık; değerlendirmelerini özetleyerek paylaşıyoruz:
HATA ANALİZLERİYLE TEKRARINDAN KAÇINILMALI
Dr. Murat Özpehlivan (KYSD Yön. Krl. Bşk.)
Ülkemizde uygulanan ekonomi politikalarının faiz, döviz ve enflasyon üzerinden bizlere yansıyan etkileri son derece önemlidir. Sanayiciler olarak bu zor koşullara rağmen sektörel ve işletme bazında sürdürülebilirliğimizi sağlama gayreti içerisindeyiz. En azından bugünkü koşulları atlatma ve eldeki değerleri koruma çabasını sürdürüyoruz.
Tekstil ve hazır giyimde tedarik zincirinin son halkasını oluşturan konfeksiyon yan sanayi sektörü, bu özelliği nedeniyle hem yerel hem de küresel ölçekte stratejik öneme sahiptir. Ancak sektörümüzde “Çin faktörü” başta olmak üzere diğer rakip ülkelerdeki gelişmelerin ve bizlere yansıyan yönlerinin de dikkatle izlenmesi gerekmektedir. Özellikle ülke olarak ithalat konusunda hoyrat davranma lüksümüzün olmadığını bilmeliyiz.
Makro ve mikro düzeyde dünden bugüne yapılan hataları doğru biçimde analiz edebilir ve nerelerde yanlış yönlendirmeler yapıldığını netleştirebilirsek ancak geleceğe yönelik yol haritamızda aynı hataların tekrarlanmasının önüne geçebiliriz. İşletmeler açısından gelişme ve hatta mevcudu koruma adına yalnızca öz kaynaklar hiçbir zaman yeterli olmaz; sermayenin maliyeti ve erişilebilirliği konusunda da kolaylaştırıcı ve destekleyici bir etkileşim ortamına ihtiyaç vardır.
Bizler bugünü kurtarma gayreti ve mücadelesi içerisindeyken ne yazık ki geleceğimizi ve on yıllar sonrasına nasıl bir sektör taşımamız gerektiğini fark etmeden es geçiyoruz. Rakiplerimiz yatırım yaparken ve büyürken bizler küçülüyor, azalıyor, sürekli kan kaybediyoruz. Acil finansal, ekonomik ve yapısal önlemler almazsak geriye dönüşü imkansız kayıplar yaşayabiliriz.
Özetle, işletmelerin ölçek, teknoloji ve yönetim kalitesi gibi kendi iç dinamiklerine odaklanmaları işin doğası gereğidir. Bunun yanı sıra makroekonomik istikrarın sağlanması, üretim alanlarının gelişimini teşvik edecek bir yapı oluşturmalıdır. Vergi ve diğer düzenlemelerde ise sektörün, rakip ülkelere kıyasla dezavantajlı bir konuma düşmemesi için gerekli hassasiyet mutlaka gösterilmelidir.
YERİNDE İNCELEMELERLE TIKANMALAR AŞILMALI
Muharrem Özçelik:
Bizi, kendi aramızdaki düzensiz rekabet kadar sektöre yeni giren ülkelerin varlığı etkiliyor. Aynı zamanda da o ülkelerde (Uzak Asya’daki) askı, dar dokuma, düğme, etiket, fermuar, tela/kapitone ve diğer metal aksesuar sektörlerinde de yatırım yapmaktadırlar.
Bir başka sorun “malzeme sağlanması ve malzeme kalitesinin standardı”. Bu konularda sorunlar yaşadığımızı söylemek isterim. Benim gözlemlerime göre düzenleme yapan yetkililer sahada çalışarak, işyerlerinde yaşanan sorunları birebir inceleyip tıkanmaları açmaya yönelik çözüm üreten tarafta olmalılar.
İşgücü arzından işgücü maliyetlerine kadar ülkemizin içinde bulunduğu gelişme aşamasında maliyetler arasında denge olup olmadığını iyice analiz etmezsek, sektörlerin sıkıntılarını artırır; ülkeden göç etmelerine ya da çekilmelerine yol açabiliriz.
İşgücü konusunda iş yeri sahiplerinin net olarak bilgilendirdiği orta ve uzun dönemli politikaların geliştirilerek uygulamaya konması hepimizin ortak yararına olabilir.
Diğer üretim alanlarında olduğu gibi bizim sektörün de bugünü ve yarınında ne yapacağımıza rehberlik edecek temel stratejinin olmaması büyük eksiklik. Uzun vadeli değil de günlük sorunlara odaklanılan bir ortamda sağlıklı gelişme yaratılamaz.
Aynı zamanda diğer hususta; girdi maliyetlerinde de rakiplerimizde eş düzey olmamız lazım. Elektrik ve diğer maliyetlerin, rakiplerimizin koşullarıyla karşılaştırılarak çözüm odaklı dinamik bir anlayışla yönetilmesi gerekiyor. Sektörlerin bugüne kadar var ettikleri birikimlerini, bundan sonra rastlantıların insafına bırakmamalıyız.
DENEYİM VE BİRİKİMLERDEN YARARLANILMALI
Osman Sait Günteki:
“Milletlerin iyisi, kötüsü, akılsızı, akıllısı yoktur; iyi eğitilen ve etkili yönetileni vardır” sözünü hatırlayalım: Bizim ülkenin sahadaki şartlarını iyi gözleme, inceleme, analiz etmek ve rakiplerle karşılaştırma yaparak kararlar üretmemiz gerekiyor.
Eli taşın altında olan, tedarik zincirinin halkalarında yer edinen bütün üreticilerin deneyim ve birikimlerini analiz etmek, büyük bir potansiyeli değerlendirme açısından önem taşır. Bu açıdan baktığımızda, ülkemizde ekonominin bütün aktörlerinin sahada olup bitenleri çok yakından ve sıkı bir biçimde izlemesi, düzenlemelerini yapıp, kararlarını almaları büyük bir görev, aynı zamanda sorumluluktur.
Teknolojik gelişmelerin hızını hepimiz biliyoruz. Teknik gelişmelerin izlenmesi için sahada iş yapan insanların zaman bulmaları ve derinlik bilgileri edinmeleri mümkün değil. O zaman bu açığı kolektif güçle kapatmak gerekmez mi? Teknik gelişmeye erişilebilirliği artırmak için siyasi iradenin, bürokrasinin, sektördeki sivil toplum örgütlerinin ve medyanın ortak sorumluluklarını hatırlamalı, bu sorumluluğun gereklerini de yerine getirmeliyiz.
Altını çizmemiz gereken bir başka husus “işgören ve işveren dengesinin” korunması, geliştirilmesi ve engelleyici unsurlarının ayıklanmasıdır. Adil bir denge kurulmasında hepimiz ortak sorumluluklarımızı bilmeli ve yerine getirmeliyiz".
KALİFİYE İŞGÜCÜ SORUNU MUTLAKA AŞILMALI
Yaşar Sertkaya:
Verimli çalışma yollarını sürekli geliştirerek, firesiz çalışabilmenin yol ve yöntemlerini bulmak için gayret gösteriyoruz. İçe dönük değerlendirmeler de yapıyoruz.
Dijitalleşme, otomasyon ve otonom uygulamalar bizim de ilgi menzilimizin dışında değil. Herhangi bir iş insanı işine odaklanmışsa, kendini dünya genelinde olup bitenlerden soyutlayamaz; soyutlarsa piyasa kısa zamanda ona gereken dersi verir.
Kendimizdeki eksiklikler kadar makroiktisadi politikaların yarattığı maliyet-fiyat dengelerini tutturmanın çok zorlaştığı bir aşamadan geçiyoruz.
Sektörde kime sorsanız size “kalifiye işgücü arzının yetersizliği” konusundan söz edecektir. Bu bir ülke sorunudur, iş insanlarının kendi imkanlarıyla çözebileceği sorun değildir. Eğitimin en büyük verimlilik etkeni olduğunu bilmeyen var mı?
Değinmek istediğim bir başka husus, “genel tatminsizlik, aşırı belirsizlik, hatta çaresizlik duygusu”. Bu durum bırakınız yeni yatırım yapmayı, elde mevcut olanı bile koruyup geliştirmeyi engelliyor. Sorunlar ülkenin üretimiyle ilgili, herkesi ilgilendiriyor. Birbirimizi iyi anlar, dayanışma içinde arayışa girersek çözüme gidiş yolculuğumuzu hızlandırabiliriz.
SERMAYE YETERSİZLİĞİ BİR SIR DEĞİL
Muharrem Erdoğan:
Ülkemizde üretim sektörü bugünlere kolay gelmedi. Büyük bedeller ödeyerek yarım yüzyıldır deneyim ve birikim oluşturmak için emek ve zaman harcandı. Bu çabalar ülkemizi, tekstil ve hazır giyimin bütün alanlarında önemli bir seviyeye taşıdı. Bu birikimi eksik ve yanlış kararlar alarak heba etme yanlışına düşmemeliyiz.
Yapılacak iş hiç de zor değil. Günümüzde gizli bilgi az. Her şey açık kaynaklarda gözlerimizin önünde cereyan ediyor. Dünya genelinde koşulların nasıl oluştuğunu, nasıl olgunlaştığını, nasıl derinleştiğini ve yaygınlaştığını izlemek, gözlemek, analiz etmek ve anlamak ilk işimiz olmalı.
Unutmayalım ki yaşadığımız dönemde bağlantı kurma, iletişimi geliştirme, rekabet koşullarını belirleme ve uygun işbirliklerini yapma, başarılı olmanın gerek şartı.
Eğer Vietnam farklı bir eğitim uyguluyor, nitelikli işgücünü yeteri kadar arz ediyorsa; siz bunu yapmıyor veya yapamıyorsanız rekabette nasıl kazanırsınız? Başta mesleki eğitim olmak üzere bütün eğitim sisteminin niceliği ve niteliği günün şartlarına göre ele alınmalı.
Ülkemizde iş dünyasının ve girişimcilerin “sermaye yetersizliği” sır değil. Sektörümüzde “mali destekler” için kimin ne yapması gerektiğini tanımlamış ve tasvir etmiş olmalıyız ki, kaynakları etkin verimli kullanabilelim.

AKSESUAR ÜRETİCİLERİ DURUM DEĞERLENDİRMESİ YAPTI
Son yarım yüzyılda verilen teşviklerin de etkisiyle tekstil ve hazır giyimde ciddi üretim kapasitesi oluştu; ancak büyümenin stratejik bir plan çerçevesinde yapılmamış olması gereksiz yığılma, anlamsız rekabet ve ülke kaynaklarının heba edilmesi sonucunu doğurdu.
Konfeksiyon Yan Sanayicileri Derneği (KYSD) ev sahipliğinde yapılan Moda ve Hazır Giyim Federasyonunun (MHGF) organize ettiği çalıştaydaki durum değerlendirmelerinde aşağıdaki hususlar öne çıktı:
■ Çalıştaylar, “Birbirimizle rakip değil, çözüm ortağı olduğumuzu kabul ederek birlikte kendimizi dünyada nasıl konumlandıracağımızı ortaya koyan bir projedir”.
■ “Sektörün hem bugün hem de geleceğini belirleyecek bir vizyona ihtiyacımız olduğu çok açık bir gerçeklik”.
■ Finansmana erişimin zorlaşması, faiz oranlarının yüksekliği, düşük kur politikasının baskısı, yüksek enflasyon, tüketici güvenindeki zayıflama gibi işletme dışı bağımsız değişkenlerin artan maliyet baskısıyla giderek sıkışıyoruz.
■ Vadeli çalışma sistemi, giderek bozulan nakit yönetimi işyerlerini ciddi darboğazlara doğru itiyor.
■ Birçok üretim alanında olduğu gibi aksesuar üretiminde de “nitelikli işgücü” bulma ve uzun süreli çalıştırma imkanları azalıyor. İşgücü eğitimi ve arzının yeterli hale getirilmesinin bir “milli sorun” olarak ele alınması gerekiyor.
■ Dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve yapay zeka iş süreçlerini köklü biçimde değiştiriyor; üretim tesislerimizde “modernizasyon yatırımları” ihtiyacı hızla artıyor.
■ İş insanımızın geleneksel içe kapanık yönetim anlayışı yeni ihtiyaçlara cevap vermiyor; birleşme ve işbirlikleri yoluyla rekabet edebilir ölçek, modernizasyon yatırımlarıyla rekabet edebilir teknoloji ve zihniyet değiştirerek rekabet edebilir yönetim anlayışı gerekiyor.
■ Dünya pazarlarının küçülmesi, etkin yönetimle üreticinin serbest ve adil ortamda rekabetinin sağlanması, haksız rekabetin önlenmesi, üretim sektörlerinin yarım yüzyılı aşkın sağladığı birikimin heba edilmemesi şart.
■ Teknolojinin “kalite homojenliği” yaratması “ürün menşe algısının” etkisinin azalması pazarda “marka ve imaja” dayalı satışı öne çıkarıyor. Bu eğilim dikkate alınarak, marka ve imaj yaratmada bütün ekonomik aktörlerin işbirliği ve güç birliği, ivedi sorun ve çözüm yollarından biri olarak karşımızda duruyor.
■ Ülkemizde son yarım yüzyılda tekstil ve hazır giyim alanında verilen teşviklerle ciddi bir üretim kapasitesi oluştu; ancak, büyümenin stratejik bir plan çerçevesinde yapılmamış olması gereksiz yığılma, anlamsız rekabet ve ülke kaynaklarının heba edilmesi sonucunu yarattı.
■ Tekstil ve hazır giyim sektörünün kapsamlı bir değerlendirilmesi yapılarak, yeni bir ekosistem oluşturulması; yeni yatırım iklimi ve koşullarıyla rekabet edebilir bir kurumsal işleyişle yönlendirilmesi gerekiyor.